SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
15 Mart 2008 Cumartesi 20:36
  Muhammed ÖZYİĞİT
  
Sosyal Güvensizlik Reformu !
 
 

     Sosyal güvenlik, İslam dini içinde geniş yer tutar. İslam’da, servet sosyal güvenlik harcamaları ile gerektiği ölçüde transfere uğrar ve bu yolla Allah’a kulluk yapmayı unutturan fakirlik ile azdıran zenginlik de önlenmiş olur. Diğer canlılara karşı üstün olarak yaratılmış olan insan, dilenecek hale düşürülemez. Bakara Suresi’nin 177. Ayet-i Kerimesi’nde olduğu gibi, “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.” birçok Ayet-i Kerime’de İslam’ın sosyal güvenliğe bakış açısı belirtilmiş ve bununla da kalınmayarak zekât, fitre, sadaka, vakıf vb… gibi kurumlarla da sosyal güvenlik sistemi kurumsallaştırılmıştır.

 

     Kur’an-ı Kerim’in emirlerinden biri zekât verilmesidir. Zekât, zenginin malından fakire tanınan belirli bir haktır. Tam ehliyetli müslüman ve hür kişilerin yeme, içme, giyinme, oturma gibi temel ihtiyaçlarının üzerinden; mülkiyetlerinden kalan malların (dikkat edin gelirlerinin değil, servetlerinin) Allah’ın tayin ettiği belirli bir kısmı çıkarıp; müslüman fakirlere, muhtaç kişilere verilme işlemidir. Bu oran her yıl itibariyle 1/40’tır. Kuran’da zekâtın miskinlere, kölelere, borçlulara, yolculara ve zekât toplayanlara verileceği belirtilir. Böylece asgari bir hayat standardının altına düşenlere; asgari hayat standardı çizginin üstünde kalanlar tarafından verilen zekât; bugün çok tartıştığımız; adil servet dağılımını sağlar. Zekâtın, bir sosyal güvenlik müessesesi olduğunu gösteren diğer yönü de, verilmesinin mecburi oluşudur. Zekât veren, Kuran’ın bir emrini ve İslam’ın bir şartını yerine getirmiş olduğundan; bundan büyük bir haz duyar. Sadaka ve fitre için de durum aynıdır.

 

     İslam’da sosyal güvenlik bakımından üzerinde durulması gereken en önemli müesseselerden biri de vakıf müessesesidir. Kuran’ın hayır işleme, yardım etme yolundaki emirlerini yerine getirmek için kurulmuş olan vakıflar da, tıpkı zekât müessesesi gibi adil servet dağılımını sağlamışlardır. Vakıflar sayesinde; varlıklı, hayırsever kişiler özellikle taşınmaz mallarının gelirlerini, dini ve sosyal amaçlı hizmetlerin görülmesi için kurulmuş olan kurumların finansmanına tahsis etmekte, bu amaçla bu malların mülkiyetini sözü edilen kurumlara devretmekteydiler. Vakıf kurumu eğitim, bilim ve uygarlığın gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Vakıflar sayesinde; sosyal barış sağlanmış ve Osmanlı bütün enerjisini, dış güvenlik konularına harcayabilmiş, 600 yıl ayakta kalabilmiştir.

 

     Batı ise, sosyal güvenlik fikriyle ancak, İslam’dan 13 yüzyıl sonra daha dün, 1935 yılında tanışabilmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin sosyo-ekonomik açıdan derin izler ve güvensizlikler ortaya çıkarmasından sonra, ABD’de başkan Roosvelt döneminde 1935 yılında çıkarılan “Sosyal Güvenlik Yasası” ile resmi ifadesini bulabilmiştir. 18 ve 19. yüzyıllarda yoksulluğu, bazı insanların günahlarının karşılığı olarak “Tanrı” tarafından verilmiş bir ceza olarak gören ABD Kapitalist-Pragmatizmi (Faydacılık), Komünizm tehdidi ortaya çıkınca, bir bakıma zorunlu olarak sosyal güvenlik uygulamalarına geçmek zorunda kalmıştır. Keynes’in dediği gibi, “Bunu yapmazsak, kuzeyden gelirler.”

 

     Bugün gelinen noktada, devletlerin sosyal güvenlik ödevlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

     1– Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır, asgari bir hayat sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar.

     2– Hastalanma yahut sakatlanma suretiyle kazanma gücünü kısmen ya da tamamen kaybedenleri iyileştirmek için onlara sağlık yardımları yapar, sakatları tekrar çalışma hayatına döndürmek için rehabilitasyon hizmetleri sağlar.

     3– İş kazalarına engel olucu önlemler almaya çalışır.

     4– İşsizliği yenmeye, çalışanlara işsiz kaldıkları sürece yardım yapmaya çaba gösterir.

     5– Dar gelirli insanların konut ihtiyaçlarını uygun ölçüde karşılamaya çalışır.

     6– Aileye ek maddi yük getiren bazı durumlarda (evlenme, doğum, eğitim vb… gibi) yardım yapar.

 

     Görüldüğü gibi, sosyal güvenlik, ekonomik yönden güçsüzleri, insanca yaşamak için yeterli olan geliri olmayanları korumayı amaçlar. Bir toplum içinde yaşayan bu kişilerin, ihtiyaçlarını kendilerinin sağlaması olanaksız olduğundan; işverenlerin daha doğrusu ekonomik yönden güçlü olanların katkısı zorunludur. Böylelikle, toplumdaki ekonomik eşitsizlikler bir ölçüde azaltılmış ve sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanmasına yardımcı olunmuş olur. O halde sosyal güvenliğin en önemli amacı toplumda gelirlerin yeniden dağıtılmasıdır.

 

     Osmanlı’nın cihan devleti olabilmesinin sırlarından birisi de budur. Yukarıda devletlerin sosyal güvenlik ödevleri olarak belirttiğimiz ödevleri harfiyen yerine getirmesindedir. Hatta bunlardan daha fazla milletini düşünmesinde, düşünebilmesindedir.

 

     Bütün bunlara rağmen siz, bugün AKP’nin yaptığı gibi, sosyal güvenliği genişletici ve geliştirici adımlar atacağınıza kapitalistlerin ideolojik ve bilinçli önerileri doğrultusunda hareket ederek, kısıtlayıcı adımlar atmaya kalkışırsanız, sosyal adaleti sağlayamaz, bunun sonucunda da sosyal barış da bozulur ve sonuç felaket olabilir. Kapitalist-Pragmatistlerin ideolojisi zaten budur. Adam SMİTH’in, “insanların bireysel çıkarlarını gözeterek ve bu yolda birbirleriyle rekabet ederek ortaya koyacakları çabaların sonucunda herkesin yararına uygun bir toplum doğacaktı. Yeter ki devlet, şunu veya bunu korumak için veya başka bazılarını frenlemek veya engellemek için müdahalede bulunmasın; olup bitenler karşısında, bizim dilimize “altta kalanın, canı çıksın” biçiminde aktarabileceğimiz “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” (laissez-faire, laissez-passer) ilkesine bağlı kalsın.” Smith, bencil çabaları ortak mutluluğa ve ortak yarara kanalize eden bir “görünmeyen el”in varlığına inanmaktaydı ve bu inanca uygun davranışlar hızla ekonomik ve toplumsal hayatın özü haline geldi.

 

     AKP iktidarı peki sizin ideolojiniz ne? Çok kullandığınız, “Garip-gurabanın” haklarını bütçenin kara delikleri diye elinden almaya kalkışmaktansa, bütçedeki asıl kara delik olan faiz ödemeleri üzerinde durmanız gerekirken devletin aslî üç güvenlik görevinden biri olan sosyal güvenlikle (diğerleri iç ve dış güvenlik) ilgili yukarıdakileri niçin aklınızdan bile geçirmezsiniz?

 

     TBMM’de komisyondan geçen ve Genel Kurul’da görüşülecek olan Sosyal Güvenlik Reformu ile “garip-gurabanın” elinden alınmaya çalışılan haklardan bazılarına bakarsak AKP’nin ideolojisinin ne olduğunu anlayabiliriz:

     1– Şu anda kadınlar için 43 ile 58 arasında değişen emeklilik yaşı; 2036’ya kadar tüm kadınlar için 58’e, 2036-2048 arasında ise 59-65 arasına yükseliyor. Erkekler içinse, şu anda 47 ile 60 arasında değişen emeklilik yaşı 2036’ya kadar tüm erkekler için 60, 2036-2048 arasında 60 ile 65 arasına yükseliyor.

     2– İşçiler için 7000 gün olan, esnaf ve memurlar için 25 yıl olan emeklilik için gerekli olan prim ödeme gün sayısı; işçiler için 2008’den itibaren her yıl 100 gün artarak, 2028’de 9000 gün olacak.

     3– İşçiler için 900 gün, esnaflar için 1800 gün memurlar için 3600 gün olan ölüm ve malullük aylığına hak kazanma süresi; herkes için 1800 günde sabitlenecek.

     4– 90 gün prim ödeyen işçi, işten ayrılınca 6 ay sağlık hizmeti alırken; prim ödeme süresi 30 güne indiriliyor, ancak, işsiz kalınca sadece 10 gün tedaviden yararlanabilecek.

     5– Yatarak tedavide sigortalılar katkı payı ödemezlerken; kamu hastanelerinde otelcilik ve öğretim üyesi farkı; özel hastanelerde % 20 fark alınacak.

     6– Daha önce muayene ve tedavi için ücret ödemeyen işçi, memur ve Bağ-Kurlular; bundan böyle, şimdilik 2 YTL. ödeyecekler, bu oran arttırılabilecek.

 

     Bu adı, Sosyal Güvenlik, aslı Sosyal Güvensizlik Reformu olan düzenlemelerin en önemli özelliklerinden birisi de, düşük kur havası ile şişirilmiş; 5 yıllık AKP ekonomisi balonunun, patladığının ilk göstergesi olmasıdır. 5 yılda ekonomi, “% 30 büyüdü” diyenlerin, garip-gurabanın kazanılmış haklarını, tüm hukuk kurallarını hiçe sayarak, gaspetmeye kalkışması bana çok manidar geliyor. Demek ki, 5 yılda % 30 büyüdük, teranesi asılsızmış. 5 yılda ekonomi % 30 büyüseydi, bunlar yapılmaya çalışılır mıydı?

 

     Unutmayalım ki, Abraham LINCLON ABD’de köleliği kaldırınca gelişme engellenmedi, Bilakis, gelişme hızı katlanarak arttı. Sosyal güvenlikte gelişmeyi engelleyici değil, arttırıcıdır. Çünkü, insanlar,sosyal güvenlik sayesinde umutlarının gerçekleşebilmesi için daha etkin ve verimli çalışırlar.
 
 
 
 
 
 
Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5290
€ Euro
2.0540
IMKB
28.304
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008