Bu yazının en hassas bölümünü de, adını ve memleketini özellikle belirtmediğim bu edebiyatçımızın anlattıkları teşkil ediyor. Anlattığına göre Genel Başkan değerlendirmesini almak istediklerini ikişer ikişer kabul ediyordu. Edebiyatçımızı da bir İl Başkanı ile içeri almışlar ve önce o il başkanının görüşü sorulmuş: “48 milletvekilimiz varken, son seçimde ne oldu da bu sayı 24’e düştü? Nerede hata ettik?” O İl Başkanı doğrudan Lideri suçlamış; “hocam, sizin konuşmalarınız yüzünden.” Hoca gayet sakin bir eda ile sormuş; “mesela?” İl başkanı cevaplamış: “Mesela 250 milletvekili ile Meclise gireceğiz, dediniz. Herkes buna güldü.” Ve buna benzer birkaç neden daha. Erbakan Hoca sakin sakin izah etmeye başlamış: “Bir tek gazetemiz dışında medya bizi yok sayıyor, ne kadar ciddi ve önemli konuları dile getirsek getirelim hiçbir şey olmamış gibi bir tek satırlık bir haber bile yapılmıyor. Radyo ve TV zaten malum (ki o zaman sadece TRT vardı). Öyle şeyler söylemeliyiz ki, onu haber yapsınlar. Gündemi biz işgal edelim. Bu durumda önce tepki alırız, sonra bu tepki meraka dönüşür, bizi araştırırlar, bize ulaşmaya, bizimle görüşmeye çalışırlar. O zaman biz de onlara davamızı ve ülke gerçeklerini anlatırız. Yoksa ben bilmiyor muyum 250 milletvekili çıkaramayacağımızı.” Hoca sonra “bu memlekette beni anlayan 250 kişi var mı ki, 250 milletvekili çıkaralım” der ve göz yaşları yanaklarına süzülür.
Muhterem Erbakan Hoca’dan ikinci anlatacağım hatıra, doğrudan kendi şahit olduğum, 1988 yılı sonbaharında o günkü MGV başkanlarıyla yapılan bir eğitim toplantısındaki bir konuşma. Bir bölge sorumlumuz Hocanın toplantılarında bizlerin cesaret edemediği bir tarzda şu soruyu yöneltti: “Hocam, hep İmam-Hatipler deyip duruyorsunuz. Bu okulların eski özelliklerinden hangisi ve sıradan okullardan ne farkı kaldı ki bu okullar üzerinde ısrar ediyorsunuz?”
Liderin cevabı şu oldu: “Ormanınızı kötü niyetli kişiler kesseler, kütükleri de aşağıdaki nehre yuvarlasalar; oturup seyreder misiniz? Yoksa kaç kütük kurtarırsam kârdır diye ulaşabildiğinizi kıyıya çekmek için var gününüzle çabalar mısınız? Mevcut eğitim sistemi evlatlarımızı bir uçuruma doğru sürükleyip götürüyor. Biz İmam-Hatip Okullarının manevi havası içinde kaç gencimizi kurtarabiliriz diye çabalıyoruz.”
Ne yazık ki, Milli Görüş liderini bugün tenkide yeltenen bir kısım muhteremler kadar onun yakınında olmadım. Ama sınırlı sayıda da olsa bunlara benzer hatıralarım vesilesi ile Hocamızı o muhteremlerden daha iyi anladığım kanaatindeyim. Ve birkaç tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Herşeyden önce Prof. Dr. Necmettin Erbakan, birinci hatıradan da anlaşılacağı üzere, başkalarının gündeminin peşinden sürüklenip gitmeyen, kendi gündemini kendi oluşturan ve onunla başkalarını meşgul eden bir liderdir. Yalnız bu memlekette değil bütün dünyada, inananlar dışındaki herkes ve her topluluk, “insan hakları” derken insandan sadece kendilerini kasteder, “özgürlük” derken meramları kendi özgürlükleridir, “fırsat eşitliği” derken bir takım kapıların sadece kendileri için açılmasını arzularlar, “inanç, düşünce, söz hürriyeti” derken bunların sadece kendilerine verilmesi için bağırıp çağırmaktadırlar. Kendilerinin dışındakiler zaten yobaz, bağnaz, gerici ve ilkel insan ve topluluklardan ibarettir. Onlara bu haklar verilirse bundan özgürlükler zarar görür. Onun için bu haklar onlar için kısıtlanmalıdır. Kendi klan, totem ve tabularına, özellikle de çıkarlarına zarar vermeyecekse onlara da bu haklardan bir miktar koklatmakta beis yoktur. Bu gerçekler geçmişte ve bugün bütün aklıselim sahiplerinin malumu olduğu halde, Erbakan’a mesafeli dururken, her “özgürlük, hak-hukuk” vs. diye bağıranın yanına koşan, önünü sonunu düşünmeden onların topluluklarını artıran, onların peşinden sürüklenip gidenlerden Erbakan’ı anlamalarını beklemek saflık olur.
Ayrıca bu muhteremlerin “anlamak” ile “bilmek” arasındaki farkı da fark etmediklerini üzülerek görüyoruz. Birilerinin, “hoca bildik şeyleri ziyaretine gelenlere söyleyip duracağına oturup hatıralarını yazsın” derken, Muhterem hocamızın bizlere birşeyler öğretmek peşinde değil anlatmak çabasında olduğunu anlamamaları ne acı. Ve Lider “Hans anladı ama Hasan anlamadı” derken ne kadar haklı.
Ayrıca orman örneğinde de ifade ettiği gibi; “ya hep ya hiç” teranesiyle –ki bu slogan mücadeleden kaytarmanın en ideal bahanesidir- bir köşeye çekilenler gibi yapmayıp, bu yaşına ve sağlık durumuna rağmen canını dişine takarak mücadelesine, kendi deyimiyle cihadına devam etmektedir. Onun bu ilkesine ne kadar bağlı olduğunu görmek için bizzat kendisinin dikte ettirdiği koalisyon protokollerine ve hükümet programlarına kısaca bir göz atmak yeterlidir.
Haydi, bazılarının anlama özrü vardır, anlamakta zorlanıyorlardır diyelim. Ama herkesin bildiği, bütün gazete-dergi arşivlerinin tanıklık ettiği, TBMM zabıtlarının koruduğu bazı gerçeklerin bir kısım insanlar tarafından hala çarpıtılarak anlatılmasını ne ile izah edelim. Mesela bu adamlar, Hizbullah olayları hortlamadan çok önce Erbakan liderliğindeki Refah Partisi’nin “Hizbullah” hakkında Meclise araştırma önergesi verdiğini, önergenin RP dışındaki tüm partilerin oyları ile reddedildiğini bilmiyorlar mı? Yoksa unuttular mı? Erbakan’ın Susurluk olayı hakkındaki “faso fiso” sözünü temcit pilavı gibi sık sık ortaya getirip, “eğer Erbakan başbakanken bunun üzerine gitseydi Ergenekon konusunda bu noktaya gelinmezdi” diyenler; Erbakan’ın ne kadar başbakanlık yaptığını ve bu süre içinde nelerle uğraşmak zorunda kaldığını, tüm faturanın Çatlı ve arkadaşlarına kesilerek olayın örtbast edilmek istendiğini gördüğü için “bunlar faso fiso, olay 1982’ye kadar araştırılmalı” dediğini neden görmezden geliyorlar. Susurluk Komisyonu’nun Erbakan’ın çabalarıyla kurulduğunu, bütün olumsuzluklara rağmen bu komisyonun görevini tamamladığını, “derin” çetelere ait birçok gerçeğin bu komisyonun raporu sayesinde öğrenildiğini ne çabuk da unutmuşlar.
Bir de Milli Görüş liderinin İslam dünyası için ve bu dünyanın gözündeki değeri ve yeri var ama o konuyu anlatmayı bir canlı şahide bırakıyorum. Şu linke başvurursanız bizim muhteremlerin bildiği ama nedense göz ardı ettiği birçok gerçekle tanışmış olacaksınız:
Söylenecek daha çok şey var ama yeterince uzattığımın farkındayım ve “Allah (cc) bizlere hidayetle birlikte basiret ve feraset ihsan etsin” temennisiyle satırlarımı noktalıyorum.



