SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
28 Şubat 2008 Perşembe 07:13
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Düşündükçe
Bir Hatıram ve Masonluk
            1973 yılıydı ve Türkiye Ekim ayında yapılacak genel seçime hazırlanıyordu. Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde Merkez Vaizi olarak görevli idim. Bu arada Milli Görüş’ün 2. partisi MSP de ilk seçiminin hazırlığı içindeydi ve Genel Başkan Prof. Dr. Necmettin Erbakan da Derinkuyu’ya gelmişti; Nevşehir milletvekili aday adaylarının tesbit istişaresi burada başlamıştı. Derinkuyu’ya verilen bu ayrıcalığın sebebi ise; Milli Görüş’ün ilk ve o zamanki tek belediyesi Derinkuyu Belediyesi idi: CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Aksoy ağabey MSP’ye iltihak etmişti. 
             İstişare edilen kişiler Hasan Aytekin ağabeyin Yeşilışık isimli elektrikçi dükkanına çağırılıyor, burada görüşü alınıyordu. Dükkânın depo olarak kullanılan arka bölmesi temizlenip tefriş edilmişti ve burada Erbakan Hoca ile yanında gelen kurmayları bulunuyordu. İstişare sonuçları ara ara Hoca’ya arz ediliyordu. Devlet memuru olmama (Merkez Vaizi) rağmen görüşü alınanlar arasında bendeniz de vardım. Liste başına Münip Hayri Ürgüplü’nün konulmasının iyi olacağı teklifinde bulundum. Sebebi sorulunca da; “1961 seçiminden beri Nevşehir’in politik hayatında Ürgüp’ün belirli bir ağırlığı olduğunu, en az bir hemşehrilerinin olmadığı listeye Ürgüplülerin oy vermeyeceğini” söyledim. Şunu da ilave ettim: “Aynı zamanda Münip Bey Yassıada’da yargılanan mağdur DP milletvekillerindendir. Ayrıca Babası Şeyhülislam Hayri Efendi ve ağabeyi Suat Hayri’nin mason olmalarına rağmen TBMM’de Afyon milletvekili Gazi Yiğitbaşı ile birlikte TCK’nın Allah’a ve mukaddesata küfredenlere ceza verilmesiyle ilgili olup ancak uygulanmayan 172. maddesinin uygulanabilmesi için gerekli değişiklik teklifini getirmişlerdi. Yine TBMM’deki Masonlara karşı tavırları sonucu halkın sempatisini de kazanmışlardı.” 
             Teklifim ilgi gördü ve Erbakan Hoca’ya iletildi. İçerden “nerededir ve ne iş yapar?” sorusu geldi. İstanbul’da olduğunu ve gemi işletmeciliği yaptığını söyledim. Genel Başkan; “Abdullah Tomba da armatördür, söyleyin araştırsın” talimatını vermiş. Bir hafta sonra istişarede aktif görev yapan, aslen Nevşehir/Uçhisarlı olup o sıralar Ankara/Altındağ İlçe Başkanlığını yürüten Mehmet Erdoğan ağabeyden beni şok eden bir haber geldi: “Teklif ettiğin adam, Büyükada’daki bir Mason locasının müdavimi imiş.” 
             Bunun üzerine masonluk konusuna daha fazla eğilmeye ve daha detaylı araştırma yapmaya karar verdim. Ulaştığım sonuçların bu sütunda açıklanması tabiidir ki çok uzun sürer. Ancak Geçen haftaki “Masonlar Bunu Hep Yapar” başlıklı yazım ile bu yazımda sizlerle paylaştığım hatırama ilişkin birkaç hususu da yine sizlerle paylaşmak istiyorum. 
             Masonluğun Türkiye’ye girişi 3. Selim zamanına kadar uzanan bir geçmişe sahipse de, ilk resmi loca İstanbul’da Mısırlı Prens Abdulhalim Paşa tarafından 1861 yılında kurulmuştur. Bu zatın iki oğlu; Abbas Halim ve Said Halim Paşalar da masondur. Said Halim Paşa 1. Dünya Savaşı süresince Osmanlı’nın Sadrazamı (yani başbakanı) olduğu gibi, aynı zamanda İslamcılık hareketinin de baş teorisyenidir. Tabii burada söz konusu olan halkın anladığı genel anlamda İslamcılık değil, bir fikir akımı olarak İslamcılıktır. Bu entelektüel İslamcılığın da zaten şanssızlığı ve çıkmazı bu noktada ortaya çıkmaktadır: Çünkü Said Halim Paşa önemli bir Osmanlı düşünürü olmakla beraber, İsviçre’de eğitim görmüştür; Fransızca düşünür ve bütün eserlerini Fransızca yazardı. Bu eserleri Türkçe’ye Mehmet Akif merhum çevirirdi. Ancak peşinen belirteyim ki; Akif mason değildi. Masonların o zamanki siyasi örgütü olan İttihat Terakki’nin davet üzerine bir toplantısına katılmış, ancak inancına ters geldiği için toplantıyı yarıda terk etmiş, masonluğa da hiç bulaşmamıştı. 
             Osmanlı’da mason olan öyle isimler vardır ki; insana olmaz böyle şey dedirtmeye yeter: Namık Kemal, Ziya Paşa, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, oğlu (“Gafil ne bilür” diye başlayan mehter marşının şairi ve Kafkas Cephesi kahramanı) Ahmet Muhtar Paşa ve daha niceleri. Bu nasıl oluyor dememek mümkün değil gibi görünüyor. Ama bunu dememenin bir tek yolu olduğunu söyleyebilirim; o da masonluğun ezoterik (derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretildiği oluşum) yapısını bilmektir. Türkiye'deki Mason localarında 33 Dereceli Iskoç Riti Uygulanır. Bunun Ameli Masonluk diye adlandırılan 1–3. derecelerindekilere çırak, Kalfa ve Usta/Üstad denir. Bunlara sadece temel kurallar ve haricilere (mason olmayanlara) propagandası yapılabilecek idealler öğretilir. Daha üst derecelere Felsefi ise Masonluk denir. Bunun da 4–14. derecelerinde Hiram Usta felsefesi ve Yahudi inançları işlenir. Bu derecelere de "tekemmül devresi" adı verilir. 15–18. dereceler, genel bilgilerin verildiği bir ara devredir. 18–30. derecelerde ise "Üst Felsefe" işlenir. Bu Devrede üye tüm dini inançlarından arındırılmaya çalışılır. 31–33. dereceler idari mertebelerdir, bu dereceler her masona nasip olmaz. Bunlar yönetim kademelerinde görev alırlar. 1–3. derecedekiler 4–33. derecelerdeki, 4–14. derecedekiler 15–33. derecelerdeki, 15–18. derecedekiler 19–33. derecelerdeki, 19–30. derecelerdekiler de 31–33. derecelerdeki sırları bilemezler, daha doğrusu bunlara öğretilmez. Hatta Türkiye ve benzeri ülkelerin Masonlarının çoğu bu derecelere yükselseler bile “Sırlar” bunlara öğretilmez, göstermelik olarak derece atlatılır. Sırlara vakıf olabilmek için Said Halim Paşa, Namık Kemal vb. gibi dinine, devletine, milletine bağlı insan olmak değil, Dr. Abdullah Cevdet gibi inancından ve halkından kopmuş olmak gerekir. Yoksa seni, adalet, uhuvvet (kardeşlik), müsavat (eşitlik), hürriyet ve terakki (kalkınma) sloganlarıyla avlayıp gayet ustaca plan ve koordinasyonlarla emellerine hizmet ettirirler. 
             Sultan Abdülaziz’in son döneminde, özellikle de Abdülhamid Han cennetmekân döneminde bunu pek ala başarmışlardır. Ellerindeki yazılı ve fısıltılı medya gücü ile de (tıpkı bugün olduğu gibi) hepsi de o Ulu Hakan’la aynı ideali taşıdıkları halde birçok inançlı âlim, şair ve düşünürü, o Ulu Hakan aleyhinde kullanmışlardır. Mesela; Said Nursi Halife’yi devirmek için Selanik’te toplanan Hareket ordusunun subay ve erlerini Padişah aleyhine galeyana getiren konuşmalar yapmış, Mehmet Akif Safahat’ında sık sık onu kötüleyen mısralara yer vermiş, Elmalılı Hamdi efendi (Yazır) hal’ (tahttan indirme) fetvasını kaleme almıştır. Fetva denince şunu da ifade etmeden geçemiyeceğim: Sözü geçen fetvada padişahın tahttan indirilmesini gerektiren sebeplerden biri olarak; içinde saltanatla ters düşen hadisler olduğu için Hadis kitaplarını yaktırması ifade ediliyordu. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’den sonra İslam dininin ikinci kaynak kitabı olan Sahih-i Buhari'yi Abdülhamid Han bastırtmıştı ve bugün bile hem Müslüman araştırmacıların hem de oryantalistlerin en güvenilir kaynağı bu baskıdır. Ama masonik propaganda öylesine etkili idi ki, bu kitap yaktırma işine âlimlerimizin çoğu inanıyor ve Sultan’a kin besliyorlardı.
             Bu zatlardan bir çoğu daha sonra, kimisi en yüksek perdeden kimisi de sadece çevrelerine bu konudaki pişmanlıklarını dile getirmiştir, ama koca hakan devrildikten, koskoca imparatorluk tarumar olduktan sonra. Mesela, İslamcılardan Mehmet Akif, “Hürriyeti aldık dediler gaybe inandık/Eyvah bu bâziçede bizler yine yandık” diye feryat ederken; inançsızlardan 33 dereceli mason Filozof Rıza Tevfik de, “Bizdik utanmadan iftira atan/Asrın en siyasi padişahına” diyerek nedametini dile getirmiştir. Birçok insanımızın kafasını kurcalayan bir soru da; Safahat’taki Ulu Hakan aleyhindeki mısraların neden halen yerinde durmasıdır. Bunun sebebi de bendenizin tahminince; Rahmetli Akif’in 1925 yılında Türkiye’yi terk etmek zorunda kalması nedeniyle eserlerinin yayımıyla, çevresinde bulunan bol sayıdaki masonlardan biri olan damadı Ömer Rıza Doğrul’un ilgilenmiş olmasıdır. 
             Böylesi masonların sayısı, (her ne kadar legal dernek görünümünde olsalar da çalışma metodları itibari ile) bu gizli örgütün toplumumuzca bugünkü kadar tanınmadığı o eski dönemde bir hayli çoksa da, aynı sebeplerle bugün de bir hayli olacaktır. Bunun yanında ise, Dr. Abdullah Cevdet ve benzerleri gibi bu milletin mukaddesatına düşman olanlar da epeyce vardır ve bu örgüt içinde ipler böylelerinin elindedir.

 

YORUMLAR (3) adet
    kemal Can
    Teşekkürler
    Sayın Yazar Diger yazılarınızıda gerçekten içten takip ettim yazılarınızı beğenerek okuyorum...sık sık bu konularla ilgili yazmanızı temenni ederim..
    03 Mart 2008 Pazartesi 09:41

    öztürk
    bunlar sır değil ki
    Masonlukla ilgili burada verilen bilgiler sır değildir. Eskiden bu konuda etek dolusu para sayıp öğrenilmeye çalışrdık. Şimdi bir int. arama motorunun adres satırına (masonlu) yazın. İstemediğiniz kadar bilgi alın.
    01 Mart 2008 Cumartesi 12:17

    Mehmet Demirsavıloğlu
    Bir Hatıram ve Masonluk
    Özür dilerim, merak ettim bu sırlara nereden ve nasıl vakıf oldunuz.?
    01 Mart 2008 Cumartesi 11:10

Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ak Parti hükümetinin memura yaptığı son maaş zammını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Yeterli
    Yetersiz
    İdare Eder
    Fikrim Yok
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Adem KAHRİMAN
Mehmet Ali ÖZTÜRK
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.1780
€ Euro
1.7320
IMKB
39.844
Altın
31.85
    KONYA 30.08.2008
İmsak
-
4:44
Güneş
-
6:11
Öğle
-
12:58
İkindi
-
16:35
Akşam
-
19:32
Yatsı
-
20:52
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008