SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
30 Ekim 2008 Perşembe 19:10
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  ozturk158@hotmail.com
31 Marttan Ergenekona
Masonlar, 2008 yılını “Hürriyet ve Eşitlik Yılı”, “”Türk Masonlarının Zafer Yılı” ilan etmişler ve sonuna geldiğimiz bu 2008 Ekim ayında Belçika ve İngiltere’de gerçekleşen “Avrupa Mason Buluşması”na II. Meşrutiyet'in nasıl ilan ettirildiği, 2. Abdülhamid Han’ın tahttan nasıl indirildiği, 1909'da Türk Masonluğu'nun yasal zemine nasıl getirildiğinin anlatılması amacıyla katılmışlar.
 “Büyük İskender, büyük filozof Aristo'ya bir mektup yazıp sorar:
 — Zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım: 1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim? 2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım? 3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?
 Aristo'dan cevap gelir: 1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar. 2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar. 3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.
 Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur: İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!”
 Yukarıdaki satırlar bize ait değil. Sağ olsun Sayın Yavuz Bal sıcak gündem’deki Mankurt başlıklı yazısını mail olarak göndermiş, oradan aldım. Sanırım tam olarak Aristo’ya da ait değil. Çünkü sorunun ele alınışı çok güncel. Ama Aristo’nun buna benzer bir tavsiyesi bugüne uyarlanmış da olabilir.
 Tarihimizde, son yüz senedir meşum günler birbirini takip edip duruyor. 31 Mart, Menemen, Şeyh Sait isyanı, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, Susurluk, Ergenekon… Aralarına başkalarını da ekleyerek sayabildiğiniz kadar sayın. Kimim eli kimin cebinde belli değil. Bir halk tabiriyle “it izi kurt izine karışmış” durumda.
 Bu ve benzeri hadiseler gündeme geldiğinde hemen akıllara “derin devlet” diye herkesin bildiği ama kimsenin de bilmediği esrarengiz bir örgüt gelir. Gerçekte ise bu işlerin Türkiye’de bu şekilde kontrolsüz ve pervasız bir biçimde meydana geliyor olması, Türkiye’nin –en azından Sultan 2. Abdülhamid Han’dan sonra- bir derin devletinin bulunmayışından kaynaklanmaktadır. Abdülhamid Han’ı devirenler, onunla birlikte onun kurduğu ve bu kuruluştan en çok rahatsız olan Masonların jurnalcilikle suçlayıp kamuoyuna öyle tanıttıkları “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”nı da siyaset sahnesinden uzaklaştırdılar. Bu teşkilatın bize sadece “jurnaller” ve jurnalcilik” yönü –eksiklikler ve çarpıtmalarla- aktarıldı. Aslında jurnalcilerin önemli bir kısmı da “jurnalcilik” suçlamasında en ön safta bulunanlardı. Abdülhamid Han’a verilen jurnallerin tasnifiyle görevli komisyonun başkan yardımcılığını yapmış olan em. Binbaşı Asaf Tugay’ın o jurnallerden derlemelerin bulunduğu “İbret” isimli eseri okunduğunda nice “Hürriyet Kahramanları”nın jurnalci olduğu görülür. Gözümüzde büyüttüğümüz nice şahsiyetlerin en yakın arkadaşını, biraz para, bir devlet memuriyeti için padişaha en pespaye bir biçimde ispiyon ettiğine şahit olunur. Ancak olayın öne çıkarılan bu tarafı dışında öyle bir yanı vardır ki; işte o yan batmakta olan imparatorluğu otuz küsur sene daha ayakta tutmuş, o örgüt ve onun kurucusu siyaset mezarlığına gömüldükten tam on sene sonra, onları gömenlerin eliyle koskoca Osmanlı Devleti tarih sahnesinden silinmiştir.
 1909 yılında Ulu Hakan’ı deviren İttihat Terakki isimli masonlar tarafından kurulmuş ve onlar tarafından yürütülen parti, ilk iş olarak da “Yıldız İstihbarat Teşkilatı”nı dağıtmışlardır. Halife’yi devirirken ittifak halinde oldukları balkan milletlerinin çok geçmeden bağımsızlık ilanları ve Balkan Savaşı gailesi ile karşılaşınca ne korkunç bir hata yaptıklarını anlamışlar, hemen “Teşkilat-ı Mahsusa”yı kurmuşlar ama iş işten geçmiştir. Önce dağıtılan derin devletin yerini çeteler almış, sonra da bu çetelerin itişip kakışmaları arasında koskoca imparatorluk batmıştır. İşte o zamandan beri Türkiye’nin bir derin devleti yoktur. Eğer mutlaka bir derin devletin varlığından söz edilecekse, o da Türkiye’nin değil, 1908’de köşe başlarını tutanların derin devletidir ve onun güdümündeki çetelerdir. Bu derin devlet o çeteleri ihtiyacı olan işlerde kullanır, kullanılma süreleri bitince de tasfiye eder. Bugünlerde gündemimizin başköşesini işgal eden “Ergenekon” da bu sürecin bir parçasıdır.
 Bu yapılanmayı ilk görenlerden biri hiç şüphesiz ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. CHP’nin altı okla temsil edilen altı ilkesini parti tüzüğüne dâhil ettirdikten sonra çağırdığı masonların o zamanki Üstad-ı Azamı, aynı zamanda kendisinin özel doktoru olan M. Kemal Öke’ye şu soruyu sorar: “Masonluğun ilkeleri nelerdir?” Dr. Öke biraz da yağcılık olsun diye CHP’nin altı ilkesini sayar. Cumhurbaşkanı; “aynı ilke ve hedefe hizmet eden iki teşkilat olmaz, cemiyetinizi kapatın” talimatını verir. Masonluk da kendi tabirleriyle uykuya yatar. Ama Atatürk’ün burada göremediği veya görüp de gücünün yetmediği gerçek; bu tür örgütlerin asıl işi ilkeler ve ülküler değil, su ve köşe başlarının ele geçirilmesidir. Karanlık güçler 1908 – 1909 yıllarında bu emellerine ulaşmışlardır ve onları kaybetmeye de hiç niyetleri yoktur.
 Türkiye’nin yaşadığı bunca facianın temelinde işte bu ele geçirilmiş olan mevzilerin elde tutulması kavgası vardır. Bu kavgada sinsi güçler, ellerini ateşe sokmamakta, her zaman olduğu gibi maşa kullanmaktadırlar. Bu maşalar kullanılacağı zaman ve zemine göre çok çeşitlilik arz eder. Yani ellerinde her cinsten ve her zihniyetten eleman bulunur. Şartlar hangisinin kullanılmasını gerektiriyorsa onu ileri sürerler. Çoğu zaman bu maşalar kullanıldıklarının farkına bile varmazlar, kendi davalarına hizmet ettiklerini zannederler. Farkına varsalar bile bu olay kullanılma sürelerinin dolduğu zamana denk gelir, bizim Ergenekoncular gibi. Veya erken fark ettiklerinde de bu onların sonu olur; Binbaşı A. Cem Ersever olayında olduğu gibi. Bir de kullanılmalarının bedelini kendileri tahsil etmeye kalkışırlarsa bu da onların sonu demektir; Çatlı misali.
 Ellerinde her cinsten ve her zihniyetten eleman bulunur, demiştik. Dindar, ırkçı, solcu vb. fark etmez. Yeter ki kullanılmaya müsait ferasetsizlik, maceracılık, ihtiraslılık gibi bir veya birkaç özelliğe sahip olsunlar. Şunu da belirtmeliyiz ki dindarlık böyle bir kullanılmaya manidir; şayet bilgi ve bilinç temeline oturuyorsa. Aksi durumda karanlık güçlerin oltaları için en ideal yem bu tip insanlardır. Nitekim Müslümler’e Kalkancılar’a yem olup da heba olup gidenler arasında bir tek İmam-Hatipli göremezsiniz.  28 Şubat çetecilerinin “8 yıllık kesintisiz eğitim” ısrarı ve bunun hayata geçirilmesi sonucu İmam-Hatip Liselerinin yolunun tıkanması size de anlamlı gelmiyor mu?
 Bizim son yüz yıllık tarihimizde biraz önce sözünü ettiğimiz tiplerin hepsi de denenmiş ve kullanılmıştır. Ancak İttihat Terakki’den başlayarak en fazla kullanılan ırk faktörü olmuştur. Çünkü Osmanlı’da da, onun varisi olan Türkiye’de de fesat çıkarmak için basılacak en uygun nasır, ırk nasırıdır. Nasırınıza basılırken de nasırınıza odaklanmanız, tongaya düşmeniz demektir. İşte Jöntürklere gelinceye kadar bu hassasiyet çok iyi gözetilmiş, Osmanlılar, ırkçıların iddiasını aksine bu konuya çok ehemmiyet vermişlerdir. Bunun en can alıcı misalini yine Ulu Hakan’dan verelim: Borsayla yakından ilgilenen Abdülhamid Han, konunun uzmanlarıyla da sık sık görüşürmüş. Bu amaçla saraya davet edilen bir ermeni banker Yıldız’ın bahçesinden geçerken çiçekleri sulamakla meşgul bahçıvan tarafından kazara ıslatılır. Buna kızan banker bahçıvana “eşek Türk” diyerek hakaret eder. Sarayın balkonundan olaya şahit olan Hakan anın da gürler; “ben de Türküm” ve bankerle görüşmez. Evet, Osmanlı Türk olduğunun bilincinde idi, ama bunu haykırmıyordu. Çünkü onlar yalnız Türklerin hakanı değil, aynı zamanda Müslümanların da halifesi idiler. Bu sebepledir ki Osmanlı Türklerin ve Müslümanların bir medeniyet beşiği olan son büyük devleti, hatta tarihin son insanlık adası oldu. Bu inceliğin farkında olmayan Jön Türkler ve halefleri ise bir ümmeti, bir milleti bu hale getirdiler.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5280
€ Euro
2.0840
IMKB
27.988
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008