Kapitalist İktisat Teorisi Üzerine 4
Ekonomi çerçevesinde verilen eğitim, sadece ülkemizde değil, dünyada da bir standart oluşturmaktadır. Özellikle İkinci Dünya savaşından sonra ufku iyice daralan ekonomi, 1970’li yıllarla birlikte Başka Alternatif Yok mikrobuna yakalanmıştır. Bu mikrobun tesirinde bir müddet yaşadıktan sonra, 1980’li yılların sonunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ve yerine kurulan en büyük devlet olan Rusya Federasyonu’nun da serbest piyasa ekonomisi adı altında Kapitalist İktisat Teorisi’ne teslim olmasıyla birlikte, ekonomiye giren bu mikrop, kangren haline dönüştü. Şimdilerde ise, özellikle internet devrimiyle birlikte artık birçok araştırmacı, ufku iyice daralmış, Kapitalist İktisat Teorisi ekonomistlerine laf atmaktansa, daha geniş çevrelere ulaşarak oldukça ilgi uyandırmaktadırlar. Artık araştırmacılar, Kapitalist İktisat Teorisi’ni sorgulamakta ve bu sahadaki tabuları bir bir yıkmaktadırlar. Bunların yaptığı ilk ve en önemli işlerden birisi, ekonomiyi kısır rakam karşılaştırmalarından ve kanunmuş (dikkat edin teori değil) gibi ezberlettirilen birçok kavramdan yavaş yavaş uzaklaştırmaya başlamış olmalarıdır. Gerisi de çorap söküğü gibi gelmektedir.
Bu yazımızda, Kapitalist İktisat Teorisi içerisinde öğretilen ve bugün artık yavaş yavaş tabu olmaktan çıkmaya başlayan, bu (güya) kanunlardan en çok önemli olan ikisini inceleyelim.
Bunlardan birincisi, Say Kanunu denilen ve “Her arz (mal ya da hizmet sunumu), kendi talebini (mal ve hizmet alımı) oluşturur”, diye, ifade edilen teoridir. Özellikle bizim gibi, şimdilik, Azgelişmiş ülkeleri esir alan, tüketim çılgınlığının sebebi işte bu teoridir.
Nasıl mı?
Her arz, kendi talebini ortaya çıkarıyorsa, demek ki, ne üretirsem satabilirim diyen, Kapitalistler, birçok gereksiz mal ve hizmeti üretmekte ve bunları da istedikleri gibi pazarlayabilmektedirler. Bizim milli ve manevi değerlerimize aykırı olarak, porno ürünler, hiç gereği olmayan, yapay ürünler, üretilmekte, çam ağacı, cep telefonu vb… gibi birçok ürün bizlere olmazsa olmaz gibi sunabilmektedir. En kötüsü de yetkili merciler bu konularda herhangi bir adım atmamaktadırlar. Şimdi birileri diyecek ki, Efendim, insanlar da bunları almasınlar? Diyemezsiniz, çünkü, toplumumuz maalesef, tek tip insan yetiştirme, düsturuyla uygulanan eğitim sistemi nedeniyle, dejenere edilmiş ve gençlerimiz oyun oynamak için gittikleri internet kafelerden ya da evlerindeki internette oyun oynamaktan başka bir iş yapmaz hale getirilmişlerdir. Bütün bunların sebebi işte, Say Kanunu’dur. Her arz, kendi talebini ortaya çıkarır ön kabulüyle yola çıkarsanız, her türlü ahlaksızlığı üretmek sizin için adeta bir zorunluluk olur. Çünkü en çok para, bu ahlaksız ürünlerden kazanılabilmektedir.
İkinci olarak da, Malthus’un Nüfus Yasası olarak öğretilen, teoriyi inceleyelim.
Malthus'un öne sürdüğü teori iki ilkeye dayanmaktadır:
1. Herhangi bir kontrol olmazsa, nüfus potansiyel olarak geometrik oranda büyüyecektir ve her yirmibeş yılda bir iki misline varacaktır.
2. En uygun koşullar altında bile araziden alınan üretim en çok aritmetik oranda artacaktır.
Böylece, nüfus 1, 2, 4, 8, 16 (geometrik) sayılarıyla artarken, geçim kaynakları 1, 2, 3, 4, 5 (aritmetik) olarak artış gösterecektir. Eğer zaman aralıkları yirmibeş yıl olarak alınırsa, bir yüzyılda nüfusun besin maddeleri üretimine oranı 16’ya 5 olacaktır. Besin maddeleri azlığının, nüfus artışının kontrolü olduğu ile dengelenebileceği ileri sürülmektedir.
Bu ilkeler, gerçek büyümeyi değil, nüfusun ve üretimin potansiyel büyümesini belirtmektedir. Malthus'un tüm yazılarının tek amacı vardır: Tüm bireylerin rahat, mutlu ve daha özgür koşullarda yaşadığı, kendilerinin ve ailelerinin geçimine ilişkin hiçbir kaygı taşımayan insanlardan oluşan bir toplumun var olabileceğini savunanları çürütmektir.
Malthus'a göre, "nüfusun gücü, yeryüzünün, insanın geçimini sağlama gücüne kıyasla, sınırsız ölçüde büyüktür... Nüfus kısıtlanmadığında, geometrik oranla çoğalır. Geçim araçları ise, ancak aritmetik oranla artar... Bu nedenle, geçim araçlarının sağlanmasındaki güçlük, nüfus üzerinde güçlü ve sürekli bir kısıtlamayı gerektirir."
Malthus’un, nüfus artışı ile üretim artışı arasında, gerçek dışı bir ilişki kurarak geliştirdiği bu teorisi, ilk anda, bir "doğa yasası" olarak sunulmuştur. Malthus için, eğer bu bir "doğa yasası" ise, kaçınılmaz olarak, güçlüler güçsüzleri yok edecektir, dolayısıyla fazla nüfusun ortadan kalkmasına neden olan her olay, "doğru, haklı ve tanrısal"dır. Bu yüzden, büyük salgınlar (veba vb.), büyük kıtlıklar, büyük savaşlar, hep bu "doğa yasası"nın ürünleridir ve yararlı şeylerdir.
Görüldüğü gibi, Malthus, nüfus artışı ile üretim artışı arasındaki ilişkiyi çarpıtmakla, aynı zamanda, insanlığın yıkımına, kıyımına neden olan her türlü insanlık dışı uygulamayı onaylamakta ve savunmaktadır.
Sonuç olarak, İktisat sadece İktisat değildir. Ekranlara çıkıp; İktisadı, belli bazı rakamlar etrafında tartışanlar da milletimize en büyük kötülüklerden birisini yapmaktadırlar. Bugün, Say Teorisi’nin kabulü nedeniyle, tüketim çılgınlığını arttığını ve Malthus’un Nüfus Teorisi’nin de, savaşları ortaya çıkardığını anlatsanıza.