KAPİTALİST İKTİSAT TEORİSİ ÜZERİNE - 2
Geçen yazımızda Kapitalist İktisat Teorisi’nin (bundan sonra teori) birçok sakatlığının, hatta baştan sona kadar bir sakatlıklar zinciri, olduğunu ve bunların daha İktisadı tanımlarken başladığını; kaynakların sınırlı, ihtiyaçların sınırsızlığı palavrası üzerine kurulu olan bu teorinin; sakatlıklarını belirtmeye devam edeceğimizi yazmıştık.
Bu teoriye göre, yapılan İktisat tanımı kaynakların sınırlı, ihtiyaçların sınırsızlığı palavrasının yanı sıra gizli ve çok tehlikeli bir argümanı daha içeriyor. O da bu tanımın çatışmacı unsurlarının olmasıdır.
Teorinin en önemli uygulayıcısı ABD, diyor ki;
Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız mı?
Evet.
Öyleyse yapılacak iş, sınırlı olan bu kaynaklardan daha fazla pay sahibi olmaya çalışmaktır.
Sınırlı olduğu varsayılan kaynaklardan, daha fazla pay sahibi olmaya kalkışınca da, çatışmacı bir durum ortaya çıkmaktadır. Önce kişiler etraflarına saldırmakta ve makro düzeyde de, askeri açıdan kendilerini üstün görenler çeşitli bahanelerle dünyaya saldırmaktadırlar.
Bugün ABD pragmatizminin Afganistan, Irak vb… yerlere saldırması da aslında teorinin sakat olan İktisat tanımının daha da sakat olan uygulamasından başka bir şey değildir, diyemiyoruz;
ABD’nin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmiş olmasının sebebi tabi ki, sadece İktisadı böyle tanımlayıp, o’na göre hareket etmesi değildir. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken husus; Siyonizmin, ABD eliyle nihai amacı olan Arz-ı Mev’ud ideasını gerçekleştirebilmek için, ABD’nin, kendi kamuoyuna, İktisadın tanımı budur ve biz de bu tanıma uygun hareket etmek suretiyle, günlük ihtiyacımız olan 2 milyar dolar sıcak parayı buralardaki petrolden elde edeceğiz, demesidir.
Bir bakıma ABD, Ortadoğu’da bulunmasının asıl sebebi olan Büyük İsrail Devleti’nin kurulması amacını, sınırlı kaynaklardan daha fazla pay elde etmek için, Ortadoğu’dayız diye kendi kamuoyu nezdinde kamufle etmektedir.
Ülke içerisinde de, tanımın çatışmacı oluşunu şöyle anlatabiliriz;
Milli Gelir’den daha fazla pay sahibi olmak isteyen, işçilerle-işverenler, daha az vergi vermek isteyen esnaf ile Defterdarlıklar, avukat ile müvekkil arasında çatışma çıkmaktadır.
Nitekim tarih sayfaları işçi-işveren arasındaki çatışmalar, anarşi ve ihtilaller, derin kinleşmelerle doludur.
Oysa ki, Adil Düzen çatışmacı değil, dayanışmacı bir düzendir. Bir masanın etrafına oturan altyapıyı ve projeyi oluşturan devlet, girişimci, hammadde sağlayıcı ve işi kaç işçi ile yapabileceğine kendisi karar vermiş olan İşçi Sendikası, bir fabrikada üretilen üründen elde edilen gelirden adil bir şekilde ortalama % 25 pay alırlar.
Çatışmacı değil, dayanışmacı olan adil bir düzen için el ele verelim. İnşallah…