SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
24 Temmuz 2008 Perşembe 23:12
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Araştırmacı-Yazar
Türk İslamı, Kemalizm ve Ilımlı İslam

            “Türk İslamı” çok kaypak bir kavram. Bir o kadar da içi boş. Sahiplenen veya kullanan her kimse, onun koyduğu kaba göre şekil alıyor. Kullanmak isteyen herkes içine istediğini doldurmaya çalışıyor.

Türk İslamı kimilerine göre; modern, laik, demokratik kurumlarla yönetilen ve modernlik, laiklik adına dinî inanç ve ibadetlerden feragat edilmeyen bir devletin halkının dinidir. Bu haliyle de Müslüman dünyaya örnektir. Türkiye’nin stratejik müttefiki ABD’nin Paul Wolfowitz ağzıyla ifade edilen görüşü budur. Türkiye Diyanet Başkanı Prof. Bardakoğlu ve bazı ilahiyat profesörlerinin açıklamaları da bu görüşle paralellik arz etmektedir ki bu aslında “Ilımlı İslam”dan farklı bir şey değildir.

Bazılarına göre ise; Allah’ın yerine “Tanrı”nın; İslam’ın bütün kurum, kural ve kavramlarının yerine “Kemalist” kural ve kavramların ikame edildiği, ikame edilmeyen veya edilemeyen kısımların da boş bırakıldığı içi boş bir İslam’dır. Bu haliyle mahiyeti açısından “Ilımlı İslam”dan farklı ise de işlevi açısından farklı değildir. Ama bu zihniyette olanlar “Ilımlı İslam”a şiddetle karşıdırlar. Sebep ise “Ilımlı İslam”ın yerli olmayıp yabancı bir tez oluşudur. Bir kısım laikçi ulusalcılar, militaristler ve CHP’lilerle CHP’nin türevi olan kuruluşlara mensup kişi ve topluluklar bu görüştedir. Bunlara paralel duruş sergileyen bir kesim de vardır ki bunların İslam’ın “İ”sine bile tahammülü yoktur. Bu kesimdekiler de kendi içlerinde homojen bir yapıda değillerdir. Kimisi kendini Ulusalcı-Marksist-Kemalist, kimisi Leninci-Kemalist, kimisi Maocu-Kemalist, kimisi de Laik-Kemalist olarak ifade eder. Her ne kadar kendi içlerinde “burjuva Kemal” ve “diktatör Atatürk” sözlerini vird edinseler de hepsi de illa Kemalist’tir. Ancak gerçekte büyük çoğunluğu için Kemalizm bir maskedir.

Kimilerine göre de Türk İslamı, İslam’ın “evet” dediklerine “hayır”, “hayır” dediklerine de ”evet” diyen, Müslüman etiketi yapıştırılmış “Şamanizm” veya “ateizmdir. Bunların derdi aslında Allahsız, Muhammedsiz ve Kur’ansız bir Müslümanlık; bir kısmınınki de Alisiz bir Alevilik türetmektir. Bunun adı da “İslam’ın yorumu” olmaktadır.

Kimilerince de Türk İslamı ve menşei şöyle açıklanmaktadır: Yesevî ocağına mensup yayla ve kışlaklarda yaşayan göçebe Türk aşiretleri, samimi Müslüman olmakla beraber dinin inceliklerini tamamen idrak edemeyecek kadar “ümmi” olduklarından, Müslümanlıkları eski inanç ve geleneklerinin zahiren İslamlaştırılmış tezahürüyle devam ediyordu. Ahmet Yesevî, Türklerin İslam’a aykırı olmayan eski inanış ve ibadet şekillerini ”Şeriat-Tarikat potasında yoğurarak kitlelere zerketmiş. Mesela ona göre; “erkek-kadın bir ehl-i hak meclisinde birleşerek beraber zikir ve ibadete devam etseler bile, Hak Teala onların kalblerindeki her türlü kin ve düşmanlığı yok etmeye muktedirdir.” (Bakınız: Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri; Prof. Dr. E. R. Fığlalı)

Görüldüğü gibi sanki adı konmamış bir Türk-İslam sentezinden bahsedilmektedir. Adını resmen koymak 1960’ların ikinci yarısı sonlarında bir siyasi partinin entelektüellerine nasip olmuştur. Hatta Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu tarafından “Türk İslam Sentezi” adıyla kitabı da yazılmıştır. Kitabın 1985 yılında Hamle Yayınlarınca gerçekleştirilen ilk baskısının arka kapağında  “Türk İslam Sentezi” şöyle tanıtılmaktadır: “İslamiyet'in ilan ettiği tek ve yaratıcı Allah, eski Türk inanç anlayışını tamamiyle kavramış durumda idi. Yani Türkler adeta, yeni bir din değil, kendi kadim inançlarının çok daha sağlam, kitabi, inandırıcı bir sisteme girdikleri kanaatinde idiler. Şimdi eski Türk Tanrı inancı ile İslami itikadlar arasındaki ortak noktaları, ana hatlarıyla sıralayalım: … İşte özdeşme vasfındaki bu belirtilerdir ki, İslamiyet’i iyice tanıyan Türklerin artık kütleler halinde müslüman olmaları neticesinde sosyal ve manevi hayatın bütün cephelerinde Türk - İslam kültür terkibi (sentezi) gerçekleşmiştir...”

Kitabın Ötüken Neşriyat tarafından gerçekleştirilen sonraki baskılarında ise tanıtım şöyle yapılmaktadır: "Devlet kuruculuk ve teşkilâtçılıkta kabiliyetli, bu itibarla da toleranslı, nizamperver, fütûhata yatkın fakat sömürücü değil, hakikatlere açık, gerçekçi bir millet olarak tanınan Türklerin bu özellikleri düşünce sistemlerinde temellenmektedir. Türk ne herşeyi, insana sağladığı fayda derecesinde değerlendiren maddeci eski Grek gibi, ne de kâinatı meçhuller âlemi sayıp çözemediği hadiseleri hemen "mucize"ye bağlayan Sâmî-İranlı-Hindli gibi düşünmektedir. Türk'ün mevcut düşünce tarzları arasındaki yeri, mutedil ölçüde akılcı-maneviyatçı olmaktır. Bu hususiyet İslâm felsefî tefekküründe mühim rol oynamış, dolayısıyla Türk kültür çevresine mensup şahsiyetler müsbet düşünce ve ilim sahasında büyük hizmetler ifa etmişlerdir. Bu ortamda, iradeyi ön safa alan, ilahî emirleri akıl ve deliller ışığında kavrayan İslâmî düşünce tarzının gelişmesi, zaman ve mekân şartlarını gözeten bir hukuk nizamı, eski Bozkır Türk siyasî teşekküllerinde görülen devlet anlayışı, vicdan hürriyeti ve askerî geleneklerin İslâm'la terkibi, siyasetten ilme, sanata kadar hayatın her safhasında Türk üslûplu bir İslâm anlayışını ve uygulamasını meydana getirmiştir."

Bu madalyonun sivil yüzü. Bir de tek parti döneminde farklı, çok parti döneminde de eskisinin yanında piyasaya sürülen daha farklı ve sivil sürümleri olan resmi yüzü vardır ki onun adına da “Kemalizm” diyorlar.

Bu konuyu ilk kitaplaştıran kişi ise Moiz Kohen olan adını Ziya Gökalp’la arkadaş olduktan sonra Munis Tekin Alp olarak değiştiren bir Musevi’dir. Kohen aynı yıllarda Dünya Yahudi Kongresi’ne Osmanlı delegesi olarak katılmış ve Anadolu’da bir İbrani devleti kurulması teklifinde bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da Kemalist olan Tekin Alp, önce Türkiye’deki soydaşlarını kendisi gibi Türkçe isim almaya teşvik etmiş, sonra da Kemalizm’in aynı adla ilk kitabını yazmıştır.(1936) Tekin Alp’e göre Kemalist görüşün püf noktaları şunlardır: İslam; “Türk milletini kafeslerin ardına, Garb kültüründen uzağa itmiştir.” (Kemalizm: Sh;:94). Şeriat; “çöl hayatından mülhem kanunlardır.” (Kemalizm: Sh; 99) “Yeni Türkiye eski rejime karşı, dini taassub taraftarı ve teokratik olan maziye karşı aksülamel (tepki) eseri olarak laiktir. Türkiye şunu göz önünden uzak tutamaz ki, Türk’ün milli şuurunu kaybetmiş olması, kendisini garb kültüründen ve garb medeniyetinden uzaklaştıran dini şuurun tazyik ve tahakkümünden ileri gelmişti’ (Kemalizm: Sh; 296–297) Kitapta Kemalist evrimleşme süreci de şöyle özetlenir: “Artık 1935’teyiz. On iki senelik bir müddet zarfında, yeni Türk, kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlak, yeni bir tarih, hatta, Allah’ı artık Tanrı diye andığı için, diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır. (Bazıları neden “Allah” adı geçince Besmele değmiş şeytan gibi hırçınlaşıyor ve “Allah” adı yerine neden ısrarla “tanrı” kelimesini kullanıyor, anlaşılıyor galiba. MAÖ) Türk’ün şimdi kafası başka, serpuşu başka, alfabesi başkadır. Onun şimdi, başka bir devleti, başka bir ekonomisi ve nihayet, başka bir dili vardır.” (Kemalizm: Sh; 171).

Aynı yıl CHP Edirne Milletvekili M. Şeref Aykut tarafından da aynı konuda bir kitap yazılır. Kitabın adı da aynıdır: "Kamalizm". Aykut kitabında bakın ne diyor: " Türk Devrimi'ni, son asırların değişikliklerini hazırlayan fikirlerle ve daha sonraları yürüyen, gövdelenen rasyonel, sosyolojik, Marksist ve Faşist rejim ve ideolojilerle izaha çalışmak fazla bir iş olur. Kamalizm, bunların üstünde, yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir Din'dir."

Görüldüğü gibi “tek parti” döneminin Kemalizm’i “Türk İslamı” değil, Türk’ün yeni dinidir. Çok partili dönem de ise zaruretten dolayı İslam’ı Kemalizm adıyla Türk İslamı haline getirme yolları aranmaya başlanmıştır. Bu aşamanın süper starı da 1957–1967 yılları arasında yayınladığı “Dinimizde Reform Kemalizm” adlı dergi ile Osman Nuri Çerman'dır. Çerman’a göre: “Kemalizm, Müslümanlık dininin özü ve ışığıdır. Kemalizm’in prensipleri, Kur'an'ı Türkçeleştirdiği, tasfiye ettiği, İslâm dininin esaslarını öz dilimizle açıkladığı için kutsaldır. Din, kanun, parti her şey vatan içindir." (Aralık 1957, sayı 1) Çerman hem dergisinde hem de “Dinde Reform- Kemalizm” adlı kitabında; Kur'an’ın yeni baştan yazılmasını, bu yeni Kur'an’a Nutuk’tan bölümler konulmasını, içinde Medeni Kanunun ve Türk Ceza Kanununun önemli maddelerinin bulunmasını, ezan-kamet ve namazdaki okunan ayetlerle duaların tamamen öz Türkçe olmasını, camilere sıralar konulmasını ve bunların üzerine secde edilmesini, beş vakit namazın sabah ve akşam yemeklerinden sonra kılınmak üzere, günde iki vakte indirilmelisini teklif eder.

Aslında bu teklif ilk defa Osman Nuri Çerman tarafından ortaya atılmış da değildir. 1928 yılında İnönü hükümetince camiler konusunda böyle bir düzenleme teklifi hazırlanmıştı. Ancak teklifi doğrudan hükümet yapmayacak, o zaman Türkiye’nin tek İlahiyat Fakültesi olan İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi profesörlerince hükümete teklif edilmiş olacak, hükümet de ilahiyatçılarımızın bu çağdaş teklifini uygun bulacaktı. Ancak Ankara’daki pazarlık İstanbul’a uymadı. Öğretim üyelerinden dokuzunun boyun eğmesine rağmen, Prof. Babanzade Ahmed Naim ile Prof. Ferid Kam merhumlar senaryoya şiddetle muhalefet etti. Bu durumda hükümet kendi elini taşın altına sokmamak için o taşın altına dokuz profesörü sürdü; teklif yapılmış ama hükümet tarafından kabul edilmemiş oldu. 1924 yılında kapatılan medreselere karşılık açılmış bulunan bir İlahiyat Fakültesi ile yedi İmam-Hatip Mektebi de birkaç yıl sonra “öğrenci yokluğu” bahanesi ile kapatılıverdi.

Ferasetli bir mümin gözüyle geçmiş ve bu gün karşılaştırıldığı zaman görülecektir ki; dünkü reformasyon hareketleri ile bugünkü modernizasyon çabalarının mahiyet ve hedefi aynıdır. Her ne kadar söylemler, strateji ve taktikler farklı olsa da. Hedef İslam’ın ortadan kaldırılması, buna güç yetmiyorsa içinin boşaltılarak, boşalttıktan sonra da “bu zaten İslam’da vardı, İslam da zaten bu görüşteydi” diyerek egemenlerin felsefeleri ile doldurularak onu “light”laştırmak, yani “Ilımlı”laştırmaktır. Yani İslam’ı ve Müslümanları dönüştürmektir. Belki bazı Müslümanları dönüştürebilirler, ama İslam’ı asla. İslam 14 asırdır olduğu gibi yine dimdik ayakta kalacak, ama korkarım dün olduğu gibi bazı gafil Müslümanlar her iki dünyada da rezil ve rüsva olacaktır.

 

 

 

YORUMLAR (1) adet
    HAKKI
    Abartmayı Severiz !
    Her konuda olduğu gibi dinsel konularda da KRALDAN daha kralız dır. Abartma tabitamızda var herhalde. Dinsel kültürün aslında sosyal yaşamda uyulması zorunlu dediğimiz yasalara destek manasında tmamlayıcı unsur olduğunu açık ve net olarak anlasak ve bu meyanda bilgilendirilsek çoğu kavgalar kendiliğinden bitecek. Neden bunu yapmıyoruz ? Çünkü her şeyde olduğu gibi bundan nemalananlar ölümüne karşı çıkarlar ve bu gibi gerçelere asla yaklaşmazlar. Hal böyle olunca gel çık işin içinden.
    25 Temmuz 2008 Cuma 12:40

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5280
€ Euro
2.0840
IMKB
27.988
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008