SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
06 Mayıs 2008 Salı 14:46
  M.Ali ÖZTÜRK
  Araştırmcı-Yazar
Aykırı Bir Hıdırellez Yazısı
 
       
Geçtiğimiz Pazar günü davetli olduğum ESAM Konya Şubesi’nin basın toplantısına katıldım. Bu sütunda okuyacağınız yazımın konusu da bu toplantıda Araştırma Komisyonu başkanı (aynı zamanda S.Ü. nde Araştırma Görevlisi olan) Sayın İbrahim Halil Sugözü tarafından sunulan “Türkiye Ekonomisi 2007” raporu olacaktı. Ancak Haber Merkezimizin toplantı haberi ile birlikte sunumu detaylıca vermiş olduğunu görünce bu fikrimden vazgeçip, başka güncel bir konuda yazı yazmaya karar verdim: Hıdırellez. Yine de basın toplantısında özet olarak sunulan raporun tam metninin ilgilenenler tarafından incelenebilmesi için ilgili linki vermekten de kendimi alamıyorum.
 
Hıdrellez günü, Batı Türk dünyasında, yoğunlukla da Türkiye, halk arasında “ab-ı hayat” içerek ölümsüzlük sır­rına erdiklerine ve biri karada, diğeri de­nizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyas peygamberlerin yıl­da bir defa bir araya geldikleri gün olduğu inancıyla kutlanır. Bu gün, Miladi takvime göre 6 Mayıs , Osmanlı döneminde kullanılan ve Rumi Takvim denilen Jülyen takvimine göre 23 Nisan gününe isabet etmektedir. 6 Mayıs'tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır günleriadıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece güneş Ülker burcu­na girer, bu tarih­ten 7–8 Kasım'a kadar bu burç güneşin batışından sonra görülmez, yılın diğer günlerinde (yani kasım günlerinde) ise Ülker bur­cu güneş battıktan kısa bir müddet sonra gö­rülebilmektedir. Başından beri Hıdırellez gününün böyle bir astronomik bilgi üzerinde oturuyor olması da bize eski çağlarda astronomi ilminin beşiği olan Mezopotamya’yı işaret etmektedir. 
Nitekim Hıdırellezin kökeni ile ilgili görüşlerde Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine atıfta bulunulması da bunu teyit etmektedir. Yine araştırmacılarca İslâm öncesi Orta Asya Türk kültürüne dayandığı da söylenmektedir. İlk çağlarda Mezopotamya, İran, Anadolu, Yunanistan ve çevre ülkelerdeki halkların tanrıları adına bahar veya yazın gelişiyle ilgili ayinlerin yapıldığı bilinmektedir. Bu gün, Hıristiyanlık öncesi Anadolu putperestleri arasında da bahar bayramı olarak kutlanırdı. Anadolu’da Hıristiyanlığın egemen olmasından sonra devlet ve dini otoriteler bunun terk edilmesi için uğraşmışlarsa başarılı olamamışlar, sonunda  dini ve resmi bayram olarak tanınmışlardır. 
Türkler Anado­lu'ya geldiklerinde Doğu Hıristiyanlığı bu günü “Aya Yorgi” veya “Yeşil Yorgi” adı altında kutlanmaktaydı. Anadolu’nun Müslümanlaşması süreci içerisinde bu gelenek Hızır-İlyas adı altında İslamî bir kisveye bürünmüştür.
        Halkın inancına göre “ab-ı hayat” içerek ölümsüzlüğe kavuşmuş iki peygamber olan Hızır ile İlyas 6 Mayıs tarihinde buluşurlarmış. Bu buluşma ile birlikte dünya da yeşilliklere bürünürmüş. Doğu Hıristiyanlarınca bir aziz olarak tanınan Yorgi’nin “Yeşil Yorgi” olarak anılması, Hızır adının ise Arapça yeşil anlamına gelen “hadr” kelimesinden türemiş olması ve Hızır’ın ayağını bastığı yerlerin yeşillendiği inancı herhalde bir tesadüfün sonucu değildir. 
         Eski Türk destan ve efsanelerinde görülen “boz atlı yol tanrısı”, İslam’ın kabulünden sonra “boz atlı Hızır” inancına dönüşmüştür. Bu eski Türk inancına uygun olarak da, Hızır’dan beklenen; darda ve yolda kalanlara yardım etmesi, insanları bolluk ve berekete kavuşturmasıdır. “Kul daralmayınca Hızır yetişmez”  atasözü de bunun ifadesidir.
         Toplumumuzdaki Hıdrellez geleneğinin kökeni eski Mezopotamya ve Anadolu dinlerine dayanırken, uygulanışı da genellikle İslam öncesi Türk dini ve inançlarının izlerini taşır: Hıdırellez gününde yörelere göre değişiklik gösteren su ve/veya ateşin üzerinden atlamak gibi. Eski Türk inancında ateşin, kötülükleri, hastalıkları yok ettiğine inanılırdı. Türkler arasında günümüzde de yaygın olan ateş üzerinden atlama geleneği doğrudan doğruya bu inanç ile ilgili olup, kötülüklerden temizlenmek gayesiyle yapılmaktadır. Hastalar için üzerlik ve tütsü yakılması, kurşun dökülmesi, hastalıkları kovmak için yapılan adetlerdir.  Yine eski Türk inancına göre her dağın, her gölün, her ırmağın, her ağaç ve her pınarın bir “ısı” (sahibi) vardır. Hıdrellez ve Nevruz’da su üzerinden atlama, birbirlerinin üzerine su serpme, Nevruz suyu ile el yüz yıkama, hayvanları bu su ile sulama, Hıdrellez’de yakın bir pınardan getirilen suyu içip bununla el yüz, kap-kacak ve diğer eşyaların yıkanması bu eski inancın bir devamıdır. Hıdırellez kutlamaları da genellikle günün anlamına uygun olarak yeşillik ve mümkünse su kenarındaki yerlerde yapılır. Çünkü geleneğe göre Hızır yeşilliği, İlyas ise suları temsil eder. 
         Milletlerin bilinçlerinin oluşmasında kültürlerin önemi çok büyüktür. Kültürleri oluşturan unsurların başında ise inançlar, gelenek ve görenekler gelir. Gelenekler, nedeni, niçini sorulmaksızın nesilden nesile intikal eder. “İyi mi kötü mü, faydalı mı zararlı mı, gerçek inanca uygun mu değil mi” soruları sorulamaz. Tek gerekçeleri vardır: Tıpkı Kur’an-ı Kerim’de sık sık vurgulandığı gibi; “atalarımızdan böyle gördük” nakaratıdır. Yüce Allah kitabında bunu şöyle cevaplar: “Ya atalarının aklı birşeye ermiyorsa ve doğru yolu da bulamamışlarsa!” (Bakara: 170) Şüphesiz geleneklerin içinde çok yararlı ve önemli olanları da vardır. Zaten bizzat Rasulullah’ın yaşadığı dönemde de daha sonraları da İslam, ruhuna aykırı olmayan hiçbir geleneği dışlamamış, bilakis onu özümsemiştir. Hatta İslam Hukukunun kaynaklarından biri de örf”tür. 
        Osmanlılar döneminde hıd­ırellez kutlamalarının dinî açıdan sakın­calı olup olmadığı tartışılmış, âlimler tarafından buna karşı çıkılmışsa da, tıpkı daha önce Hıristiyanlarda olduğu gibi başarı elde edilememiştir. Sonuçta Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi; “kutsallığına inanmamak şartıyla bu günde eğlenmenin, yiyip içmenin sakıncalı olmadığı” fetvasını vermiştir. Buna rağmen adından başka hiçbir yönüyle İslamî olmayan bu gelenek karşısında Müslüman, bir gün huzurunda hesap vereceğine inandığı Âlemlerin Rabbi’nin bu dünyada da huzurunda olduğu gerçeğini asla göz ardı etmemeli ve davranışlarını ona göre ayarlamalıdır.
 
 
Yazarın Diğer Yazıları

Ali Sami Palaz
Köşe Bucak Dünya
Nevzat LALELİ
Adem KAHRİMAN
Sosyolog-Yazar
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmcı-Yazar
Hüseyin ALTINALAN
M.Şevket EYGİ
Milli Gazete
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.2290
€ Euro
1.9100
IMKB
42.498
Altın
35.78
    ISTANBUL 17.05.2008
İmsak
-
3:48
Güneş
-
5:37
Öğle
-
13:08
İkindi
-
17:02
Akşam
-
20:26
Yatsı
-
22:06
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008