Bu köklü değişmenin bir başka yanı olarak, kurulan yenidünyanın üzerinde temellendiği ve işleyişine egemen olan dünya görüşü, adeta yeni ama vahşi bir din gibi insanların bilinçlerini derinden kavramaya başlamıştır.
19’uncu Yüzyıl liberal iktisatçılarından Adam SMİTH (1723-1790) bu dine, bir de sözde tanrı bulmuştu, “görünmeyen el”! Smith’e göre, “insanların bireysel çıkarlarını gözeterek ve bu yolda birbirleriyle rekabet ederek ortaya koyacakları çabaların sonucunda herkesin yararına uygun bir toplum doğacaktı. Yeter ki devlet, şunu veya bunu korumak için veya başka bazılarını frenlemek veya engellemek için müdahalede bulunmasın; olup bitenler karşısında, bizim dilimize “altta kalanın, canı çıksın” biçiminde aktarabileceğimiz “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” (laissez-faire, laissez-passer) ilkesine bağlı kalsın. Çünkü Smith, bencil çabaları ortak mutluluğa ve ortak yarara kanalize eden bir “görünmeyen el”in varlığına inanmaktaydı ve bu inanca uygun davranışlar hızla ekonomik ve toplumsal hayatın özü haline gelmeye başlamıştır.
Ancak, uygulamada durum böyle gerçekleşmemiş ve “görünmeyen el” bir türlü bencil çabaları ortak mutluluğa ve ortak yarara kanalize etmemiştir. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, dünün tarım işçiler, o günün sanayi işçisi olmuşlar, dilimize varoşlar olarak geçen, karton ya da bidon kentlerde 10 m2’ yi bile bulmayan tuvaleti bile içinde olan odaları, evleri olarak kabul edip; 8’er- 10’ar kişi olarak yaşamak zorunda bırakılmışlardır.
Liberal kapitalizm, doğuş ve gelişimi için en uygun ortama en önce İngiltere’de kavuşmuştur. O dönemde bu ülkede hâkim olan püritanist Hıristiyan dünya görüşü, bireyci kapitalizme haklılık kazandıracak bir öğretinin takipçisi olarak etkinliğini sürdürmekteydi. Bu inanca göre, yoksulluk bazı insanların günahlarının karşılığı olarak “Tanrı” tarafından verilmiş bir ceza idi. Zenginlik ise ilahi takdirin sonucu olan bir mükâfat sayılmaktaydı; yine de bazı insanlar iyi ve çalışkan oldukları halde yoksul düşmüşlerse, bunun da yadırganacak bir yanı olamazdı; zira, bu gibiler mükâfatlarını öbür dünyada fazlasıyla bulacaklardı. Dolayısıyla, yerleşmekte olan yeni ekonomik ilişkiler çerçevesinde ortaya çıkan, yoksulluk ve ekonomik dengesizlik gibi bazı sonuçları gidermek için, devletin – bırakınız yapsınlar ilkesine aykırı olarak – işçileri koruyucu önlemler alması veya – herkesin kendi kişisel çıkarını düşünmesi ilkesine aykırı olarak – bazı insanların sendika gibi örgütlerin çatısı altında dayanışma içine girmeleri, yalnızca Smith’in “görünmeyen eli”nin işini bozmakla kalmayacak, aynı zamanda püritanizmin ilahi takdirine de aykırı düşecekti.
Liberal kapitalizm bir diğer felsefi dayanağını da, Darwin’de bulmuştur. Darwin’in ortaya attığı teorilerin, doğa bilimlerinin dışında, toplumsal bilimlerde de geniş yankılar uyandırdığı bilinmektedir. Darwin, doğada yaşam kavgalarını sürdürürlerken birbirleriyle ölesiye bir yarış ve mücadele içinde bulunan canlıların dünyasında “doğal ayıklanma” kuramının hakim olduğu sonucuna varmış ve bu işleyiş sayesinde en sağlıklı ve güçlü olanların hayatta kalması, sağlıksızların veya güçsüzlerin silinip gitmesi sonucunda bir ideal dengenin gerçekleştiği görüşünü ortaya koymuştur. Böylece, vahşi rekabete dayalı bireyci kapitalist ekonomik işleyişin sonucunda, bazılarının iflas etmeleri, mülksüzleşmeleri, ekonomik hayattaki etkinliklerini yitirmeleri; buna karşılık, ekonomik açıdan sağlıklıların ve güçlülerin ayakta kalmaları esasına dayalı bir ekonomik dengenin ve “ideal düzen”in ekonomik hayatta da egemen olması, yalnızca ilahi takdire değil, doğal düzene de uygun görülebilmiştir.
İnsanların doğaya baktıkları vakit esas olarak vahşi hayvanların dünyasına egemen olan bazı kuralları görmeleri ve bu kuralların kendi dünyalarına taşınmasını kabul etmeleri gibi ilkel bir mantığa dayanan, buna karşılık, örneğin birbirlerinin güneşini engellememek için büyük bir çaba içinde bulunan bitkilerin ve yaprakların dünyasına egemen olan kuralları görmemeleri veya görmemezlikten gelmeleri için ortaya atılmış olan, Darwin ve Smith’in görüşleri bugün insanlığı felakete sürüklemektedir.
Smith’in, ortaya attığı “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesi aslında, o dönemde serbest hareket edemeyen bugün insanlığı inim inim inleten, uluslarüstü sermayeye, serbestlik kazandırmak için ortaya atılmış bir görüştür.
Belki, bugün Batı’da, karton kent ya da bidon kent gibi yerlerde yaşam mücadelesi veren insanlar çok azınlıkta olabilir. Ancak, bu durum Kapitalist İktisat Teorisi’nin temel dayanaklarından olan, Smith’in, bu görüşünün doğruluğunu ispatlamaz. Zira, uluslarüstü sermaye (kimler olduğu malumdur.) nasıl, 18. ve 19. yüzyıllarda, Smith’in bu görüşü sayesinde Batı insanını sömürmüşse, 20. yüzyılda ve bugün de şu veya bu şekilde iktisatçıların da hemen hemen tamamını arkasına alarak, yer değiştirerek Batı dışındaki diğer milletleri sömürmektedir.



