SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
26 Haziran 2007 Salı 21:25
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  
ŞİMDİ BÜTÜN TÜRKİYE ÇANAKKALEDİR
        Anadolu Selçuklularından itibaren Haçlı seferlerinin önünde durmak gibi tarihi bir misyonu üstlenmiş olan bu aziz millet, bu sürecin son şanlı mücadelesini Çanakkale’de vermişti. Sonuçta müttefikimiz Almanya’nın teslim olmasıyla Osmanlı da ateşkes masasına oturmak zorunda kalmış ve fiziki olarak Çanakkale geçilmişti. Ama İstanbul’daki, “Amerikan mandasına mı girelim yoksa İngiliz mandasına mı?” diye kafa yoran bir kısım aydınlarımızın aksine, öldü-bitti denildiği anda yeni bir destan yazan Anadolu insanı karşısında Haçlılar, bu milletin silahla mağlup edilemeyeceğini bir kez daha anlamışlardı. Lozan’da da bu gerçeği, onların dostu ama her ne hikmetse Türkiye baş delegesi İsmet İnönü’nün baş danışmanı ola Hayim NAHUM kafalarına iyice soktu. Tabii onların açısından. Onlar da derhal B planlarını devreye soktular.
     Tanzimat’ın başbakanı Koca(!) Rüştü Paşa’dan beri bu plan zaten devredeydi, ama ana plan değildi, destek kıtası olarak kullanılıyordu. O günkü gönüllü işbirlikçileri de tıpkı bugünküler gibi; “bizim medeniyetimiz, Batı medeniyeti karşısında yenik düşmüştür,” diye düşünüyorlardı. Bu teslimiyetçi kafalara göre, Batı’nın her şeyi doğru idi ve onu bu doğrular(!) galip kılmıştı. Bizim de makûs talihimizi yenmemiz için onlar gibi yaşamamız, onlara benzememiz gerekiyordu. Öyle ki; Lozan’ın yazılı olmayan hükümlerinden birinin gereğince İngiltere ve müttefikleri Ankara’da yeni doğan Türk devletinin kendi kendine bu işi başarıp başaramayacağını görmek için bir izleme heyeti bulunduruyordu. O günün başbakanı İnönü’nün, 24 Temmuz 1973’te, Lozan’ın 50. yıldönümünde TV’de yaptığı açıklamaya göre, bu heyet on yıllığına kalacaktı, ama Ankara Hükümeti bu konuda o kadar başarılı idi ki, üç yıl sonra “siz bu işi bizden daha iyi beceriyorsunuz” diyerek Türkiye’yi terk etmişti.
     O zamandan bu yana yaklaşık 80 yıl geçti. Batılılaşma,  daha doğrusu ‘batı lehine yumuşak lokma yapılma’ süreci, Türkiye’yi yolgeçen hanı haline getiren İMF komiserlerinden AB’nin falan filan heyetlerine gelinceye kadar epey bir aşama kaydetti. Dün “ümmet olmaktan kurtulup ulus olduk” diye naralar atarak bayramlar yapıyorduk. Bugün, ulus olmaktan bıkıp “ümmet” olma kararı alan Avrupa ümmetine nasıl karışabiliriz diye, onların “Türkiye artık hazmedilebilir” diyecek ilerleme raporlarını dört gözle bekliyoruz. Hem de moral değerler bakımından bittiklerinin, fiziki olarak da çökmekte olduklarının kendileri tarafından itiraf edildiği bir dönemde.
     Ülkemizin kaynakları bu müttefik(!)lerimizin iştahını alabildiğine kabartırken, onların desteği ve üflemesi ile iktidar mevkiine gelmiş olan basiretsiz, dirayetsiz ve cesaretsizlerce bu kaynaklar atıl vaziyette tutulmaya devam edilmekte, ülkenin ihtiyaçları ve borçları onlardan alınan borçlarla karşılanmaya çalışılmakta, ekonomi gemimiz hızla girdaba doğru sürüklenmektedir. Üstelik de bu olumsuzluklardan bizi kurtaracak iradenin motoru olan manevi değerlerimiz, dokunulması dahi büyük suç olan kötü tabular halinde toplum hayatından soyutlanmaktadır. Ki, II. Dünya Savaşı sonunda harap olmuş ve yağmalanmış Almanya ve Japonya bu değerleri o zaman ayakta olduğu için birer süper güç haline gelmişlerdi. Biz ise 85 yıldır hiçbir savaşa girmediğimiz halde bugün, dünün savaş mağdurlarına el açıyoruz, onlardan borç alıyoruz, onlara en stratejik kurum ve kuruluşlarımızı yok pahasına peşkeş çekiyoruz. Tabii ruhu Batı’ya yenik düşmüş anlı şanlı kurtarıcılarımız ve yöneticilerimiz sayesinde. Batı karşısına, “biz ölmedik, varız” diye milleti ile birlikte milletinin manevi dinamikleri ile dikilenler de yine Batı tarafından bir çukura gömülüp üstüne beton atılmaya çalışılmakta, iktidar hırsı ile yanıp tutuşan yerli işbirlikçileri de onların işini olabildiğince kolaylaştırmaktadırlar.
     Onun içindir ki önümüzdeki 22 Temmuz seçimleri çok büyük bir önem arz etmektedir. Onun içindir ki bugün Türkiye, taşıyla toprağıyla, ekonomisiyle ahlâkıyla, siyasi olsun olmasın bütün kurumlarıyla, kısacası her şeyi ile ÇANAKKALE’dir. Çanakkale’nin birkez daha ölümüne savunulması bu ülke evlatlarının hepsinin namus borcudur. Çünkü bu seçimi takip eden günler bize, ekonomimizin, partilerimizin, kurum ve kuruluşlarımızın değil, bizim varlığımızın tartışılacağı günleri getirecektir. Sandık başında yapacağımız tercih; var veya yok olmamızın, hür veya esir olmamızın, lider veya uydu olmamızın tercihi olacaktır. Bu “EYVAH”ı olmayan bir tercihtir. Çünkü liderliği tercih edersek “EYVAH” demeyeceğiz, uyduluğu tercih edersek “EYVAH” demeye vaktimiz olmayacak, diyebilsek de faydası olmayacak.
     O halde tercih sizin, ama tercihinizin yalnız sizi değil yetmiş milyonu da bağladığını unutmayın.
YORUMLAR (2) adet
    conan derbarbar
    diyolog şart
    Bizler tüm servetlerimizi ortaya koysaydık yinede sayın hoca efendi cenaplarının bize olan faydasını sizlere anlatamazdık.O yüce insan tüm Dünyaya hepimizin dinlerinde ortak paydaları çıkartıp her inanç sahibininde Cennette buluşacağını sizlere anlattı.O bizim için çok değerli bir Tanrı dostu.Tüm insanlığın öteki dünyada aynı yerde buluşacağının müjdesini verdi.Akıl var mantık var ,her dinde bir yaratıcı inancı mevcut.BU kişiler hiçbir kötülük işlemiyorlar.Siz hemen bizi Cehenneme atarsınız değilmi? Ama bizlerin düşüncesi hangi dinde olursan ol Tanrıya inanıyorsan Cennettesin.Biz seninle cenneti paylaşıyoruz sen niçin benimle paylaşmak istemiyorsun. Bizim tercümanımız olan ve sizlere bizlerle kardeş ilan eden hoca efendiyi niçin sevmiyorsunuz. Onunla bizler aynı yerde olacağız ve sizler buna gıbta ile bakıp bizim elele dolaştığımızı çok ama çok kıskanacaksınız.Diyoloğun sahipleri olarak şunu belirtmek istiyoruz. Dinler aynıdır fakat teferruatları vardır. Baktınız bir din zor , diğerini benimseyip Cennete girersiniz.Ama öteki doğru değil dedinizmi işte dışlama ve düşmanlık ondan peydahlanır. Sevmek ve kucaklamak varken niye düşmanlık. Ben sizin dininizin doğruluğuna inanıyorum. Zor ve çok ibadet şekli olabilir. Gel bize bizde fazla yasak yok. Ama Cennete yine gireceksin. Cennet çok büyük, hepimizde sığarız.İşte dinler arası diyalog ve hoş görünün asıl gayesi budur. Kardeşlik. Tüm diyologcu aziz kardeşlerimize selam söyleyip onları Tanrıya emanet ediyoruz ve çalışmalarının hızlı bir şekilde devam etmesini diliyoruz.AMEN.3.bin yıl bizler için çok önemli burada zafere ulaşan kardeşlik olacaktır.Diyoloğun ilk olarak çok karşı çıkan bir gurup vardı fakat onlarda inanıyoruz ki bu safda yer alacaklar.Dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması ve dinler bahçesi bir gün yeşerecek ve meyvelerini verecektir.Bakın tüm dini temsilcileriniz ve idareler bu kardeşliğin var olması gerekliliğini kabul edip bizlerin kardeşlik misyonunu destekliyorlar. Sevgi, barış ve kardeşlikten ne zarar gelir Tanrı aşkına.Ben ilk olarak sana elimi uzatıyorum sarıl bana kardeşim diyorum. Gözlerini kapat ve her şeyi unut. İnan bana gözlerni açtığında herşeyin güllük ve gülistanlık olduğunu anlayacaksın .Bizler bunu tüm dünyaya yaymak zorundayız.Tanrı sizleri korusun .AMEN.
    26 Haziran 2008 Perşembe 15:02

    conan derbarbar
    diyoloğun meyveleri
    Ben önce F.Gülen ve cemaatine çok teşekkür ediyorum.Artık 21.yy da yaşayan millet ler olarak tek tanrıya inanan insanların belli bir ortak noktada toplanıp kardeş ve barış içinde yaşamayı bilmeliyiz.Düşünün ki İslamda tanrıya inanmakla iman etmiş oluyorsunuz.Kitaplarına,meleklerine ,peygamberlere ve ahirete.Bizlerde bunlarda var.Ozaman neden kavga ediyoruz? Bizler hepimiz kardeşiz ve Cennet çok geniş hepimiz orada buluşacağız.Ne siz ne biz düşüncesi olmasın .Kavga ve savaş olmasın.İşte diyoloğa karşı gelenler bunları anlamıyor.Bizlerde kendi aramızda ibadet farklılıkları var, lakin hepimizde cennette olacağız.Hangi din gibi yaşarsanız yaşayın tek ki tanrı inancı olsun cennete gireceğiz.Bizlere ve Türk medyasına rica ediyoruz bu diyoloğu acilen her kesime ulaştırmada dahada gayretli olmalıyız.Tanrı F.Gülen gibi barış ve sevgi dolu hoca efendiyi başımızdan eksik etmesin.Bizlere inanmayanlar öteki dünyada sayın hoca efendi ile aynı yerde olduğumuzu gördüklerinde çok ama çok kıskanacaklar.İsteyen istediği dini yaşasın.Okullarda her din anlatılsın hangisi kimin hoşuna gidiyorsa onu seçsin.kolayı var zor olanı var.Fakat buluştuğumuz tek nokta Tanrıya iman.Bence sayın Hoca efendiye içinde bulunduğumuz yüzyılın barış ve onur ödülü verilmeli.Bu sayede hiç kimse benim babam senin babanı döver demeden yaşayacak.Hepside hak ve aynı doğrultuda olduğunu ancak diyalog sayesinde dünyaya öğrete biliriz.Bugüne kadar savaşlar hep dinler meselesinden çıkmadımı?Fakat bu sayede herkes kardeş olacak ve kimse kimseyi düşman bellemeyecek.Sayın hocamızın dünyanın her yerinde okulları olduğunu biliyoruz.İnanıyoruz ve diliyoruz bu okullarda bu kardeşlikten bahsediliyor ve tüm insanlığa güzel mesajlar veriliyor.Tanrı sizleri daha güçlendirsin. AMEN
    26 Haziran 2008 Perşembe 15:00

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.6770
€ Euro
2.0980
IMKB
21.966
Altın
41.63
Zahid KUTUB
Abdullah Kuşlu
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 22.11.2008
İmsak
-
5:04
Güneş
-
6:33
Öğle
-
11:42
İkindi
-
14:13
Akşam
-
16:37
Yatsı
-
18:00
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008