Bilim ve Siyaset
20 Nisan 2008 günü Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen “Dünyanın Merkezi Mekke” adlı konferansta Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf el-Karadavî, İngiltere Galler Üniversitesi’nde jeoloji dersleri veren Mısırlı bilim adamı Prof. Dr. Zağlul en-Neccar, Mekke saatinin mucidi Mühendis Yasin eş-Şuk gibi konusunda uzman birçok ilim adamı bir araya gelmiş.
Prof. en-Neccar, Mekke’nin dünyanın tam merkezinde yer aldığının, Prof. Dr. Hüseyin Kemaleddin’in dünyanın başlıca şehirlerinden kıble yönünü belirlemeye çalışırken Mekke-i Mükerreme’nin yerküreyi oluşturan yedi kıtanın hepsinin etrafından geçen bir dairenin tam ortasında yer aldığını tespit etmesi ile artık bilimsel olarak ispat edilmiş olduğunu ifade etmiş. En-Neccar, aynı zamanda Mekke-i Mükerreme’yle aynı meridyen çizgisi üzerinde yer alan yerlerin pusulada manyetik iğnenin belirlediği manyetik kuzeyle kutup yıldızının belirlediği gerçek kuzeyle de uyumlu olduğunu söylemiş. Ünlü jeolog ayrıca “Mekke-i Mükkereme’nin meridyen çizgisinde her hangi manyetik bir sapma bulunmamakta. Hâlbuki aralarında Greenwich’in de bulunduğu diğer tüm meridyen çizgilerinde manyetik bir sapma var. Hatta Greenwich meridyeninde batı yönünde 5,8 derecelik manyetik bir sapma olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır” demiş.
Prof. En-Neccar İngiltere’nin, sömürgecilik döneminde Greenwich meridyenini bir saat ölçüsü olarak dünyaya zorla dayattığına da işaret etmiş.
Konferans esnasında Filistin asıllı Fransız vatandaşı Yasin eş-Şuk da dünyanın değişik yerlerinde ikamet eden ya da buralarda yolculuk eden Müslümanların bulundukları yerlerde kıbleyi tespit etmekte yaşadıkları zorlukları gördükten sonra icat ettiği “Mekke saatini” katılımcılara tanıtmış. Araştırmacıya göre yeni saatin tasarımı Dünya Saat Merkezi olarak Mekke’nin dikkate alınmasını gerektiriyor.
Bütün bunlar gerçekten çok güzel şeyler. Bilimsel olarak ispat da edildiğine göre –ki konu dünyaya BBC tarafından duyurulduğuna göre Batı tarafından da göz ardı edilemiyor-; mutlak olarak kabullenilmesi, kabullenmekle de kalmayıp hayata geçirilmesi gereken bir olgu. Ama… İşte aması var. Prof. En-Neccar’ın da bir nebze belirttiği gibi; dünya saatlerinin ayarlanması konusunda acaba neden Greenwich saat dilimi esas alınmış. Bunu sadece sömürgecilik dönemi şartlarıyla açıklamak yeterli değildir. Bunu, bu ve benzeri durumların da üstünde, siyasi güçte aramak daha gerçekçi olmaz mı? Siyaset denince sadece siyasi partileri anlamak çok eksik ve yanlış bir görüş olur. Sadece hükümetleri kastetmek de öyle. İnsan toplum olmadan yaşamayacağına, bütün toplumların üstündeki toplum da devlet olduğuna göre, siyaset kurumunun odaklandığı ve işlevlerini gerçekleştirdiği en yüksek kurum da devlettir. Siyasetsiz devlet bir saman yığınından, devletsiz siyaset de bir hayaletten başka bir şey değildir.
Devletler tarihi incelendiğinde görülmektedir ki; dünyaya güçlü devletlerin ehliyetli liderleri yön vermiştir. Bu yön dünya tarihinde maalesef, her zaman doğruya ve güzele yönelik olarak da ortaya çıkmamıştır. Çünkü bunu belirleyecek olan da bizzat siyaset değil, siyasetin gerisindeki inanç ve zihniyettir. İşte asırlardır dünya siyasetine yön veren Batı’nın materyalist zihniyetidir ki, gücü kendinde gördüğünden, her konuda hak sahibi olarak da kendini görmüş; yaptığı/yapacağı adil olsun olmasın, insanlığın faydasına olsun olmasın onun için hiçbir şey fark etmemiş, kendi çıkarına olarak gördüğünü gerçekleştirmiş, gerçekleştirmek için de her yola başvurmuştur. Bu süreç içinde kendi hayat tarzını, kendi felsefesini, kendi kıyafetini, kendi ölçü birimlerini bütün insanlığa dayatmıştır.
Kendisine bu imkânları sağlayan birikimleri elde ederken de, kendi kazanımlarının ve ürünlerinin yanında, geçmiş ve çağdaşı olan medeniyetlerden yararlandığı gibi, kendisinden geri saydığı ülke ve toplumların kabiliyetli insanlarını da devşirerek onlardan yararlanmıştır. Bunları İslam Medeniyetinin temsilcileri olan Abbasiler, Endülüslüler, Selçuklular ve Osmanlılar da yapmıştı. Ama onlar bunu her hak sahibine hakkını vererek yapmışlardı. Müslümanlar Hinden ve Yunandan her ne aldılarsa, kaynağını belirtmişlerdir. Yararlandıkları kişilerin, yeri geldiğinde ilim, siyaset ve diğer kurumların en üst basamaklarına çıkabilmelerine imkân tanımışlardır. Batının İslam Medeniyetinden aldıklarını, detayına girmeden sayan kitaplar bugün bizde de onlarda da piyasada mevcuttur ve bu kitapların her biri normal bir cilt hacmindedir. Bunlardan sadece ondalık sayı sisteminin patent hakkını Batı Müslümanlara vermeye teşebbüs etse, muhterem Erbakan Hoca’nın ifadesiyle; “ayaklarında donları kalmaz.” Özellikle Rönesans döneminde Batılı bilim adamı ve mucitlerin “ben buldum” dediği şeylerin büyük çoğunluğu İslam Medeniyetinin eseri olduğu halde, kendilerine maletmişlerdir. Çağdaş sömürü sistemlerini kurduktan sonra da tüm dünyadan kabiliyetli beyinleri devşirmişler, onları birer beyin kölesi olarak kullanmışlar, emeklilikleri gelince de –şayet bu süre içinde ölmemişlerse- bir safra gibi içlerinden atıvermişlerdir. Bu arada, kendi inisiyatifleri dışında birileri birşeyler bulmuşsa, ya o ülkedeki uşakları ve işbirlikçileri olan medya ve diğer kuruluşlar aracılığı ile o insanı manevi linçe tabi kılmışlar, sonra da onun buluşunu kendi ülkelerinde kendi çıkarlarına uygun olarak hayata geçirmişlerdir. “Zakkumcu Ziya” diye yaftalanan araştırmacı ve buluşu ne oldu bilenimiz ya da hatırlayanımız var mı? Bugün dünya çapında ünlü bir otomobil devinin otomobil ve minibüslerinde kullandığı, büyük ölçüde güç ve tasarruf sağlayan motor sisteminin bir Türk mühendisinin buluşu olduğunu, Batı’nın dünyaya kabul ettirdiği patent sistemi ile bedava bu buluşu kullandığını acaba kaçımız biliyor. Bu sisteme göre bir buluşu olan, onun patentini alsa bile kısa bir süre içinde üretimini yapıp piyasaya süremezse, başkaları o kişiye hiçbir bedel ödemeden o buluşu kullanabilir. Tabiî ki bu sistemden ilk yararlanacak olan da dünya siyaset ve ekonomisini yönetme gücüne sahip olan emperyalist batı’dır.
Yazımızın ilk paragraflarıyla, belirtmek zorunda kaldığımız bu gerçeklerin ne alakası var denilirse, biz de deriz ki: Elbette ki ilmi çalışmalar ve buluşlar yapmak çok önemli ve değerlidir. Ancak siyaseten söz sahibi değilsen, bütün buluşların ya heder olacak, ya da güçlülerin gücüne güç katacaktır. Senin ise belki de adın bile anılmayacaktır. Öyleyse yapılması gereken en önemli çalışma, size siyaseten “ben de varım” dedirtecek ve dediğinizi başkalarına kabul ettirecek çalışmadır. Sessiz kitlelere de düşen; bu çalışmayı yapanların yanında ve arkasında olmaktır.
Siyaset konusuna bir başka yazımızda devam edeceğiz, İnşaallah.