Akıl ve Put
«Beşerin böyle dalâletleri var / Putunu kendi yapar kendi tapar» demiş Tevfik Fikret... Şair, her ne kadar dengesiz mizacı yüzünden bu mısraları putun ve putçuluğun en büyük düşmanı olan İslâm’a sövmek için kaleme almışsa da, aklıselim sahibi olarak düşündüğümüz zaman, zavallı şairin farkında olmadan önemli bir gerçeği ifade ettiğini görürüz. Ve anlarız ki, bu beyitte insanlığın en büyük meselelerinden biri dile getirilmektedir.
Tek ve gerçek din İslâm'ın kaynağı olan vahyin çizgisinden fertler ve toplumlar ne zaman ayrılmışlarsa, derhal onun yerine aklı ikame etmişlerdir. Akıl hiç şüphesiz insanlığın sahip olduğu en büyük nimettir. Ancak bu nimet, gerçeği bulduğu zaman onu kabul etmede ne kadar kabiliyetli ise, onu tek başına bulmada da o derece yetersizdir. Bu gerçeğin en güzel delili, insan aklının eseri olan yüzlerce felsefî cereyan, binlerce görüş farklılığıdır. Bu farklılıkların en çok görüldükleri ortamlar da, akla en çok hürriyetin verildiği toplumlardır.
Önümüzde bir mesele var: Her fert ve her cemiyet en son görüşünü akla ve mantığa uygun bulur. Öncekiler, son görüşe uygun değilse akıldışı sayılır. Hâlbuki onlar da aynı aklın ürünleriydi. Demek ki, arada göz ardı edilen bir gerçek var. Nedir bu gerçek? Gerçek şu: Hadiseler kendi şartları içinde değil de, onları düşünüp yorumladığımız en son zaman diliminin şartları içinde ele alınmaktadır. İşte yanıltıcı nokta budur.
Vahiy çizgisini kaybedip, aklın sınırlı gücü içinde sınırsız faraziye ve ham hayallerin esiri olan kafalar, her çağda o çağın şartlarına göre akıllarının icat ettiği bir takım putlara tapınmışlardır. Bu, gün olmuş bir tabiat olayında kendini bulmuş, gün olmuş korku ve umutları temsil eden bir sembol halinde arzı endam etmiş, gün olmuş güçlü bir insan, gün de olmuş insanlığın kendisi putlaştırılmıştır. Hepsi de zamanın aklının ürünüdür. Ama bu putlar beşer hayatının unutturucu ve yanıltıcı akışı içinde, bir zaman sonra şekil ve mahiyet değiştirerek karşımıza taştan tanrılar olarak çıkmışlarsa, burada da yine o günün şartlan içinde yoğrulan insan aklı en önemli faktördür.
Eğer bu dalâlet kabristanında, akıl, vahyin diriltici soluğu ile gözünü açıp içinde bulunduğu çıkmazı göremezse, yine ayılan bir sarhoşun mahmurluğu içinde kendine yeni bir put, tapınakta veya meydanda ağaçtan, taştan ve tunçtan olmaz da; başka bir mekânda veya kafaların içinde, beşerî bir yanı olan yeni bir vehim olur. Hep¬sinde de ortak olan taraf, beşer aklının ürünleri olduklarından beşeridirler.
O halde gerçek şudur: Akıl, kâinatın yaratıcısının koyduğu kanunların rehberliğinde yol alırsa, bulunmaz bir yol göstericidir. Kendi başına bırakılırsa veya şeytanî ve nefsani arzularla yönlendirilse; ya kendisi put olur, yahut da putlar doğurur.