Uluslararası Para Fonu (IMF) ile aramızdaki 8. stand-by anlaşması, 2008 Mart ayında tamamlanacak. Bugüne kadar uygulanan IMF destekli program "faiz dışı fazla" çıpasına dayalı idi.
Bütçeden her yıl milli gelirin yüzde 6'sı dolayında bir faiz dışı fazla ayrılması öngörülüyordu. Böylece iç borçların faiz ödemeleri yanında ana para ödemeleri de teminat altına alınıyor, iç borç stoğunun zaman içinde eritilmesi hedefleniyordu. Hükümet ekonomiyle ilgili birçok konuda olduğu gibi bu konuda da başarılı olamadı ve iç borçlar azalacağına 5 yılda katlanarak arttı.
Açık anlatımı ile faiz dışı fazla iç borçların teminatı/garantisi durumundaydı.
ANKA kaynaklı bir haberden öğrendiğimize göre IMF bu kez, Türkiye ekonomisinde istikrarın sağlanması için yürüttüğü "faiz dışı fazla" göstergesine dayalı program yerine, uluslararası piyasalardaki dalgalanmaya karşı dış borçların ödenmesinin garanti edileceği "döviz rezervine dayalı" program geliştirdi.
Böylece, 1958 yılından bu yana devam eden IMF-Türkiye ilişkileri bundan böyle "döviz çıpası" ile devam edecek.
Döviz çıpasının hedefi, Türkiye'nin dış borçlarının teminat altına alınması. Bunun için de Merkez Bankası'nın döviz rezervinin artırılması.
Merkez Bankası döviz rezervini 3 yoldan artıracak. (1) Döviz satın alacak. (2) Döviz ile borçlanacak. (3) IMF tarafından Merkez Bankası'na belli bir limit dahilinde döviz ihtiyaç kredisi imkanı tanınacak.
Yeni anlaşma ile Türkiye'nin döviz rezervleri yakın takibe alınacak.
IMF'in bu program için verdiği desteğin, tanıyacağı kredi limitinin bir özelliği var.
IMF bu program karşılığında Türkiye'ye herhangi bir kredi kullandırmayacak. "Reserve Augmentation Line-RAL" diye adlandırılan, Türkçe'ye "rezerv büyütme imkanı" olarak çevrilen bu sistemde, olası bir durumda, Türkiye'den döviz çıkışı başladığında ve Merkez Bankası'nın döviz rezervi yetersiz kaldığında IMF düşen rezervi belli bir oranda karşılayacak.
Bu sistemin gereği nedir?
Yapılan açıklamalara göre bankalarımızın yurtdışından kullandıkları krediler 55 milyar dolara ulaştı.
Özel sektörün dış borcu 125 milyar dolar.
Kamunun dış borcu 72 milyar dolar.
Bunlar dışında Türkiye'de yabancıların hisse senedi, bono yatırımları var.
IMF herhangi bir kriz durumunda bunların ödenmeyebileceğinden korkarak yabancıların alacaklarına teminat/garanti düzeni kurmak istiyor.
ANKA'nın haberine göre ekonomi yönetimi eylül ayına, hem bütçe hazırlıkları, hem de IMF ile ilişkilerin sürdürülmesi için planlanan yeni anlaşma için oldukça yoğun bir çalışma ortamına girdi.
Mart 2008'de tamamlanacak IMF destekli programın yerini alacak anlaşma tartışılırken, IMF yetkililerinden Türkiye ile ilişkilerini yeni bir programa bağlamak için "rezerv çıpası" önerisi masaya getirildi.
Fon (IMF) yönetimi, uluslararası piyasalarda süren dalgalanmaları dikkate alarak, özel sektörün dış borç ödemelerini güvence altına alınması için bu yeni öneride ısrarcı oluyor. Fonun Türkiye'den belli oranda döviz rezervi tutulması garantisi isteyeceği anlaşılıyor. Bu rezerv Türkiye'nin özellikle, bankacılık sisteminin dış borçlarının ödenmesi konusunda uluslararası piyasalara garanti olarak sunulacak.
Yani, hükümetin, 5 yılda 10-15 milyar dolardan 50-60 milyar dolara çıkarttım diyerek övündüğü Merkez Bankası’nın döviz rezervi, çiftçi, köylü, memur, esnafımıza kullandırılmayarak, bu güne kadar olduğu gibi bekletilecek ve bu miktar büyük ihtimalle de 100 milyar dolara çıkarılacak, AKP Ekonomistleri ve Başbakan da milletimize kullandırtmadığı bu parayı 100 milyar dolara yükselttik diye övünecek. Ne günlere kaldık !..
Haaa !.. unutmadan Merkez Bankası “döviz rezervi” nin Merkez Bankası’nın kasasında değil de, ABD’de olduğunu unutanlara bunu hatırlatmak isterim. Zaten Hükümet istese de, o parayı milletimize kullandıramaz. Bir ülkenin parası başka bir ülkenin kasasında, durum Düyun-u Umimiye'den de kötü.
Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in ABD'de, IMF ile garanti edeceği rezerv miktarı için görüşmeler yaptığı bildiriliyor. Açık anlatımıyla kaderimiz ABD'de belirlenecek.



