“*Öncelikle modernistleri destekle, çalışmalarını yayımla, dağıt ve sübvanse et! *Görüşlerini İslami eğitim müfredatına derc et! * İslam gençliğine sekülerizm ve modernizmi bir karşıkültür seçeneği olarak sun. (Popstar, Alaturka, Buzda Dans, BBG evi… Daha sayalım mı?) *İlgili ülkelerin medya ve müfredatı vasıtasıyla onlara ait İslam öncesi ve İslam-dışı tarih ve kültür unsurları hakkında bilgilenmelerini sağla. (Örneğin İran’da Zerdüştlüğü, Türkiye’de Şaman inancını. Peki değerli okurlarımız siz Türkiye’de amacı ‘Şaman İnancını yaygınlaştırmak ve Şaman değerlerini yeniden canlandırmak” olan bir derneğimiz olduğunu ya da bir bakanlığımızın “Şamanizm ve Neo-Şamanizm” konulu konferans düzenlediğini biliyor muydunuz? Bilmediğimiz ne çok şey var değil mi!) *Fundemantalistlere karşı gelenekselcileri destekle. *Gelenekselcilerle fundamentalistler arası anlaşmazlıkları körükle! *Bu iki grup arasında ittifaka izin verme! *Gelenekselci kurumlarda modernistlerin mevcudiyetini ve profilini arttır! (Siz bunu yenilikçiler olarak da okuyabilirsiniz) *Sufizmin yayılmasını teşvik edip popülerleşmesini sağla! (Aaaa… Ne büyük tesadüf... UNESCO 2007’yi Dünya Mevlana yılı ilan etti.. Ama onların istediği Mevlana bizim Mevlana’mız değil.) *Fundemantalistleri kötü kahramanlar olarak değil, namert olarak sun! *Aralarındaki ayrılıkları körükle! *Din ile devletin İslam da da ayrı olabileceği ve bunun inancı tehlikeye atmaktan çok onu tahkim edeceği fikrini destekle!” (06.11.2007)
İslam öncesi ve İslam-dışı tarih ve kültür unsurları denilince aklımıza ister istemez bizim Türk Ulusalcıların; “Türk’ün dini Şamanizmdir, İslam bize silahla kabul ettirildi,” şeklindeki söylemlemlerine karşılık PKK ve yandaşlarının “Kürd’ün dini Zerdüştlüktü, İslam bize silahla kabul ettirildi” safsataları geliveriyor.
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmek için kullandığı ortakları BM, NATO , Dünya Bankası ve İKÖ (İslam Konferansı Örgütü). ABD özellikle bu sonuncusuna çok önem veriyor. Nitekim son başkanlık seçimlerinde, stratejik müttefiki Türkiye’den bir ismin başkan seçilmesinde aktif rol oynamış, sonucu da memnuniyetini karşıladığını ifade etmişti.
İKÖ de ABD’nin bu memnuniyetini boşa çıkarmadı. 9–11 Eylül 2005 tarihlerinde Mekke’de düzenlediği konferansın ana gündemini; “İslam ülkelerinde iyi yönetişimin sağlanması, demokrasi, insan hakları, sivil toplumun güçlendirilmesi ve Ilımlı İslam öğretisinin bütün İslam toplumlarına yayılması” maddeleri oluşturuyordu. Aslında ana gündem maddesinin “ılımlı İslam” idi.
Deniz Yalçın da “Rand/Cıa Raporu’nda Verilen Görevi Kimler Yerine Getiriyor?” başlıklı yazısında bakın neler söylüyor:
Söz konusu RAND/CIA Raporu, ABD'nin 11 Eylül 2001 sonrasında yürürlüğe koymak için düğmeye bastığı emperyalist strateji Büyük Ortadoğu Projesi'nin gerektirdiği siyasal yapılanmaları ve iktidar modelini kuramlaştırması bakımından önemli. Rapor, İslam dünyasında uygulanacak stratejinin başarıya kavuşması için Ilımlı İslam modelinin yaratılmasını öngörüyor ve bu konuda model olarak Türkiye'yi ve özellikle Fethullah Gülen cemaatini örnek gösteriyor. Rapora göre, İslam dünyasında 4 temel siyasal konum bulunuyor: Köktendinciler, Gelenekçiler, Ilımlılar ve Laiklik yanlıları. Böyle bir ayrıma gidilmesinden, ABD'nin BOP coğrafyasında siyasal konumlanışları kendisinin belirlemek istediği ve yarattığı cepheleşme üzerinden müttefikler devşirme siyaseti izleyeceği anlaşılıyor. Bu politika, siyasal çelişkilerin ABD/emperyalizm karşıtlığı temelinde biçimlenmesinin önüne geçecek yapay çelişkilerin imdadına yetişmesine bel bağlıyor. En açık müttefikinin Ilımlı İslamcılar olduğu ifade ediliyor (s.37). Yedek müttefikler ise laiklik yanlılarıyla gelenekçiler. Asıl düşmansa köktendinciler. ABD yarattığı bu yapay cepheleşme yoluyla “ortak düşman” köktendinciler karşısında iktidar çeşitlemelerini, seçeneklerini çoğaltmayı arzuluyor. Dolayısıyla BOP stratejisi çerçevesinde yedek güçler, anahtar nitelik taşıyor. "Köktendinciliğin ortak düşman olduğu fikrini teşvik et, laiklik yanlılarının milliyetçi ve solcu ideolojilerle ABD karşıtlığı temelinde ittifaklar oluşturmasını engelle" tavsiyesi de bu gerçeği açık biçimde ortaya seriyor. Her şeyden önce bu ifade, Ilımlı İslam modeli ile kol kola ilerleyecek bir Amerikancı laiklik modelini öngörüyor. (Aydınlık, 4 Şubat 2007, Sayı: 1020, sayfa 16-17’den özetle)
08.11.2007 tarihli Kulis Ankara’da ise “Ilımlı İslam Projesi” için İslam ülkelerinde yayın yapan Radyo Sawa ve El Hurre televizyonlarının bizzat Amerika tarafından fonlandığı; bu iki kanalın Amerikan yönetimine maliyetinin yıllık 700 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Yazıda ayrıca; “Basın Yayın Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre Radyo Sawa, Türkiye’de Akredite Yabancı Basın kuruluşları arasında bulunuyor,” açıklamasına yer veriliyor. Daha da ilginci: “Ama garip bir ayrıntı daha dikkatimizi çekti. Radyo Sawa’nın Ankara temsilciliği ile El Jazeera Children’s Channel yani El Cezire Çocuk Kanalı’nın Ankara bürosu aynı adres! Radyo Sawa ile El Cezire Çocuk Kanalı’nın; temsilcisi de aynı kişi!”
İbrahim Karagül ise (Civil Democratic Islam) raporundan şöyle söz ediyor; özetle aktarıyorum: 'Büyük Ortadoğu Proje'ni, 'Türk modeli'ni, 'ılımlı İslam'ı ve her gün yeni kavramlar ve eylemlerle gündemimizi işgal eden ve kodlarını çözmeye çalıştığımız süreci anlamak ve tanımlamak için büyük bütçeler ayrılan ve ABD politikalarının önünü açan bu çalışmaları dikkatle izlemek gerekiyor. Bu çalışmaların hepsinin "medeniyetler çatışması" ön kabulü ile hazırlanması ve birbirini tamamlayıcı nitelikte olması son derece dikkat çekici. Meşhur RAND Corporation'ın hazırladığı ve bu tarz araştırmalara yılda 100 milyon dolar ayıran muhafazakar Smith Richardson Vakfı'nın finanse ettiği "Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar ve stratejiler" başlıklı çalışma da bunlardan biri. Rapor, "İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisi, değerleri ve küresel düzene entegre edilemezse medeniyetler çatışması ihtimalinin yüksek olduğu" teziyle İslam ve Müslümanların nasıl kontrol altına alınacağına dair Washington ve Londra merkezli bir strateji sunuyor. ABD'nin Türkiye dahil, bölgedeki çalışmalarıyla bire bir örtüşen rapor, 11 Eylül'den bu yana "ulus inşası"nı terkeden ABDnin, İngiltere ve İsrail'le birlikte "din inşası"na başladığına yönelik iddiaların açık göstergesi.
Karagül, raporda, yukarıda belirttiğimiz, RAND’ın ABD yönetimine yaptığı strateji önerilerini biraz da yorumlayarak verdikten sonra ekliyor: “Bu raporun ABD'nin İslam dünyasına yönelik siyasi, askeri ve kültürel dayatmalarıyla çok yakın ilişkisi var. Türkiye'de ve diğer Müslüman ülkelerde birbirine paralel biçimde yürütülen çalışmalar, konferanslar, paneller, eğitim çalışmaları, siyasi hareketler, ekonomik teşvikler bu 88 sayfalık raporda anlatılanlardan bağımsız değil. Raporu okurken kendi coğrafyamızda izlediğimiz birçok projenin aslında Washington'da planlandığını, yeni fikirler olarak duyduğumuz birçok sözün aslında oradan dikte edildiğini anlıyoruz. Ancak ne yazık ki, ABD'nin bölgeye yönelik projeleri çerçevesinde oturumdan oturuma koşan aydınlarımız bu ve buna benzer çalışmaları hiçbir şekilde gündemlerine almıyor. RAND raporu Türkiye'de hiçbir şekilde tartışılmadı. Acaba neden? “ (Yeni Şafak / 24.04.2004)



