İşte o yasa bu günlerde TBMM’den çıkmak üzeredir. İlgili komisyonda AKP’liler sayıca fazla olmalarından dolayı her hangi bir değişikliğe uğramayan yasa, büyük bir ihtimalle meclisten de aynen geçmiştir. Ve onay için Cumhur Başkanı Sayın Gül’e gönderilecektir.
Sayın Gül yasayı onaylar ve Resmi gazetede ilan ettirir mi, yoksa onaylar da yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine mi götürerek iptali için dava açar mı? Ne dersiniz?
İkincisi, Lozan antlaşmasıyla yasaklanan azınlık vakıfların mülk edinmeleri serbest hale getirilmektedir. Lozan antlaşması İstanbul’da bulunan Ortodoks Rum kilisesi olan Fener Rum Patrikhanesine, mevcut gayr-i menkulleri dışında her hangi bir ilave mülk alımına izin vermiyordu. Onlar da Patrikhane çevresindeki (Haliç de) bazı önemli arsaları kendi cemaatleri adına satın alıyorlar ve üzerlerinde tutuyorlar ama Patrikhanenin kullanımına açıyorlardı. Şimdi bu kanun çıkar çıkmaz Rumların üzerinde bulunan gayrimenkuller artık Patrikhane üzerine devredilecektir. Ve yeni arsa ve arazi alım çalışmalarına başlayacaklardır. Böylece Lozan antlaşması da delinmiş olacaktır.
“Olsun efendim. Onların satın aldığı mallar yine bu ülkede kalacaktır. Her hangi bir taşını alıp götürmeyecekler ya (!)” demek oyunun sonunu görememek demektir.
Üçüncüsü, Vakıflar (Pek tabii Rum Fener Patrikhanesi) yurt dışındaki kuruluşlara üye olabilecek, yurt dışından üye kuruluşlar kabul edebilecek ve yurt dışında şubeler açabilecektir.
Dördüncüsü, yurt dışında her türlü bağış ve yardımların kabulü mümkün olacaktır.
Beşincisi, gayrimenkuller üzerinde mutlak hâkim olacaklar, bunların alım ve satımları için her hangi bir merciden izin almayacaklardır.
Hâlbuki Milli Gençlik Vakfı Genel başkanlığı yaptığım dönemlerden biliyorum ki vakıflar aldığı menkul ve gayrimenkulleri vakıflar müdürlüğüne kayıt ettirmek ve satmak istedikleri zaman da kaça satacaklarını, alınan para ile ne yapılacağını belirterek izin almak mecburiyetindeydiler.
Diğer taraftan Ortodokslara Papaz yetiştirecek “Ruhban okulunun” da açılabileceği bizim yetkililerimiz tarafından değişik yurt dışı toplantılarında dile getirilmektedir.
Bütün bunları alt alta topladığınız zaman karşımıza bir “Türkiye Vatikanı’nın kurulması için gerekli bütün alt yapının hazır olduğu” anlamı çıkmaktadır.
Şimdi artık gündemde “Türban konusu” vardır ve çok önemli ve hükümranlık haklarımızla yakında ilgili “Vakıflar kanun tasarısı” görüşmeleri milletimizin gözünden başarılı bir şekilde gizlenmektedir.
Vakıflar yasa tasarısı ile ilgili olarak İzmir CUMOK Temsilcisi Demet Günoğlu’nun 16 Şubat günü İzmir Konak Yeni Karamürsel önünde dağıttıkları el ilanında, tasarının kanunlaşmasıyla neler olabileceğini şöyle anlatmaktadır.
“● Bir gün babanızdan kalan evinizin bahçesinde otururken, dış kapıdan bahçenize turist kılıklı, keçi sakallı bir adam beraberinde bir avukat ve polis gelerek size; evinizin aslında iki yüz sene önce kurulan Papaz Dimitrius vakfına ait olduğunu, bu sebeple Avrupa Birliği yasalarına göre malınızı onlara vermeniz gerektiğini söyleseler ne yapardınız? Onunla da kalmayarak sizi ailenizle birlikte kapının önüne koysalar ne tepkiniz ne olur du? Hiç düşündünüz mü?
● Yapılmasını Rockefeller Vakfı, Dünya Kiliseler Birliği ve Avrupa Birliği istediği için şu anda mecliste görüşülmekte olan Vakıflar tasarısı yasalaşırsa, Osmanlı zamanında kurulmuş azınlık cemaat vakıflarına mallarını geri isteme hakkı tanınacak ve o gün başınıza gelecek aynen bunlar olacaktır.



