SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
14 Ekim 2007 Pazar 11:19
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Düşündükçe
BATI'NIN DEVŞİRMELERİ
        “Devşirme” asıl olarak bir Osmanlı metodudur. Osmanlı, ilk yıllarında ordunun geri hizmetlerinde gayri Müslim esirlerden yararlanıyordu. Daha sonra Çelebi Mehmet zamanında, tam olarak da 2. Murat döneminde Müslüman olmayan vatandaşlarının çocuklarında daha geniş alanlarda yararlanma yoluna gitti. Zaten Osmanlının adaletine hayran olan bu vatandaşlar, çocuklarının istikbalini de düşünerek onları devlet hizmetine seve seve veriyorlardı. Bu çocuklar küçük yaşta ailelerinde devşiriliyor, Müslüman adı verilip sünnet ettiriliyor ve hem Türkçeyi, hem de İslâm’ı öğrenmeleri için Müslüman ailelere veriliyordu. Bu ilk eğitimlerinden sonra devlet bunları alıyor, İstanbul’da acemi ocağında asıl eğitimleri başlatılıyordu. Acemi ocağı eğitimi aynı zamanda bir seçme aşaması idi. Bu eğitim sırasında bu gençler kabiliyet, eğilim ve becerilerine göre sınıflandırılıyor, entelektüel eğilimli olanlarla sanat kabiliyeti bulunanlar enderuna, fizikçe güçlü olanlar kapıkulu ocaklarına gönderiliyor, burada Yeniçeri ocağı başta olmak üzere çeşitli ocaklarda görevlendiriliyorlardı. Bunlar toplumdan tamamen tecrit ediliyorlardı; evlenemezler, başka bir iş sahibi olamazlar, toplumla kaynaşamazlardı. Enderuna gidenler ise daha şanslı idi. Bunlar ilerde ev bark sahibi olabilirlerdi. Zaten enderunda değişik mesleklerin eğitimini alıyorlardı. Padişah olma dışında devletin her kademesinde yükselme şansları vardı. Mesela; sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile Mimar Sinan bunun en tipik örneklerini teşkil ederler.
        Batılılar bunu “düşmandan kazanılmış elemanların düşmana karşı kullanılması” olarak algılamış, bu algılayışı temel alarak “devşirme” usulünü özellikle 19. yüzyıldan itibaren doğuya, özellikle de İslâm’a karşı kullanmaya başlamışlardır. Bir yandan sömürgelerinde, ihtiras ve zaaflarından yararlandıkları Müslüman ilim adamlarını kullanarak İslamî adlarla eğitim-öğretim kurumları açarken, veya bu adamlar vasıtası ile var olan kurumlarda kendi lehlerine işleyecek yenilikler yaptırırken, diğer yandan da bağımsız İslam ülkelerinde, onların siyasi ve iktisadi zafiyetin yararlanarak kendi özel okullarını açıyorlardı. Birincilere örnek olarak Hindistanda Sir Seyyid Ahmed yönetimindeki Aligarh Kolejidir ki sonradan üniversiteye dönüştürülmüştür. İkincilere de örnek olarak Osmanlı’da kurulan daha Cumhuriyette de devam eden Robert kolej başta olmak üzere çeşitli Amerikan, İngiliz Fransız vb. yabancı özel okullarını verebiliriz. Hedef; Müslüman çocuklarını eğitim adına buralarda devşirip Batıya hayran insanlar yetiştirmek; yani “düşmandan kazanılmış elemanları düşmana karşı kullanılmak” idi. Nitekim bu “batı devşirmeleri” son bir buçuk asır süresince ya eften püften meselelerle sürekli Müslümanları oyalayıp, onların asıl gündemlerini oluşturmalarına ve bununla meşgul olmalarına engel oldular. Ya da Batının ürünü gündemlerle Müslümanları oyaladılar, sonu Batı’nın yararına olan yanlış yollara manipüle ettiler. “Çağdaşlaşma”dan “dinler arası diyalog” isimli yılan hikâyesine kadar birçok örnekler verilebilir bu konuda. “Batı devşirmesi” entelektüellerimiz ile onları bir şey zanneden ilim ve fikir adamlarımız bizleri bunlarla oyalarken, yine batıcı siyasilerimiz da bizi “Batı Kulübü”nün kapısına bağladı.
        Bu gerçeğin en açık ifadesini, 2. Dünya Savaşı yıllarında Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığı yapan Sir Anthony Eden’in Lordlar Kamarasındaki savunmasında buluruz. Bu savaştan sonra İngiltere sömürgelerine bağımsızlık vermeye başladığında (İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı olmak şartıyla tabii ki), Eden aleyhine bir gen soru verilmişti. Lordlar bu gensoruda; “sömürgelerimizi birer birer elden çıkarıyorsunuz, İngiltere’nin ekmeğini de onlar veriyor, askerini de, siz ne yaptığınızın farkında mısınız?” diyorlardı. Dışişleri Bakanı Eden onları özetle şöyle uyardı ve meseleyi kapattı: “Artık devir değişti. Bugün biz onlara dost olarak bağımsızlıklarını vermezsek, yarın onlar bunu bizden dişleri ve tırnaklarıyla söke söke alacaklar, hem de düşman olarak. Ama biz bir asırdır onların içinden kendi adamlarımızı eğiterek yetiştirdik. Şimdiye kadar oralardan silahların gölgesinde elde ettiklerimizi, şimdi onlar bize dost olarak verecekler.” 
        Bugün, Osmanlı sonrası bağımsızlık elde eden Müslüman ülkelere bir bakalım. Bunlardan istiklalini savaşla elde edenler bile Batı Kulübü’nün sadık bendeleri değiller midir? Savaşta olsun barışta olsun kendi kardeşlerine karşı Batı’yı tutmuyorlar mı? Kendi milletlerinin hayat tarzından iğrenip, Batı tipi hayat tarzlarını yeğlemiyorlar mı? Hatta bunu yönettikleri kendi halklarına dayatmıyorlar mı? Açıkça dayatmak işlerine gelmiyorsa, Batı’nın içimizdeki gönüllü “devşirmeler”i olan bu adamlar, çoğunlukla gafilce, bazen da sinsice ve haince empoze etmeye çalışmıyorlar mı?
Yazarın Diğer Yazıları

Nevzat LALELİ
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Son 15 yılın hükümetleri göz önüne alınsa olası yeni bir ekonomik krizden hangi çözümle çıkılabilir?
    Ak Parti bu işin üstesinden gelebilir
    Ak Parti Ekonominin başına K.Derviş'i Getirmeli
    Milli Görüşle (SP) çözülebilir
    Bu Ekonomi düzelmez
    Fikrim yok
    » Piyasalar
$ USD
1.4100
€ Euro
1.8930
IMKB
28.495
Altın
38.26
    ISTANBUL 13.10.2008
İmsak
-
5:40
Güneş
-
7:06
Öğle
-
12:58
İkindi
-
16:02
Akşam
-
18:36
Yatsı
-
19:55
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008