SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
15 Mart 2008 Cumartesi 16:35
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Düşündükçe
Kadının Adı Var da Ruhu da var mı?
 
            Geçtiğimiz hafta malum medyayı ülke ve dünya gündemi dışında en çok meşgul eden bir konu vardı: Dünya Kadınlar Günü…  
            Kapitalizmin ağa babalarının sanayi devriminden bu yana kurguladıkları ve uygulamasını kademe kademe yaygılaştırdıkları bir çılgınca tüketim çarkının dişlilerinden sadece biridir bu. Bunları saymama veya hatırlatmama gerek yok, zaten herkes bilmek, bilmese bile duymak zorunda; yazılı, sesli ve görüntülü medya sayesinde. Bu kervana imamlarımız da Cuma hutbeleri ile çoktan katılmış durumdalar.  
            “Kadını, anneyi, babayı ve benzerlerini hatırlamak –senede bir gün de olsa- fena bir şey mi?” diyecek birileri hemen. Biz de böylelerine deriz ki: “Evet fena bir şey, fenadan da öte; büyük kabahat. Çünkü unutulan şeyler hatırlanır.” Vahşi kapitalizm, doymak bilmeyen kasasını doldurmak için, dünyayı öyle bir yaşam tarzına mahkûm ve mecbur etti ki; dünya –özellikle de Batı ve batıcı dünya- bütün değerlerini unuttu, hatta kaybetti. Unutturanlar da bu değerlerden kendi işlerine gelenlere “senede bir gün” tahsis edip o günde onu insanlara hatırlatmayı bir görev(!) bildiler. Tabii dünyanın geleceğini tüketerek ürettiklerini bu günler aracılığı ile kârını da maksimize ederek olabildiğince satıp, yine o meşum kasayı doldurmaya çalışmak için. Aslında o günler de o günlere adı verilen varlıklar da onların umurunda değildir. Hatta bunların onlara göre bir değeri ve ticari araç olmaktan öte önemi de yoktur.  
Neden yoktur? Bu sorunun tam detaylı bir cevabını bu köşede vermemiz mümkün olmadığına göre sadece geçtiğimiz haftanın gündemine oturttukları kadın konusuna şöyle bir göz atalım: Bir kere Batının kadına bakış açısı anormalliklerin anasıdır. Batı medeniyetinin, kültürünün iki ana kaynağı vardır; birisi Antik Yunan Medeniyeti, diğeri de Hıristiyanlık. Yunan mitolojisine göre dünyadakiler huzur içinde yaşarken Yunan tanrılarının babası Zeus’un özel olarak yarattığı “Pandora” isimli kadın yine Zeus’un hediye ettiği içinde kötülükler hapsedilmiş olan kutuyu, açılması yasak olduğu halde merakından açar ve bütün dünyanın kötülüklerle dolmasına neden olur. Yine Yunan Felsefesinin zirvedeki ismi Aristo’ya göre; kadının ruhu yoktur. Yunan’da bu alt yapının üstüne oturtulmuş bir fenomen olarak kadın önce suçlu bir yaratık olarak algılanmış, sonra da bir zevk aleti olarak zirveye taşınmış, daha doğrusu alçaltılmıştır. Tapınakları birer mazisi erotik rezilliklerle dolu tanrıçalar (dişi ilahlar) galerisi haline gelen Yunan, böylece şehvet ateşlerini söndürdükleri kadınlardan da tanrılarından da onları aşağılayarak intikam almış oluyordu. Bu ahlaksızlıklarını Lutilikle de taçlandırınca tarih sahnesinden silinmiş, bir daha da varlık gösterememişlerdir.  
Hıristiyanlığa gelince, onun sicilinde de Yahudilerin muharref Tevrat’ından aldıkları ilk günah lekesi vardır. Bu hurafeye göre İblis cennette Âdem babamıza yasak meyveyi Havva anamızı aracı olarak kullanmak suretiyle yedirebilmiştir. Bunun sonucu olarak da insan soyu cennetten kovulmuştur. Hıristiyanlığın gerçek kurucusu olan Paulos, Korintoslulara yazdığı mektupta; “kadınların kilisede sessizce oturmalarının gerektiğini, çünkü ilk kadın olan Havva’nın kocasını günaha teşvik ettiğini” ifade eder. Maalesef bu Yahudi efsanesi Müslüman halkın geleneğinde de yer bulabilmiştir. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’e göre böyle bir telakkinin Müslümanlıkta yeri olamaz. Çünkü Kur’an-ı Kerimin ikinci suresi olan Bakara’nın 36. ayeti aynen şöyledir. “Fe ezellehüma’ş-Şeytanü”. Anlamı; “Şeytan ikisinin de ayağını kaydırdı” demektir. Yani olayın suçlusu olma hususunda Hz. Âdem ile Hz. Havva eşit durumdadırlar.  
İşte medeniyetini bu iki tabana oturtan Hıristiyan Batı, Roma döneminde de, daha sonraki ortaçağ Hıristiyan dünyasında da hep kadını bütün kötülüklerin sebebi olarak görmüş, onu aşağılamış, hatta ruhunun olup olmadığını tartışmıştır. Aynı zamanda dine de bir tepki olarak gerçekleşen Fransız İhtilali’nden sonraki ve önceki macerası ile kadın, aynı Yunan’daki inişli-çıkışlı serüvenini yaşamaya devam etmiştir. Ama kendisine sanal bir kutsallık izafe edilmiş olsa bile, gerçekte politikanın, ekonominin ve erotizmin malzemesi olarak. Aydınlanma çağına damgasını vuran Pozitivizme göre kadın en ideal dönüştürme aracıdır. Auguste Comt’a göre önce kadınlar dönüştürülürse toplumun dönüştürülmesi daha hızlı gerçekleşir. Batı’nın kadını her konuda ön plana çıkarmasının asıl nedeni budur.  
19. yy. da gerçekleşen Sanayi Devrimi ile artan üretimin daha fazla tüketilmesi gerekiyordu. Sanayileşme öyle planlandı ki; sonuçta iş bulma nedeniyle aileler parçalandı. Bu daha çok hane, daha çok eşya, daha çok ihtiyaç, daha çok tüketim demekti. Daha çok tüketim ise daha çok kar, tabii. Bu süreçte yaygınlaşan çekirdek aile de global sermayenin doyuma ulaşmasına yetmedi, hatta iştahını artırdı bile. Daha fazla kar için daha çok ve daha ucuz üretim ve daha çok tüketim gerekiyordu. Bu gerekçenin doğal sonucu olarak kadın çalışma hayatına buyur edildi. Bu arada pastadan pay isteyenlerin sayısının çoğalmaması için de doğumun sınırlandırılması lazımdı. Bunun için de zaten küçülmüş, yakınların desteğinden koparılarak yalnızlaştırılmış ailenin yozlaştırılması, tahrip edilmesi gündeme geldi. Bu konuda kullanacağı malzeme hazırdı bile: Feminizm. İlk feminist adım zaten önceden, Fransız ihtilalinden etkilenerek kadın hakları konusunda 1792 yılında bir kitap yazmış olan İngiliz Mary Wollstonecraft tarafından atılmıştı. Bu kadıncağız da 1797 yılında evlilik dışı hamile kaldığı kızını doğururken ölmüştü. Yani ahlâkî(!) altyapı da uygundu. Bu altyapının üstüne inşa edilmiş yapı içinde doğal olarak, evlilik ve ailenin kutsallığı, anneliğin ulviliği, kadın-erkek dayanışması savunulamazdı. Bu süreç öylesine işledi ki; sonuçta ateist İngiliz filozofu Bertrand Russel bile isyan etti; “bugünün kadını evinde kendi çocuklarıyla oturmaktan öylesine nefret ediyor ki, bir iş olarak gidip başkalarının çocuğunun bakıcılığını yapıyor,” diyerek.  
Feminist hareket sadece Batı’yı kuşatmakla yetinmedi, kısa sürede kollarını Doğu’ya da uzattı. İşin başındaki rejisör küresel sermaye idi. O olunca da bütün yer küresi kapsama alanına giriyordu. Bu yolda İslam dünyasında ilk sahneye çıkan aktör de Mısırlı bir avukat olan Kasım Emin oldu. Batı hayranı bu ilk Müslüman erkek feminist, 1899 yılında çıkan “Tahrir’ül-Mer’e” yani “Kadının Özgürleştirilmesi” adlı kitabında pozitivist bir görüş eseri olarak “milletlerin konumunun kadının konumuyla yakından ilişkili olduğunun bir tarih gerçeği olduğuna” vurgu yapıyor ve “Mısırlı kadının özgürleşmesinin Mısır’ı da özgürleştireceğini” yazıyordu.  
Doğu’da ve Batı’da global sermayenin/vahşi kapitalizmin pazarına daha fazla alıcı temini için aile parçalanırken, bir yandan da varlığını koruyabilmiş büyük küçük tüm aileleri de daha fazla tüketime yönlendirmek için bu tür günler, haftalar ihdas ve ilan ediliyor. Kadının adet bezinden erkeğin tıraş bıçağına, otomobilin lastiğinden TIR’a varıncaya kadar her türlü malın reklamında önce kadın (tabii dişiliği öne çıkarılarak) pazarlanıyor, sonra mal. Seks kölesi haline getirilerek pazarlanmasından film sektörüne kadar her alanda, ailesinden kopartılarak, babası ve eşiyle karşı karşıya getirilerek özgürleştirilmiş kadının üzerinden kar üstüne kar elde ediliyor. Yani Yunan’da ve Roma’da hangi süreçlerden geçmişse yine aynı serüveni yaşamak zorunda bırakılıyor. Bunun adına da çağdaşlık ve özgürlük deniliyor.
 
Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5240
€ Euro
2.0400
IMKB
28.512
Altın
41.02
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008