SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
20 Ekim 2007 Cumartesi 00:02
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Düşündükçe
DİNLERARASI DİYALOG GERÇEĞİ (I)
            Kabul etsek de etmesek de, taraftar da olsak aleyhinde de bulunsak, bugün Dinlerarası Diyalog (Vatikan’a göre Dinliler Arası Diyalog) projesi dünyanın bir gerçeği. Özellikle de Katoliklerle İslam dünyasının.
            Biz bu araştırmamızda (ki bu metin asıl araştırmanın bir özetidir) hakkaniyet, adalet ve insaf hudutları çerçevesinde bu konuyu ele almaya çalıştık. Tarafsız olarak demiyorum, çünkü birçok araştırmacı bu hususu özellikle belirtmeye çalışsa da, fikir ve ilim dünyasında tarafsızlık diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorum. Bu iddiada bulunanların da aslında buna inanmadıkları halde, kendi inandırıcılıklarını artırmak için böyle bir yol tuttukları kanaatindeyim. Önemli olanın insafı elden bırakmamak olduğunu biliyorum ve mümkün olduğunca da buna riayet etmeye çalıştım. Özellikle ülkemizdeki Ulusalcı kesimin, bir kısım endişelerini paylaşsam da, hakaret sınırlarını da aşan saldırgan üsluplarını asla tasvip etmediğimi peşinen belirtmek isterim.
            Aslında bir Vatikan projesi olan ve irademiz dışında gündemimize oturan bu meseleyi; tanım, tarihçe ve görüşler başlıkları altında taraftarlarının ve aleyhinde olanların görüşlerini de saptırmadan belirterek ele almaya çalıştım. Sonuç bölümünde ise konuyu, yukarıda belirttiğim ahlakî ve İslâmî prensipler uyarınca ve kendi bakış açımca değerlendirmeye gayret ettim. Aynı ilkelere uymuş olan değerli araştırmacıların görüşlerine de yer verdim.
            İslâmî yazı geleneğine uyarak; gayret bizden başarı Allah’tan diyor ve konuya giriyorum.

        DİYALOĞUN ANLAMI ve MAHİYETİ

        A- ANLAMI

a) Sözlükte diyalog: Aslı itibariyle Yunanca ‘diyalogos = iki kişinin konuşması’ kelimesinden alınmıştır ve tek kişinin konuşması anlamındaki monologun zıddıdır. Ancak burada önemli olan iki kişinin rasgele konuşması değil, farklı görüşlere sahip kişilerin konuşmasıdır. Bu anlamda diyalog, iki kişinin konuşmasından çok iki farklı görüşün tartışılması demektir.
            b) Kavram olarak diyalog: Edebiyatta; bir oyun ya da romanda iki ya da daha çok kişinin karşılıklı konuşması. Felsefi ve düşünsel tutumları, yazarın düş gücünün ürünü olan konuşmalar aracılığıyla karşı karşıya getiren, özenle kurgulanmış bir anlatım yoludur[1] 
        Felsefi anlamda Diyalog ilk olarak Platon’un eserlerinde kullanılır. Onun genellikle Diyalog adını taşıyan eserlerinde doğru görüşü bir kişi, yanlış görüşü de bir başka kişi ortaya atar.  Bunlar uzun uzadıya tartıştırırlar. Neticede doğru görüşü (yani Platon’un kendi görüşünü) savunan, yanlış görüşü savunana galip gelir. Yani diyalogun galibi, onu ortaya koyan, gündeme getirendir.

              c) Diyalog ve diyalektik: Diyalogdan bahsedip de, diyalog anlayışının geliştirilmiş bir şeklinden ibaret olan diyalektikten söz etmemek olmaz. Diyalektik göz önünde bulundurulmazsa, ‘Dinler Arası Diyalog’ kavramının arka planı tam olarak kavranılamaz.

    “Diyalektik (Yunanca dialektikos: "tartış­ma"), felsefede, kavramlar arasındaki kar­şıtlık ilişkisinden yola çıkarak bunu doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasında bir ilke olarak kullanan düşünme ve araştırma yoludur.”…  “Diyalektiği bir yöntem olarak kullanan ilk filozof ise Sokrates'tir. Sokrates için diya­lektik, karşılıklı soru-yanıt yoluyla kavram­lara açıklık getirme yöntemidir. Karşı tarafın yanıtından yola çıkarak bunun gene onun düşünceleri açısından tutarsız ve çeli­şik olduğunu göstermek, yöntemin ilk aşa­masıdır. Bundan sonra karşılıklı soru-yanıt­larla, tartışma konusu kavram çeşitli açılar­dan ele alınır, açımlanır. Sokrates'in açımlama yöntemini belirli bir varlık görüşüne bağlayan Platon, diyalektiği bilgi görüşüne dayalı bir eğitim yöntemi olarak geliştirdi. Yeniçağ fel­sefesinde ise diyalektik terimini ilk kullanan filozof Immanuel Kant'tır. Kant'a göre diyalektik yanılgının mantığıdır.
    Diyalektik anlayışı Kant'tan alan G.W.F. Hegel, buna bambaşka bir anlam yükledi. Hegel'e göre, gerçekleri oluşturan kavram­ların her biri karşıtını kendi içinde taşır. Düşünce, bir kavramdan (tez) onun içinde­ki karşıtına (antitez), bundan da iki kavramın birliğini oluşturan üçüncü kavrama (sentez) ulaşır.[2] 
    Hegel’e göre esas itibariyle hiçbir felsefî  düşünce tam doğru ya da tam yanlış değildir. O halde içinde yanlışı barındıran doğru (tez) ile onun zıddı  ve içinde doğru bulunan yanlış (antitez) birleştirilmeli ki, bundan daha doğru olan sentez doğsun. Ancak ortaya çıkan sentez de yeni bir tezdir ve bunun da bir antitezi vardır. Bunlardan da yeni sentezlere ulaşılır. Bu sentezleme faaliyeti tam gerçek ortaya çıkıncaya kadar sürüp gider. Yani; tezi ortaya atanın görüşünün doğruluğu ispatlanıncaya(!) kadar.

    Görüldüğü gibi, Hegelci diyalektik, aslında Platoncu diyalogun geliştirilmişinden başka bir şey değildir. O, iki kişiyi konuşturarak iki görüşten birisini, yani kendi fikrini doğrulatıyordu. Hegel ise yanlışla doğruyu birbirine karıştırırarak harmanlatıyor, yanlışlamalardan hareketle tartıştırarak aynı sonuca vardırıyor. Sonuçta da bu metot Batıda, Hegel’in dünya görüşüne bağlı olarak; ilmî, dinî ve felsefî konularda şüpheci ve inkârcı anlayışların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hegelci diyalektiğin bir ürünü olan tarihselcilik bazı oryantalistlerin de etkisiyle İslam dünyasına da sıçramış, Batının devşirmesi modernist Müslüman ilim ve fikir adamlarınca Kur’an-ı Kerim’i anlamanın en sağlıklı ve tek metodu olarak benimsenmiştir. Hâlbuki bu görüşü misyoner ve müsteşrikler, Ortaçağda Kilisenin bilimi sürekli yanlışlaması sonucu çıkan din-bilim çatışmasında Kiliseyi savunmak için benimsemişlerdi. Hakikatin sürekli değişkenliğini ve göreceliğini iddia eden bu görüşle Kiliseyi rahatlıkla savunabileceklerdi. İslâm’ın ise ne ilimle ne de hakikatle hiçbir sorunu olmadı. Müslüman aydınlara tarihselciliği fısıldayanların da, diyalog tavsiyesinde bulunanların başında gelenlerin de Massignon ve Watt gibilerinin olması herhalde tesadüf olmasa gerektir.

    Dinlerarası Diyalog kavramı: Bu kavram genellikle; “farklı dinlere ve kültürlere mensup insanların bir araya gelip, birbirlerine kendi görüşlerini empoze etmeden, birbirlerini kandırmadan çeşitli konularda bilgi alış verişinde bulunmaları, yaşanan sorunlara birlikte çözüm aramaya çalışmalarıdır,”[3] şeklinde tanımlanmaktadır.

    M. Watt’a göre de: “diyalog, birbirine kar­şı içten bir ilgi duyan ve öğrenmek için birbirine açılan insan­ların karşılıklı görüş alış verişi olarak tanımlanabilir.”[4] 
    Başka bir ifade ile de: “Hem bir dine mensup farklı grupların, hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirlerine zorla kabul ettirmeye çalışmadan, ortak meseleler etrafında hoşgörü içinde konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi demektir.”[5] 
    Bu tanımlar tamamen bu diyalogu ortaya koyan ve ondan yana olanlara ait. Aleyhinde olanlarsa zaten taraftar olmadıkların, yani tanımadıklarından dolayı bir tanım da getirmiyorlar. Hangi tarafın haklı olduğunu iki tarafı da dinledikten sonra göreceğiz.
 
                B- MAHİYETİ
   Dinler arası diyalogun mahiyetini de, bu projenin fikir babalarından olan Montgomery Watt’tan dinleyelim: Batılı Hıristiyanların, sekizinci yüzyılın başlarında İspan­ya'nın fethi ile dokuzuncu yüzyılda Sicilya'nın alınmasına kadar Müslümanlarla çok az ilişkileri oldu. Arada sırada, İslam konusunda, az da olsa, doğru bilgi edindiler. Haçlı seferleri daha fazla bilgi için bir talep doğurdu ve yaklaşık olarak 1100' den itiba­ren bir ya da iki yüzyıl boyunca bu bilgi bazı bilginler tarafın­dan sağlandı. Ancak, Kur'an ve başka İslami kitaplarla da ta­nışmalarına rağmen, bunların oluşturduğu görüntü Batı Av­rupa için gene de çarpıtılmış bir İslam imajı idi. Bu, belki de bilginlerin bile kültürel aşağılık duygusuna kapılmalarından kaynaklanmaktaydı ve böylece 'savunma' yoluyla, İslam’ın bir din olarak Hıristiyanlıktan çok daha aşağılarda olduğunu göstermek zorunda kalmışlardı. Bu 'çarpıtılmış' İslam imajı­nı oluşturan hususlar arasında şunlar sayılabilir: İslami' aki­de, içerisinde çok sayıda asılsız iddia barındırmaktadır. Bilginlerin iki yüzyıldır, hatta daha da fazla gayret göstermelerine rağmen bu 'çarpıtılmış imaj', bu yüzyılda bi­le Batının İslam anlayışını etkilemeye devam etmektedir. Bil­ginlerin çabalarının başarılı olduğu tam görüleceği bir sırada, günümüzdeki İslami uyanışa bağlı bazı olaylar, sayıca pek de az olmayan Batılının tekrar 'çarpıtılmış imaja' dönmesine neden olmaktadır.
    Bu çağın ayırt edici özelliklerinden biri de dini çoğulcu­luktur. On dokuzuncu yüzyıldan önce büyük dünya dinleri­nin müntesipleri arasında çok az bir ilişki vardı. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda iletişim ilerleyip, ticaret ge­liştikçe, ilişkiler gittikçe daha da sıklaştı ve 1950' den bu ya­na dünya çapındaki nüfus hareketlerine paralel olarak süreç­te dikkate değer bir hız ortaya çıktı. Batı Avrupa' da şimdi (1983) yaklaşık yedi milyon ve kuzey Amerika' da da birkaç milyon Müslüman olduğu sanılmaktadır. Batılı devlet adam­ları Müslüman devlet adamlarıyla bir masaya oturmak zo­runda; Batılı fabrika işçileri aynı montaj işinde, aralarında Müslümanları da bulmakta ve Batılı öğrenciler sınıf arkadaş­ları arasında Müslüman olanlarla da karşılaşmaktadırlar. İslam’ la Hıristiyanlığın çağdaş karşılaşmasıdır bu durum.
    Değişik dinlere bağlı olanlar arasındaki ilişkinin dostça bir ilişki olduğu yerde 'diyalog’dan söz etmek uygun olur. Bu durum resmi kanallarca dü­zenlenmiş toplantılar olabildiği gibi; dostluklarını ilerletmiş komşular, konuşmalarının dini konulara kaydığını da fark edebilirler. Bu tür tecrübeler, bunla­rı yaşayanları, kişisel düşüncelerinin dokunulmazlığı içinde, kendi dini inançları üstünde derinlemesine düşünmeye sevk eder; bazıları kendilerini başkalarının hakikatine açabilir ve böylece diyaloga geçebilir.
    Açıklıktan kaynaklanan bir tavır, yukarıda belirtilen tarz­daki 'savunma hatlarının' azaltılmasını veya kaldırılmasını gerektirir.'Savunma­nın' yaygın bir şekli de, bir kimsenin, başka bir dinin kendi dinine göre daha aşağıda olduğunu malum yollardan ortaya koymasıdır ve bu da hemen her zaman öteki dini yanlış tanıt­mak yoluyla olur. İslam’daki, Kitab-ı Mukaddes'in tahrif edil­diği öğretisiyle Hıristiyanlıktaki 'çarpıtılmış' İslam imajı bu­nun örnekleridir. Thomas Merton, daha ya­kın zamanlarda, iyi Hıristiyan’ın başka dinleri yalanlayan de­ğil, onlardaki hakikati doğrulayabilen ve hatta daha da ileri gidebilen bir kimse olduğunu söyledi? Dahası, Merton'un il­kesi sadece Hıristiyanlarla sınırlı değil, tersine, Müslümanlar ve başka din müntesipleri tarafından da kabul edilebilir ve uyarlanabilir. Böyle bir tavırla kurulan diyalog, bir karşılıklı tanıklık süreci haline gelir. İki taraf da, kendi asli hakikati olan hiçbir şeyden vazgeçmeksizin (gerçekte neyin asli oldu­ğu konusunda daha açık bir fikir edinebilmesine rağmen), karşısındakine gösterebileceği en tam ve en derin hakikati keşfetme uğrunda dostça bir yarışa katılabilir.[6] 
    Prof. Dr. Hayrettin Karaman da; kendi değerleri, menfaatleri, amaçları olan ve bunlar bazen paralel düşen bazen çatışan başka milletlerin ‘öteki’ sayılmamasından yanadır. Bu milletlerin birbirinden en az zarar görerek ve en fazla fayda elde ederek yaşayabilmeleri için ilişki kurmaları gerektiği, ülkemizle diğer ülkeler, halkımızla diğer halklar arasındaki bu tasavvurdan yola çıkarak diyalogun zorunlu olduğu düşüncesindedir.[7] 
    Dinlerarası Diyalogun mahiyeti; aleyhinde olanlara göre de: çağdaş bir fitne hareketi,[8] modern dünyada misyonerliğin yeni yüzü[9] ve birçoklarınca da bir ihanettir. Aytunç Altındal da; Vatikan tarafından “misyonerliğin yeni versiyonu” olarak nitelenen Dinlerarası Diyalogun, 2000 yıllık bir entrika ve desise kurumunca özellikle Müslüman ve Türk dünyası için kurulmuş bir tuzaktan ibaret olduğuna dikkat çekiyor.[10] İsmet Özel’e göre de “Dinlerarası diyalog, ‘Allah katında din İslam’dır’ Ayet-i Kerimesini yalanlamak için kurulmuş bir tezgâhtır.[11] 
    Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre de: “Dinler Arası Diyalog”un sinsi bir misyonerlik görevi hâline dönüştürülmesi için Vatikan’da şimdiki son iki Papa’nın izhâr ettiği strateji değişikliği” olduğu kanaatindedir.[12] 
    Son olarak da Vatikan’ın Hıristiyan Olmayanlar Sekretaryası yetkilisi Pietro Rossano’ya kulak verelim: “Diyalogdan söz ettiğimizde açıktır ki bu faaliyeti, kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilisenin bütün faaliyetleri gibi diyalog da (…) Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilisenin İncil’i yayma amaçlı misyonunun bir parçasıdır.”[13] 
    Bu görüşlerin önemlilerini ve sahiplerini ileriki bölümlerde tanıyacağız, inşallah.

               Gelecek Bölüm: DİNLERARASI DİYALOĞUN TARİHÇESİ

 

[1] AnaBritannica, Ana Yayıncılık, İstanbul 1987, Cilt 7, Sayfa 331
[2] AnaBritannica, Ana Yayıncılık, İstanbul 1987, Cilt 7, Sayfa 331
[3] Prof. Dr. Baki Adam; http://193.255.231.2/~adam/diyalog.html
[4] Montgomery Watt, Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık, İz Yayıncılık, İstanbul 1983; Sayfa 23
[5] Prof.Dr. Davut Aydüz, Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog, Işık Yayınları
[6] Montgomery Watt, Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık, İz Yayıncılık, İstanbul 1983; Sayfa 21 – 25
[7] Zaman Gazetesi, 15.07.2005
[8] Mehmet DURMUŞ / İktibas / Sayı 326 | Şubat  2006
[10] 2 Mayıs 2000, Yeni Mesaj Gazetesi
[11] Gerçek Hayat / 18 Nisan 2003
[12] www.ozemre.com
[13] Nihat Nasır / www.8sutun.com

 

 

 

YORUMLAR (13) adet
    Cemaleddin ESGİN
    Yasin İlk emir oku'dur.
    Yasin tebliğ ve irşad nasıl yapılır öğrenmek istiyorsan aç da peygamber efendimizin hayatını ve yazdığı tebliğ mektublarını oku. Bi de senin diyalogcuların papazlarla olan diyaloglarını ve papa'ya yazdıkları alçaltıcı mektubu oku, aralarında bi benzerlik vramı bak bakalım.
    16 Haziran 2008 Pazartesi 10:38

    yasin öztrük
    hadi ordan
    eleştirip gıybet yapıp onca insanın günahına gireceğinize, dua edinde biz diyalogçular ıslah olalım. biz ne namussuz adamlarmışız meğer. bizde namaz desen yok. kuran yok. içki kırla gider. karı kız o biçim. herşeyin doğrusunu bilen siz milli görüşçüler kurtarın bizi.
    01 Mayıs 2008 Perşembe 20:13

    yasin öztürk
    haadi ordan
    diyologçuları çekemeyen hazımsızlara acıyorum. tebliğ ve irşad nası olçek hele bi anlatın bakim. telepatiyle mi dumanlamı yoksa sihirli değnekle mi? konuşma yaklaşma başın dik olsun gururlu ol. kendi şu yukardaki üç yoldan biriyle islama uyanırsa cennete girsin. yoksa kendi bilir. yallah cehenneme. cehennem geniş zaten hepsini alır.
    01 Mayıs 2008 Perşembe 20:09

    isa demir
    hey gidi diyalogçular
    dinler arası diyalog masalınıza ayetleri ve hadisleri dayanak göstererek allahâ ve ressulune iftira atıyorsunuz.sizi eleştirenlere yahudilere ve hıristiyanlara gösterdiğiniz hoşgörünün milyarda birini göstermiyorsunuz.müslümanlarla değil ısrarla gayrı müslimlerle diyalog diye tutturuyorsunuz.papanın dinler arası diyalog ile ilgili yorumlarını göz ardı ediyorsunuz ve hiç oralı olmuyorsunuz.rabbim size hidayet versin.
    02 Kasım 2007 Cuma 16:23

    milli görüşçü
    İslam'ı aziz kılmak için
    O, peygamberini hidayetle ve hak olan din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter (Fetih Suresi ayet: 28) Burada Allahu Teala çok açık olarak şunu ifade buyuruyor: Hz. Muhammed'in Peygamber olarak gönderilişi, sadece bu dini insanlara anlatmak için değildi, ayrıca bu dini din hüviyeti taşıyan her çeşit dünya düzenlerine üstün getirmesi içindir. Diğer bir deyişle, Hz. peygamber bu dini, batıl bir din hayata hükmetsin ve onun hakimiyeti altında, sıkıntı içinde, yaşamasına müsaade ettiği ölçüde yaşasın diye değil, tam tersine bu hak din hayatın tek ve hâkim dini olsun, diğer dinlerin devam edip yaşamaları da onun müsaade sınırlarında olsun diye getirmiştir. Diyalogcular gibi eğilip bükülünsün diye değil.
    26 Ekim 2007 Cuma 13:14



Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5280
€ Euro
2.0840
IMKB
27.988
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008