Nevzat Laleli nlaleli@mynet.com www.yuvamiz.net
Ancak yaratıcımız canlı varlıkları ve özellikle de insanı, kendisine akıl gibi bir nimet vermiş olduğundan dolayı başıboş bırakmamış, bu duygu ve hislerin iyi ve doğru yollarla kullanılabilmesi için kurallar koymuştur. İnsanı hayvandan ayıran en önemli özellik, hayatın devamı ve memat’ın (ahiretin) saadetini sağlayabilecek bu kurallara uyabilmesidir.
Eğer karşı cinse duyulan duygu ve şehvet, hiçbir kural tanımadan yerine getirilmek istenirse buna “zina,” bir kurala bağlı olması halinde adına “nikâh” denmektedir. İkisi arasında farkı uzun uzadıya belirtmek mümkünse de şu kadarını söylemek yeterlidir.
Zina’da eşler birbirlerine karşı bir sorumluluk taşımazlar. Bu eylemden kadının hamile kalması da mümkündür ve genellikle doğuracağı çocuğuyla baş başa kalmakta, erkek baba olma sorumluluğunu taşımamaktadır. O, şehvetini tatmin etmiş, bir başka kadını bulmanın arayışı ve telaşı içerisine girmiştir.
Günümüzde, zinanın serbest olduğu Batı ülkelerinden; “Fransa’da zina yoluyla doğan çocuk sayısı, nikâh yoluyla doğan çocuk sayısını aşmış bulunmaktadır” Zina mahsulü doğan çocuklar (veledi zina’lar) ise hayatları boyunca yana-yakına gerçek babalarını arayacaklardır.
BİRLEŞMENİN KURALLARI
Hâlbuki nikâh’lı birleşmelerde, evliliklerde eşler, hayatın ve doğacak çocuğun sorumluluğunu birlikte paylaşmakta, çocuk doğduktan sonra kendini doğuran kadına anne, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan erkeğe de baba demektedir. Çocuk, gençlik (rüşt) çağına gelinceye (kendi ayakları üzerinde duruncaya) kadar bu iki varlığa yani anne ve babaya dayanacak, iyi ve kötü günlerinde onlardan maddi ve manevi destekler alacaktır. Böylece “neslin emniyeti” sağlanmış olmaktadır.
Evlenmek, yaratıcımız tarafından teşvik edilmiş, hatta topluma görev vererek ; “bekârlarını evlendirmesi…” ni emretmiştir. (Nur suresi 32. ayet) Peygamberimizin sayısız hadis-i şerifleri ve kendi uygulaması (sünneti) de bu konuda bizlere yol göstermiştir. Şu hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz; “Sizin şerlileriniz, bekârlarınızdır” buyurarak, bekâr kalmayı kötü görmüş, “Evlenen dininin yarısını korumuştur. Diğer yarısı ise Allah’tan korkmaktır” buyurarak ümmeti olan biz Müslümanları ikaz ve irşat (aydınlatma) etmiştir. Ayrıca kendisi de evlenerek, evlenmede ki sünnetini ortaya koymuştur.
Bu gün ülkemizde inancı kuvvetli olsun zayıf olsun, İslam’ı yaşıyor olsun yaşayamıyor olsun her kes oğulları için bir kıza talip olacağı zaman şu kalıplaşmış sözü söylemektedirler. “Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızınıza talibiz.” Peygamberin kavli demek evlenmek suretiyle onun yaptığı sünneti demektir.
Zinanın fert ve toplumda doğurduğu felaketler sayılamayacak kadar çoktur. Ama bir örnek bile bizim yüzümüzü kızartacak şekildedir. Yüzde 99’unun Müslüman olduğunu söylediğimiz ülkemizde, Ankara başta olmak üzere büyük illerdeki büyük Bil-Bortlar da, (2005 yılında) Sağlık Bakanlığının; “AİDS’TEN KORUNMAK için TEK EŞLİLİĞİ tercih edin” afişi her şeyi anlatmaya yetmektedir.
Bu felaketin yayılmasında en büyük amil (etken) hiç şüphesiz çocuklarımızın ve gençlerimizin İslam inancından uzak yetiştirilmesidir. Zira materyalist bir düşünceyle yetişen gençler, aile mahremiyeti, eşin kutsallığı, evladın ahlak kurallarına uygun yetiştirilmesi gibi bütün manevi değerleri reddetmekte, hatta bu değerleri çiğnemeyi kendisi için sanki bir kahramanlık kabul etmektedir.
İkinci amil ise “Medya yani gazeteler, dergiler ve TV’lerdir.” Daha çok Rantiyeci ve çıkarcı bir kısım azınlığın elinde bulunan bu gazeteler ile birçoğu kanalizasyon gibi çalışan kanallar; haberlerinde, yorumlarında, filmlerinde kendini seyredenleri ve özellikle geçlerimizi tahrik etmekte, fuhşa ve zinaya yönlendirmektedir. Son dönemlerde İnternet de bu koroya katılmış en açık en ahlaksız film ve fotoğrafları hiçbir ahlaki kural tanımadan ulaşabildiği erkek-kadın-çocuk herkese sunmaktadır.
Öte yandan “Nikâh” madden ve manen zaten “Kaf dağının ardındadır” Bir gencin evlenerek kendini zinanın afetinden koruyabilmesi, o kadar zor bir olaydır ki birçok genç bu zorluğu aşabileceğine inanmamakta ve şevket duygularını bastıramadığı için kendini zina ve fuhşun içerisinde bulmaktadır.
Gördünüz mü, yıllarca imansız insan yetiştireceğiz diyenlerin yetiştirmiş olduğu hilkat garibelerini. Yine gördünüz mü, basın-yayın yoluyla yıllardır cinsel tahrik altında tutulan insanların yaptıklarını… Her gün gazetelerde buna benzer birçok haberi okumuyor muyuz?



