SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
11 Eylül 2008 Perşembe 19:55
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  
Ergenekon da Fasa Fiso (Mu?)
Bu konu gündeme geldiğinden beri iki duygu arasında bocaladım durdum. Birincisi: 1960’dan beri siyaseti budayan, Türk milletinin ve Türkiye’nin önünü tıkayan dayatmacı militarist zihniyetten nihayet hesap sorulabilecek umudu… Diğeri ise bir endişe: Bu davanın da sonu Susurluk davası gibi mi olacak? Bu dava da onun gibi bir “fasa fiso” mu?
 Bilindiği gibi Susurluk yakınlarındaki meşhur kaza henüz gerçekleşir gerçekleşmez medyamız olayı haber yapmıştı. Hem de üzerinde “Mehmet Özbey” kimliği çıktığı halde Abdullah Çatlı’nın gerçek ismini vererek. Hemen arkasından da malum medya ve bir kısım siyasiler açısından sorun açıklığa(!) kavuşturulmuş, ne kadar terör olayı ve faili meçhul cinayet varsa faturası Çatlı adına kesilmişti. Abdullah Çatlı günah keçisi ilan edilerek olayın gerçek yönünün örtbas edilmeye çalışıldığını gören zamanın başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, kopartılan yaygara için meşhur “fasa fiso” ifadesini kullanmış ve sorunun kökünün daha derinlerde, daha gerilerde olduğunu belirtmiş, olayın araştırılmasının 1982’ye kadar götürülmesini istemişti. Bu konuyu araştırmak üzere de bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Sonuç malum: Söz konusu komisyona çağrılan TSK ve MİT mensupları hiç gelmedi, birçok sivil de “devlet sırrı söyleyemem” diye gerçekleri söylemekten kaçındı. Günahlar ölmüş Çatlı’nın üzerinde kaldı, sağ olup da tutuklu/tutuksuz yargılananlar da ya sembolik bir ceza ile kurtuldu, ya da delil yetersizliğinden aklandı.
 Son günlerdeki çete zanlısı askerlere yapılan TSK ziyareti, savcılar arası savaş ve benzeri gelişmeler, bizim bu endişemizi güçlendiriyor, “Türkiye baskıcılardan, baskılardan ve baskınlardan kurtuluyor” umudumuz da kursağımızda kalıyor gibi.
 Diğer yandan; geçen haftaki “Bıktım Bu Dörtlüğü Hatırlatmaktan” başlıklı yazımızda dünyadaki son gelişmeleri irdelerken belirttiğimiz üçüncü varsayım hatırımıza başka senaryoları, daha doğrusu bu ulusal davanın uluslar arası bir senaryonun parçası olduğu endişesini getiriyor. O yazımızda demişiz ki: “Bu gerilim yapaydır. İkinci Dünya savaşı sonrasındaki Postdam ve Yalta sürecinde olduğu gibi, yine dünya, aralarında gerçekleştirilmiş gizli bir anlaşma sonucu ABD ve Rusya nüfuz bölgelerine ayrılmıştır. Yapılan; üçüncü tarafları aralarındaki paylaşıma göre, çaktırmadan kendilerine ayrılmış kulvarlara yönlendirmektir.”
 Yalta anlaşması sonrası başlayan “soğuk savaş” sürecinde, Müslümanları “komünizm tehlikesi”ne karşı kullanmak üzere bir “Yeşil Kuşak” projesi geliştirilmiş ve oluşturulan bu kuşakla bazı Müslümanlar ABD ve müttefiklerince kullanılmıştı. Demirperde’nin yıkılmasıyla kapitalist Batı düşmansız kalınca da süper güç ABD’nin “hıh deyicisi” İngiltere’nin o zamanki başbakanı Mrs. Teacher 1990 yılında İskoçya’daki NATO toplantısında İslam’ı “yeni düşman” ilan etmiş, NATO da düşmanın rengini “YEŞİL” olarak belirlemişti.
 Ancak bu defa Irkçı Kapitalist Emperyalizm bu yeni düşmana karşı oluşturacağı “yeni kuşak”ta yeni bir strateji deniyor: “Yeşil” tehlikeye karşı “ılımlı” fıstıki yeşil bir kuşak. Yani derenin kuşunu derenin taşı ile avlayacaklar. Yani İslam’a ve Müslüman’a karşı yine Müslüman’ı kullanacaklar. Daha önce bu konuda bu köşede tam yedi yazı yazmış ve o yazılarda bu “ILIMLI” kuşak tedirginliğimizi olanca gücümüzle haykırmaya çalışmış ve özetle demiştik ki: Batı emperyalizmin önündeki tek engel İslam’dır. Onunla baş edilebilmesi için kullanılacak en güçlü silah; içi boşaltılmış “Ilımlı” bir İslam’dır. Bunun oluşturulacağı en uygun ortam İslam dünyasının amiral gemisi olan Türkiye’dir. En uygun ekip de “İslamcı” kökenden gelen mevcut iktidar ve onun desteğindeki şöhret meraklısı bir kısım ilahiyatçılardır.  
Kanaatimizce şimdi yapılmakta olan bir yandan Batı ile entegrasyon yolunda önemli bir engel teşkil eden bir güç etkisiz hale getirilirken, diğer yandan “Ilımlı İslam” projesinin başarılı olabilmesi için onu gerçekleştirecek olan ekibin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bir başka deyişle; Ergenekon davası ile bir yandan Türkiye’de dindar kesimin sevmediği katı laikçi, dayatmacı kadrolar etkisizleştirilirken; diğer yandan da milliyetçi/ulusalcı geçindikleri halde milletin manevi değerlerine hiç değer vermeyen, aynı zamanda düne kadar hizmet ettikleri Batı için artık ayak bağı olan bir ekip tasfiye edilmektedir.
 Aslında da adı Ergenekon veya gladyo, her ne ise, Batının içimizdeki 5. Kolu olan bu illegal yapı tasfiye edilmemekte, yeni soğuk savaş dönemi ve Yeni Dünya Düzeni uyarınca “kullanma süresi dolmuş” olan ve artık destek değil köstek işlevi gören unsurlar tasfiye edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında da görülmektedir ki; Ergenekon’un Çatlı’sı Küçük Paşa’dır. O ve arkadaşları günah keçisi yapılarak asıl organizasyon ve aktörler kamufle edilecek, yola yeni slogan ve yeni figüranlarla devam edilecektir.
 
YORUMLAR (1) adet
    İhsan kazan
    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
    ABA ALTINDAN SOPA gösterildi bile...Selamlar..
    12 Eylül 2008 Cuma 05:14

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.6770
€ Euro
2.0980
IMKB
21.966
Altın
41.63
Zahid KUTUB
Abdullah Kuşlu
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 22.11.2008
İmsak
-
5:04
Güneş
-
6:33
Öğle
-
11:42
İkindi
-
14:13
Akşam
-
16:37
Yatsı
-
18:00
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008