Ilımlı İslam ve Diyanet
Bizim “Ilımlı İslam'a Adım Adım I” başlıklı yazımızı bu köşeden yayıladığımız günlerde, Newsweek’in “İslam’ın yeni yüzününün Ankara’da şekillenmeye başladığına” dair haberine, derginin Türkiye Diyaneti’nden doğrudan söz etmemesine, sadece Mehmet Aydın ve Mehmet Görmez adlı prof.lardan alıntılar yapmış olmasına rağmen, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu bir açıklama yapma ihtiyacını duydu. Açıklamasını Milliyet’ten Fikret Bila aracılığı ile yapan Başkan Bardakoğlu’nun Newsweek’e cevabını şöylece özetliyebiliriz:
Evet,Kuran ve hadis çalışması yapıyoruz. 70–80 profesörümüz bir araya geldi, aralarından grup oluşturuldu. Şimdi hadislere bakıyorlar. Günlük hayata ilişkin olarak yorumluyorlar. O hadisler hangi koşullarda yazıldı, o zaman günlük yaşam nasıldı, şimdi nasıl, koşullar nasıl değişti, bugüne ışık tutanlar hangileri gibi ölçülerle bir değerlendirme yapıyorlar. Ayrıca bu Atatürk’ün projesiydi, biz onu yerine getiriyoruz. Bazı Batılılar bu çalışmaları Ilımlı İslam Projesi’yle ilişkilendiriyorlar. Bizim Ilımlı İslam Projesi’yle ilgimiz yok. Bizim yaptığımız, İslamda bir revizyon, bir devrim, bir reform değil. Bizim yaptığımız, Peygamber efendimizin hadislerini anlama ve 21. yüzyıl insanıyla buluşturmadır.
Prof. Bardakoğlu ayrıca, Newsweek’in, Usame bin Ladin radikalizmine karşı yeni bir vizyon geliştiriliyor yorumuna da katılmıyor ve diyor ki:
“Usame bin Ladin, İslam dininin yorumcusu veya temsilcisi değildir. Biz öyle görmeyiz. Bu nedenle de bizim çalışmamızın Usame bin Ladin radikalizminin alternatifi gibi yorumlanması büyük yanlış olur.” (Milliyet / 07.06.2008)
Prof. Bardakoğlu’nun bu tür açıklaması gerçi ilk de değil. Sayın başkan Aralık 2005’de merkezi Almanya `nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı’nı ziyareti sırasında “İslamiyet’in ılımlı, modern, gerici gibi sıfatlarla birlikte kullanılmasının yanlış olduğunu, Bu türden ifadelerin İslamiyet’in sübjektif olarak algılanmasına yol açacağını” belirtmişti. (Milli Gazete / 12.12.2005)
İnandırıcı Değil
Yeni Şafak gazetesi 27.02.2004 tarihinde, yani bundan dört yıldan fazla bir süre, Essen açıklamasından da yaklaşık iki yıl kadar önce şu haberi veriyordu: “Diyanet İşleri Başkanı, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nde ‘Ilımlı İslam’ ve ‘Türkiye örneği’ konusunda ABD ile işbirliğine hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi. … NSC (ABD Ulusal Güvenlik Konseyi) yetkilileriyle Ilımlı İslam ve Türkiye örneğini tartıştıklarını belirten Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bu konuda işbirliğine hazır olduklarını ifade ettiğini söyledi. ... ABD'nin, dinin teröre destek veren görüntüsünden rahatsız olduğunu belirten Bardakoğlu, bu çerçevede Türkiye'yi önemli örnek olarak gördüklerini, Türkiye'deki laik demokrasinin, mevcut tablodaki payını bildiklerini kaydetti. … Türk Amerikan İslam Vakfı'nın (TAYIF) canlandırılması projesi üzerinde çalışacaklarını da belirten Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ABD'deki ilgili bilimsel ve akademik faaliyetlere de katılması gerektiğini bildirdi. Ali Bardakoğlu, Washington'da Georgetown Üniversitesi'nin Hıristiyan ve Müslüman Anlayış Merkezi ile İslam ve Demokrasi Merkezi adlı kuruluşların temsilcileriyle ayrı ayrı görüşmelerde bulundu.”
İster istremez insanın aklına “bizim başkan acaba bazı devlet adamlarımızın yerde halk önünde başka konuşup, uçağa binip de yerden ayağı kesilince başka konuştukları gibi; Türkiye’de ve yurt dışındaki Türkler önünde başka konuşup, batılıların önünde başka mı konuşuyor” endişesi geliyor. Bir de buna, Batılıların Kur’an ve Hadis konusundaki projelerini ve bu projelerin Müslüman eliyle uygulamaya konulduğunda o Müslümanların karşılaşacakları zorluklar konusunda duydukları endişeyi ekleyince bizim endişemiz karabasana dönüşüyor. İşte sebepleri…
Batılılara göre hadislerin ayıklanması gerekli
Newsweek’in, bizim “Ilımlı İslam'a Adım Adım I” başlıklı yazımızda da yararlandığımız haberinin İngiliz (The Guardian, BBC, Financial Times, Telegraf) basınında da yer aldığını belirten Ahmet Eryılmaz “Turkish American Journal Araştırma Merkezi” için yaptığı derlemede şunları söylüyor: “Bu haberler bize hiç şaşırtıcı gelmedi Turkish American Journal Araştırma Merkezi böyle bir projenin varlığını ABD'nın Rand Raporuna dayanarak 2006'da kamuoyuna açıklamıştı: Haberlerdeki iddialar ABD'nin 2003 ve 2007 yıllarında yayınladığı Rand Raporunda "The Hadith Wars" -Hadis Savaşları-başlığı altında hadislerin ayıklanması gerekliliği yazılmış -sayfa 49- ve Kur'anın yeniden yorumlanması gerektiği ve bunun nasıl yapılacağı raporda tek tek yazılmış. Raporda, eğer İslamda reform çalışmaları başarılı olmazsa Ortadoğu Radikal İslamcıların kontrolunde kalacaktır. Bunu önleminin çaresi hadisleri yeniden yorumlayıp radikal unsurları ayıklamaktır dıye detaylı tavsiyelerde bulunulmuş. (ihvanforum.org/showthread.php?t=55955)
Batı İşbirlikçisi Yaftası Korkusu
RAND Corporation’un "Ilımlı Müslümanlar İletişim Ağı" adıyla yayınladığı araştırma raporunu inceleyen Bild yazarı Götz Nordbruch, yazdığı yorumda özetle şunları söylüyor: "El Kaide ve radikal islamcı akımlarla mücadele etmek Arapların ve Müslümanların çıkarına olan bir şey değil mi? Peki günümüzde bu akımlarla mücadele etmek, Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkarına değil mi? Her iki soruya da verilecek olan yanıt 'evet'." Sorun da buradan kaynaklanıyor zaten: İslami hareketleri eleştiren Araplar, Arap kamuoyu nezdinde kolaylıkla ABD ve Batı işbirlikçisi ya da genel olarak, emperyalizmin kuklası olarak yaftalanabiliyorlar. Nitekim Londra'da yayınlanan bir günlük gazete olan "al-Sharq al-Awsat"ın köşe yazarlarından Mashari al-Dhaydi, son makalesinde bu gelişmelere dikkat çekiyor: Kötü olan şu ki, İslamcılığa yöneltilen bu ortak eleştiri, sadece ihanet iddiasını temellendirmekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi ve toplumsal reform taleplerinin saygınlığını da olumsuz etkiliyor. Al-Dhaydi'nin "ılımlı düşüncenin infazı" olarak değerlendirdiği bu gelişmeler karşısındaki uyarısının sebebi, özellikle güvenlik politikaları konusunda etkili bir Amerikan düşünce kuruluşu olan, RAND Corporation'ın yayınladığı bir araştırma raporu. RAND' ın "Ilımlı Müslümanlar İletişim Ağı" başlığı altında altında yayınladığı rapora gösterilen şiddetli tepki, sadece Arap kamuoyuyla sınırlı kalmıyor.
Yüz seksen sayfalık bu eylem planının çıkış noktasını, giderek ivme kazanan İslamcılığın etki alanını genişletmesine, sırf askeri yolla karşı çıkılamayacağı varsayımı oluşturuyor: “Günümüz İslam dünyasının geniş kesimlerinde etkili olan çeşitli çatışmalar, temelde fikirlerin savaşımı. Bu savaşın sonucu, İslam dünyasının gelecekte yürüyeceği yolu belirleyecek. Ayrıca cihat tehlikesinin devam edip etmeyeceği ve kimi Müslüman toplumların hoşgörüsüzlük ve şiddet içeren davranışlar sergilemeyi sürdürüp sürdürmeyeceği bu "savaşın" sonucuna bağlı. Tüm bunların Batı'nın güvenliğini doğrudan ve önemli ölçüde etkileyeceği ise, aşikâr. Bu veriler çerçevesinde "teröre karşı yürütülen küresel mücadelede" belirgin bir anlayış değişikliğine gidilmeli. Bu bağlamda, şiddet yanlısı İslamcıların karşısına çıkarılacak olan, ılımlı Müslüman akımların elinin güçlendirilmesi için en uygun çıkış noktaları Mısır, Ürdün ve Filistin değil; Türkiye, Güneydoğu Asya ve Avrupa'daki Müslüman kitle olacaktır. Müslüman iletişim ağlarının oluşturulmasına yönelik bu sessiz sedasız çabalar sırasında, destek alınacak hedef gruplar arasında, laik Müslüman aydınlar, kadın ve dini azınlık örgütleri, gazeteciler ve ulema sınıfının genç mensupları yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında, potansiyel ortak sayısı oldukça boldur, ancak bunların söz konusu desteği vermek için ne kadar hazır oldukları, RAND Corporation uzmanlarına göre de kuşkuludur. Zira ucu ABD'ye dayanan ve devlet kurumlarıyla ilişkili her türlü destek, İslamcılığı eleştirenler için "ölüm öpücüğü" anlamına gelebilir. (www.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-80/i.html)
Milli Gazete’nin iki Mustafası; Mustafa Yılmaz ve Mustafa Kurdaş 01.11.2007 tarihli “Kulis Ankara” köşesinde diyorlar ki: “Rand Corporation’un hazırladığı 2007 tarihli raporun başlığı ne garip ki; ‘Ilımlı Müslüman Ağlar Oluşturmak’ CIA ve Amerikan yönetimine sunulan Raporda, Ilımlı Müslüman Ağ’ın oluşturulması için desteklenmesi gereken gruplar bakın nasıl sıralanmış: *Liberal ve laik Müslüman entelektüeller! *Genç ve Ilımlı Din Bilginleri! *Ilımlı Toplumsal Liderler! *Cinsiyet Eşitliğini Savunan Kadın Grupları! *Ilımlı gazeteci ve yazarlar! Bu bölümde en ilginç önerilerden biri de şu, rapordan aynen alıyoruz: ‘ABD bu grup (ya da kişilerin) resmi ziyaretlere katılımlarını sağlayarak, kendi kamuoylarında ve siyaset çevrelerinde daha iyi tanınmalarını sağlamalı.’ Son dönemde birdenbire popüler olan entelektüelleri, ılımlı din bilginlerini, dernekleri, gazeteci ve yazarları şimdi bir kere daha düşünün. Ya da Amerikan karşıtı iken, Bilderberg toplantılarına katılacak kadar ılımlılaşıveren siyasi, akademisyen ve yazarları… Karşınıza bambaşka bir pencere açılacaktır.”
Bu satırlardan sonra bir de aklımıza Newsweek haberinde geçen, AKP ve lideri Tayip Erdoğan’ın “Ilımlı İslam” projesine örtülü desteği, onun bir zamanlar bakanı olan ve projede önemli rolü olduğu belirtilen Mehmet Aydın’ın Devlet Bakanlığı döneminde Sayın Bardakoğlu’nun Diyanet’in başına getirilmiş olması gelince kafamız iyice karışıyor. Hele bir de aşağıdaki satırları okuyunca.
Altı yıllık kehanet
Prof. Dr. Ata Atun “Kıbrıs Siyasetine Akademik Bakış” adlı kitabının 5. Cilt 92. sayfasında “Altı yıllık kehanet” başlığı altında özetle şunları yazıyor: 15 Nisan 2007 tarihli “Aydınlık” dergisini bulup bir göz atıverin. 6.cı sayfada aynı derginin 20 Ekim 1996 tarihli sayısının kapak resmi var. Kapaktaki başlıkta “Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: “Abramowitz Tayyip'i Erbakan'ın yerine hazırlıyor” diye yazıyor. Haber Abramowitz’in sözleri ile ilgili. CIA ile sıkı bağı olan Rand Corporation’ın (web adresi: www.rand.org) aylık yayın organında, Amerika’nın eski Ankara Büyükelçilerinden Morton Abramowitz’in Türkiye ile ilgili öngörülerinin yer aldığı bir makale var. Doğu Perinçek, bu makaleye atfen, kendisi ile yapılan bir söyleşide “ABD Tayyip Erdoğan'ı Başbakan, Abdullah Gül'ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA'nın yan kuruluşlarından Rand Corporation'ın yayın organında da bu yazıldı” der ve bu sözleri Cumhuriyet Gazetesi'nden Leyla Tavşanoğlu kaleme alır. Abramowitz AKP’nin iktidar olacağını ve Erdoğan’ın Başbakan, Gül’ün de Dış İşleri Bakanı olacağı saptamasını veya planını 3 Kasım 2002 seçimlerinden tamı tamına 6 yıl önce yaptı ve hedefi de göbeğinden vurdu.
Gaflet mi, İşgüzarlık mı?
Bütün bunlara rağmen hala birileri çıkıp: “Genelkurmay Başkanı'mızdan Cumhurbaşkanı'na; köşe yazarlarımızdan CHP liderine kadar çok sık gündeme gelen "ılımlı İslâm" tabirinin ise böyle bir arka planı ve çerçevesi yoktur. İlk defa Irak'taki işgal ordusunun komutanı tarafından, muhtemelen üzerinde pek de düşünülmeden kullanılan bu deyim, galiba en sık Türkiye'de duyulmaktadır. Kullananlar muhtemelen şiddete, sert muhalefete ve totaliter bir ideolojiye yer vermeyen dinî tezahürlerin tamamını amorf bir şekilde ‘ılımlı İslam’ başlığı altında toplamaktadır. Bu konuda, detaylı bir çalışma, bir proje, gizli kapaklı bir plana dair bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Bu yüzden Türkiye'de giderek yükselen ‘Ilımlı İslâm’ suçlamaları ve tartışmalarının içi tamamıyla boştur. Bu kadar içi boş bir deyimin siyasî literatürde bu kadar kapsamlı bir yer işgal etmesi, … komplekslerle açıklanabilir. İlk olarak paranoya derecesine varan şüphecilik öküzün altında buzağı aramaya çık”maktan (Mümtaz’er Türköne / Zaman / 22 Ağustos 2007) bahsediyorsa, buna ancak pes denir.
Dört Yıl Önce Gelen Bir Uyarı
"Sivil Demokratik İslam” adlı raporun, "İslam ve Müslümanlar, Batı demokrasisi, değerleri ve küresel düzene entegre edilemezse medeniyetler çatışması ihtimalinin yüksek olduğu" teziyle İslam ve Müslümanların nasıl kontrol altına alınacağına dair Washington ve Londra merkezli bir strateji sunduğundan, raporun ABD'nin Türkiye dahil, bölgedeki çalışmalarıyla bire bir örtüştüğünden, 11 Eylül'den bu yana "ulus inşası"nı terkeden ABDnin, İngiltere ve İsrail'le birlikte "din inşası"na başladığına yönelik iddiaların açık göstergesi olduğundan söz eden İbrahim Karagül, rapordaki, yukarıda belirttiğimiz strateji önerilerini biraz da yorumlayarak verdikten sonra ekliyor: “Bu raporun ABD'nin İslam dünyasına yönelik siyasi, askeri ve kültürel dayatmalarıyla çok yakın ilişkisi var. Türkiye'de ve diğer Müslüman ülkelerde birbirine paralel biçimde yürütülen çalışmalar, konferanslar, paneller, eğitim çalışmaları, siyasi hareketler, ekonomik teşvikler bu 88 sayfalık raporda anlatılanlardan bağımsız değil. Raporu okurken kendi coğrafyamızda izlediğimiz birçok projenin aslında Washington'da planlandığını, yeni fikirler olarak duyduğumuz birçok sözün aslında oradan dikte edildiğini anlıyoruz. Ancak ne yazık ki, ABD'nin bölgeye yönelik projeleri çerçevesinde oturumdan oturuma koşan aydınlarımız bu ve buna benzer çalışmaları hiçbir şekilde gündemlerine almıyor. RAND raporu Türkiye'de hiçbir şekilde tartışılmadı. Acaba neden? “ (Yeni Şafak / 24.04.2004)
Tüm bu yazılanlardan sonra “Allahu Teala biz Müslümanlara akıl, iz’an, feraset versin ve bize hesap gününü unutturmasın” demekten başka bir söz kalmıyor.