Anka'nın Yeniden Dirilişi
Bizim neslin çocukluğunda, odalarımızın başköşelerine televizyonlar kurulmadan önce oralarda dedelerimiz, ninelerimiz yani aile büyüklerimiz otururdu. Masalarımızın üstünü internetli bilgisayarlar işgal etmeden de orada kitaplarımız bulunurdu. Geçmişimize, kültürümüze ve bilincimize sünger çeken inkılâpların hayatımızdan çıkardığı medrese ve müderrislerin yerini karınca kararınca onlar doldurmaya çalışırlardı. Uzun kış gecelerinde büyükler köy odalarında Siret-i Nebi, Mızraklı İlmihal okur, sohbet ederler. Diğer aile fertleri ise evlerinin sıcak bir köşesinde kendilerine Battal Gazi Destanını, Hz. Ali Cenklerini, Aşık Garib’i, Zaloğlu Rüstem’i, Dede Korkut hikâyelerini anlatan; okuyan bir mürekkep yalamışın etrafında toplanırlardı. Anlatılan hikâyelerin birçoğunda mutlaka “Kaf Dağı” ve “Zümrüdü Anka” kuşu ile tanışırdık.
Saadet Partisine yeni Genel Başkan seçilmiş olan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş beyin gerek Genel Kurul’da yapmış olduğu konuşmasını dinlerken, gerekse şu günlerde çeşitli TV kanallarının kendisi ile gerçekleştirdiği söyleşileri izlerken, yine ulusal basında ve internet sitelerinde yayınlanan röportajlarını okurken aklıma hep bu “Anka” kuşu geldi.
Efsaneye göre yuvasını yaşam, ilim ve hikmet ağacının üstüne kurmuş olan bu kuşun yer ile göğün arasında birlik, dirlik ve düzeni sağlayacağına inanılırmış. Yine efsaneye göre bu kuş, her türlü şeytani derdin devası olan Hüma bitkisinin çevresinde yaşarmış. Bu sebeple ona halk “Hüma Kuşu da derdi. Ona konup uçar, her uçuşunda, Hüma bitkisinin yaprakları sarsılır ve bitkinin tohumları dökülür, Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır, her türlü yararlı bitki ve ağacın toprakta filizlenmesini sağlarmış. Bu kuş öylesine uzun ömürlü idi ki; üç kez dünyanın yıkılıp yeniden mamur oluşuna şahit olmuştu. Ancak bu onun hiç yaşlanmadığı ve ölmediği anlamına gelmiyordu. Aksine uzun asırlar yaşadıktan sonra günü gelince her tarafını bir ateş kaplar ve kendi ateşi içinde kül olup gidermiş. Sonra da kendi küllerinden yeniden dirilirmiş. Bir kısım Batılı ve Uzak Doğulular kendi felsefelerine uygun olarak bundan reenkarnasyon (tenasuh/ruh göçü) anlamı çıkarıyor olsalar da, dikkatlice bakıldığında, Yaratılışı ve Yaratıcıyı inkar yollarından biri olan bu sapkın inancın bu efsanede izi bile bulunamaz. Çünkü reenkarnasyonda ölen varlığın bir başkasının vücudunda yeniden doğuşu esastır. Anka ise kendi küllerinden yeniden doğmakta, yani öldükten sonra dirilmektedir.
Tabir caizse bu milletin, bu ümmetin davasının ankası da Milli Görüştür. Tarihin her döneminde Hakkın hâkim olduğu süreçlerde yaşamış ve yaşatmış, spiral tarih görüşü paralelinde batılın galebesi sürecinde de yeniden doğmak üzere küle dönüşmüştür. Numan Kurtulmuş Bey yaklaşık son yarım yüzyıl içinde bunun gerçekleşmesini “üç şahlanış” ile ifade etmektedir.
Ona göre Milli Görüş Hareketi bundan önce iki şahlanış gerçekleştirmiştir. İlk şahlanış Milli Selamet Partisi iledir. O dönemde halk DP ile CHP, AP ile CHP arasındaki kısır çekişmelerden bıkmıştı ve yönetime kendi iradesinin, kendi görüşünün yansımasını istiyordu. MSP işte böyle bir ortamda siyaset sahnesine çıktı ve gerek CHP-MSP, gerekse Milliyetçi Cephe koalisyonları bünyesinde halkın bu arzusunu gerçekleştirme doğrultusunda çok şeyler yaptı.
İkinci şahlanış Refah Partisi döneminde yaşandı. 1980’lerde, Özal döneminde ülkede ençok konuşulan şey ekonomi idi. 1990’ların başlarında da millet artık “ben de milli gelirden pay almak istiyorum” demeye başladı. RP halkın bu arzusunun “Adil Düzen” ile tercümanı oldu.
Üçüncü şahlanış ise Saadet Partisi ile başarılacaktır. Bugün artık batılı paradigmaların iflas ettiği, Batı tarafından bozulan dünya düzenine, adı “Yeni Dünya Düzeni” de olsa Batılı reçetelerle çare bulunması mümkün değildir. Çare bizdedir, Milli Görüştedir. Ve Milli Görüş bunu yeni bir paradigma ile başaracaktır
Bunun için Milli Görüş önce Türkiye içinde bir mutabakat sağlayacaktır. Bu mutabakat niyetinin muhatapları, öncelikle geçmişte Milli Görüş camiası içinde bir gününü bile geçirmiş olanlardır, sonra da bütün millet. Bu süreçte öncelikle şu guruplarla mutabakat arayışına gidilecektir: Milli Sermaye grupları, Sivil Toplum Kuruluşları, Kanaat Önderleri, Aydınlar ve Gençlik.
Bunun ardından da dünya ölçeğinde ilişkiler gündemdeki yerini alacaktır. Dünya ile kurulacak ilişkilerdeki öncelikler: Komşular, Kardeşler, Dindaşlar ve Bütün dünya. Bunun için de D-8’ler gibi bir alt yapı zaten vardır.
Geleceğin başbakanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş; aynı zamanda yaptıkları ile siyaset kurumunu kirleten, milleti bu kurumdan soğutan bir kısım politikacılara gönderme de yaparak şöyle söz vermeyi de ihmal etmiyor: “Musa gibi gelip, firavunlaşmayacağım. Harun gibi gelip, Karun gibi gitmeyeceğim.”
Ne diyelim; Allah utandırmasın, Rabbimiz muvaffak kılsın.