SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
 
Yazı Karakteri Boyutu:
   
15 Şubat 2008 Cuma 00:43
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Düşündükçe
Çağdaş Klan

 

            Çağdaş gibi hemen bu günü, en azından bu çağı hatırlatan bir kavramla “Klan” kelimesini bir arada kullanmak okuyucuya karışık gelebilir. Ama bu iki kelime ile tanımlamak zorunda kaldıklarımızı da, bundan daha iyi anlatacak bir ifade bulmakta güçlük çekiyorum. Klan, insanlığın bizzat tek yaratıcı olan Allah tarafından eğitilmiş bir Peygamberle başladığını kabul etmeyip, bir hayvandan türediğine veya onunda aynı soydan olduğuna iman eden şabloncu Batıya göre ilkel bir toplum türüdür. Totemcidir,”tabu”ların esiridir. Ziya Gökalp’in manevi üstadı Durkheim’e göre de dinlerin başlangıç noktasıdır. İşin garip tarafı, klan mensupları ve totemciler de soylarını bir hayvan veya bitkiye dayandırırlarmış. Tıpkı çağımızdaki benzerleri gibi. 
            Şimdi size “Klan”, “Totem” ve “Tabu” hakkında açıklamalar yaparak vaktinizi alacak değilim. Hemen bu kadarcık bir açıklama ile günümüze gelmek istiyorum. Ancak bu bağlantıyı yapabilmek için de şunu belirtmek zorundayım: Hep Hakka karşı Batılın içinde ve yanında olanlar, insanların zaman zaman yozlaşmaları sonucu dinlerini dejenere ederek uydurdukları totemcilik, animizm vb. sapkın inanç sistemlerini din olgusunun kaynağı olarak gösterme çabası içinde olmuşlardır. Çünkü içinde bulundukları siyasi, felsefi ve iktisadi sistem onları böyle düşünmek ve böyle konuşmak durumunda bırakmaktadır. Böyle yaparken de, ilkel klanda totemler ve tabular ne işlev görüyorsa, çağdaş klandaki ilkeler ve ideolojilerin de aynı işlevi görmesini sağlamakta ve buna yardımcı olmaktadırlar.
            İlkel klanda klan şefine herkes dokunamazmış, dokunulması affedilmez suç sayılırmış. Şef ve avanesinin bolca yararlandığı bazı şeyler, onların yararının sınırsız ve sonsuz olması için klanın diğer mensupları için yasaklanır, yani tabu ilan edilirmiş. İnsanların hürriyetlerini ve özgür iradelerini kullanmalarını sınırlandırmak için bu tabuların sayısı öylesine artırılırmış ki; insanlar değil hak ve hürriyetlerini kullanmak, bunları düşünecek halleri bile kalmazmış. Hatta biri uyanır gibi olursa, totemin kulu ve tabuların esiri olan diğer insanlar o lanetler ve engellerlermiş. Bu sayede “dokuz kişi bir pula” kanaat ederken, “bir kişi dokuz pulla” şad ve abad olmaya devam edermiş. 
             Bugün Türkiye’de yaşanan da bundan başka bir şey değildir. Türban meselesi de, bu bitmeyen oyunun sadece bir perdesi içindeki küçücük bir sahneden ibarettir. “Laiklik”, “siyasi simge”, “kadrolaşma” vb. gibi sloganlar, çağdaş klanın şef kadrosunun çıkarlarının, zulümlerinin ve sömürülerinin devamını sağlayan “çağdaş tabular”dır. Aslında onların derdi ne laikliktir, ne de cumhuriyet. Bunları dillerine sırf çıkarları için dolarlar. Bu yolda doğruyu bile yanlışa alet ederler. Tıpkı “biz başörtüsüne değil türbana karşıyız; çünkü başörtüsü yerli, türban ise ithaldir” dedikleri gibi. Elhak bu söz doğrudur. Başörtüsü yerlidir, türban ise yabancıdır, Fransa’dan ithal edilmiştir. Çünkü başörtüsü benim annemin ve bacımın örttüğü, Allah’ın emri olan örtüdür. Türban ise Osmanlı’nın son zamanlarında sosyete kadınlarının Fransız sosyetesini taklit etmek için başına geçirdiği; kulakları, boynu ve gerdanı açıkta bırakan bir kadın başlığıdır. Ama bu çarpık zihniyet her şeyi çarpıttığı gibi bunu da çarpıtmış; dini duyarlığı ve bilinci zayıf bir kesimin laf olsun diye başına bağladığı, ve örttüğü kısımlar gerçek türbanın örttüğünden pek fazla olmayan eşarp veya tülbendin adını başörtüsü, kızımın Allah’ın emridir diye başına bağladığı örtünün adını da türban yapıvermiştir. Ondan sonra gelsin başörtüsüne övgüler, türbana lanetler. Gelsin “Şeriat geliyor” yaygaraları, “laiklik elden gidiyor” feryatları.
            Bu halk düşmanları, bir asırdan uzun bir süredir çöreklendikleri köşe başlarının ellerinden gitmeyeceğini bilseler, halkın çocuklarının inancını yaşayarak ve yansıtarak okumalarına, devlet kadrolarında bulunmalarına asla itiraz etmezlerdi. “Siyasi simge”, “kadrolaşma” gibi teranelere hiç mi hiç ihtiyaç duymazlardı. Dinin ve dindarların sömürülerine engel olmayacağı gibi bir kanaatleri olsa, hatta bu sayede saltanatlarının sürgit devam edeceğini bilseler, değil “şeriat geliyor” diye yırtınmak, inanın, şeriatı bile kendileri getirirler, hatta hilafeti bile ihya ederlerdi.
Yazarın Diğer Yazıları

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ISTANBUL 07.09.2008
İmsak
-
5:00
Güneş
-
6:30
Öğle
-
13:09
İkindi
-
16:44
Akşam
-
19:37
Yatsı
-
20:59
    » Piyasalar
$ USD
1.2270
€ Euro
1.7480
IMKB
39.115
Altın
31.88
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008