Kuzey Irak’a yapılan son sınır ötesi askeri operasyonunun ABD’nin de desteğini alarak gerçekleştirdiğimiz yetkilerce defalarca ifade edilmiştir. Nitekim Harekât için TBMM’den karar çıktıktan sonra bir ay kadar beklenilmiş, Başbakan Erdoğan bu arada ABD’ye giderek Bush’la görüşmüş, daha sonra da “ABD’den İstihbarat desteği alıyoruz” denilerek askeri harekât başlatılmıştı.
Hâlbuki bu ABD değil midir, 1960’lı yıllardan bu yana ülkemize gönderdiği barış gönüllüleri eliyle karanlık çalışmalar yapan. Ve yine bu ABD değil midir ki en yetkili isimlerinin ifade ettiği taşeron PKK örgütüne silah, cephane ve mühimmat desteği sağlayan.
Bugün artık birçok askeri ve siyasi yetkililerimiz PKK terörünün Çekiç Güç şemsiyesi altında gelişip büyüdüğünü, en büyük desteği Çekiç Güç’ten gördüğünü ifade etmektedirler.
Terörün yükseliş ve düşüş trendine baktığınızda 1996 – 97 yıllarında ki Refah yol iktidarı döneminde en düşük seviyesine ulaştığını görülmektedir.
Türk-Kürt kardeşliğinin bu topraklarda yeni yeşermeye başlamış bir filiz değil, kökü 1000 yıllık din, tarih ve kültür birliğine dayanan ulu bir çınar ağacıdır.
Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, İstiklal Savaşında Türk’üyle, Kürdü’üyle, aynı vatan, aynı ideal, aynı din için can verdiğimiz asla aklımızdan çıkarılmamalıdır.
Bu vesileyle bütün Türk ve Kürt kardeşlerimize bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Gün her zamankinden fazla birlik olma günüdür. El ele, omuz omuza verme günüdür. Hepimiz kardeşiz. Bu kardeşliği kimsenin bozmasına izin vermemeliyiz.
1996 yılında başlatılan Doğusuyla Batıyla kardeşlik çalışmaları 28 Şubat antidemokratik süreciyle akamete uğratılmıştır. Eğer bu adımlar daha sonraki hükümetlerce de aynen uygulansaydı bugün sorun büyük çapta çözüme kavuşturulmuş olacaktı. Şehit cenazeleriyle yüreklerimiz yanmayacaktı. Keşke bugün şehit cenazelerindeki acı feryatlar yerine, o fidan boylu gençlerimizin düğün törenlerindeki mutluluk naralarını duysaydık. Keşke top tüfek dumanları yerine, fabrika bacalarının dumanını görseydik. Keşke birbirimize yumruk sıkacağımıza, kol kola, omuz omuza halay çekseydik.
Hazreti Süleyman (a.s) ın önüne bir çocuk hakkında analık iddiasında bulunan iki kadın getirilir. Her ikisi de çocuğun kendisine ait olduğunu söylemekte ve çocuk üzerindeki analık haklarından vazgeçmemektedirler.
Süleyman (a.s) çocuğun bir masaya yatırılmasını ve kendisine bir kılıç getirilmesi emreder. Anneler kılıçla ne yapmak istediğini sorunca da; “Gerçek anayı tespit edemedim. Her ikiniz de analık hakkından vazgeçmiyorsunuz. O halde çocuğu iki parçaya ayıracak ve her bir parçasını birinize vereceğim” der. Hemen analardan birisi feryadı basar ve “Ben hakkımdan vazgeçtim. Çocuk kesilmesinde öbür anaya verilsin” diye yalvarır.
Bunu üzerine Hz. Süleyman, çocuğu bu feryat eden anaya, diğerine de ceza verir. “Gerçek ana çocuğunun kesilmesine razı olamazdı” dediği gibiyiz.



