SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
08 Aralık 2007 Cumartesi 10:57
  Mehmet Ali ÖZTÜRK
  Araştırmacı-Yazar
DİNLERARASI DİYALOG GERÇEĞİ VI
 
Zaruri Bir Açıklama ve Ek
            Bu yazı dizimizin müdavimleri bilirler ki, Hayrettin Karama hocayı “kesinlikle diyalog” diyenler arasında göstermiş ve görüşlerini onlarla birlikte aynı bölümde açıklamıştık. Ayrıca Karaman hocanın diyalog için bazı şarlarının olduğunu, zaten şartsız diyalog taraftarı olanlarla konuya şartlı yaklaşanların da keskin bir çizgiyle ayrılmalarının zor olduğunu da belirtmiştik. Maalesef yazıyı hazırlarken gözümden kaçmış olan hocamıza ait bir makale, onun görüşlerinin de “Diyaloga şartlı evet diyenler” arasında mütalaa edilmesini gerekli kılmaktadır. Bir zühul eseri olan bu hatamızdan dolayı hem muhterem hocamızdan, hem de siz değerli okurlarımızdan özür diliyor ve daha önce gözümüzden kaçmış olan bu yazısını da “şartlı olarak evet” diyenler bölümüne eklemiş oluyoruz.
            Prof. Dr. Hayrettin Karaman’a gelen iki okuyucu mektubu, onu diyalog hususundaki görüşleri konusunda bazı ek açıklama ve tashihler yapma durumunda bırakmış görünüyor. Önemine binaen önce mektupları hocanın makalesinde açıkladığı kadarıyla aktarıyorum:
            “Birinci mektup: ...Hocam son yıllarda gündemde olan dinler arası diyalog ile ilgili sorular sormak istiyorum. Bu diyalogun maksadı nedir? Benim aklıma şu ikisi geliyor:
            a) Onların kalplerini İslam'a ısındırmak ve İslam'ı yaymak.
            b) Onlarla olan ilişkilerde barış ortamını tesis edebilmek.
            Hocam ikisi de çok sağlam hedefler, ama acaba bu durumda bizim zarar görme ihtimalimiz yok mu? Bu adamlar bizim onların dinine baktığımız gibi mi bakıyorlar bizim dinimize? Bizim bir hoşgörü ortamı oluşturma niyetimizi kötüye kullanabilirler mi? Hele günümüzde İslam coğrafyasının her tarafını kana boğmuş bir toplumla (‘idarecileri öyle, halk razı değil’ gibi bir savunmayı da kabullenemiyorum) diyalog neticesinde ne gibi bir kazanım elde edebiliriz ki? Biz bizi katledenlere karşı daha şiddetli olmamalı mıyız? Toplumumuz için harcamalı değil miyiz tüm emeğimizi?  Hocam netice olarak ben gereksiz bir katılık mı gösteriyorum? Yanlışım varsa düzeltmek istiyorum yani bu tip bir diyalog yüzünden nur cemaatindeki kardeşlerime karşı kalbimin soğumasını da istemiyorum? Ama ‘Hıristiyan ve Yahudiler siz onlara tabi olmadıkça hoşnut olmazlar’ ayetini nasıl anlamalıyım. Dinler arası diyalog global bir kafir oyununun yansımalarından biri midir? Yoksa netice alınabilecek bir mücadele midir? Zahmet olmazsa vereceğiniz cevabı merakla bekliyorum...
İkinci mektup: Son günlerde yoğunlaşan diyalog ve misyonerlik faaliyetleri ile ilgili yaşadığım bir olaydan bahsetmek istiyorum. Trabzon’da işlek bir caddede yürürken bir kaç genç arasında şöyle bir konuşma geçti:
—Hıristiyanlık ile Müslümanlık arasında bir fark yok; ha Müslümanlık ha Hıristiyanlık arada ne fark var? Sözün gerisini, arkadaşlarının cevabını duyamadım. Sizden ricam hoşgörü konusunda, Allahın hoş görmediğini hoş görenlerin oyununa gelmemeniz. Bilirsiniz ki hiç kimse Allah'ın hoş görmediği ile ona yaklaşamaz...’

 

Cevap/Açıklama:

Bu konuya dair bir yazımda diyalogun mana ve maksadını şöyle açıklamıştım: ‘Farklı inanç, dünya görüşü ve hayat tarzına sahip fertler ve guruplar arasında yapılan buluşma ve görüşmelerin birden fazla amacı vardır. Bunlardan bazıları da şunlar olabilir: 1. Birbirlerini tanımak, doğru bilgi sahibi olmak, 2. Biri diğerini ikna ederek kendi inancına ve hayat tarzına insan kazanmak, 3. Guruplar arasında veya bütün dünyada mevcut ortak problemlerin bir kısmını çözmek, bütün taraflar için faydalı olacak bazı eylemlerde işbirliği yapmak...’

Başka yazılarımda, geçmişten günümüze, bu maksatlara da örnek teşkil edecek diyalog uygulamalarından söz ettim, örnekler verdim. Ancak geçen günlerde izlediğim bir TV programında diyaloga karşı olanların, daha çok, 1962–1965 yıllarında yapılan II. Vatikan Konsili'nden sonra papalığın adını koyduğu, kavramlaştırdığı ve uygulamaya başladığı diyalog üzerinde durduklarını fark ettim. Maksadımı daha iyi anlatabilmem için TDV İslam Ansiklopedisi'nin Konsil ve Hıristiyanlık maddelerinde iyi bir özeti bulunan II. Vatikan Konsili, misyonerlik ve bunlara bağlı diyalog kavramı ile ilgili bir iki pasajı aktarmam gerekiyor: ‘Kapsayıcı yaklaşımın (kurtuluşun Yahudilik, İslam gibi diğer ilahi dinlerle de olabileceğinin kabulünün) doğurduğu bu problemler karşısında papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, 1984 ve 1991 yıllarında iki doküman neşretme gereğini duymuş... bu dokümanlarda misyonerlik açısından diğer dinlerle ilgili resmi tutum belirlenmiştir’ (17/359).

‘Katolik kilisesi, diğer dinlerin mensuplarıyla birbirini tanımak ve inancı paylaşmak için diyaloga girmek durumundadır. Çünkü kilise bütün insanlık içindir; dolayısıyla diyalog, bütün insanlığı kurtuluşa ulaştırma diyalogudur. Katolik kilisesi, dinler arası diyalogu, Hıristiyanlaştırma misyonunun bir aleti olarak kullandığını açıkça belirtmekten kaçınmamıştır.’ (360). ‘Bu yüzden Yahudiler, kilisenin diyalog yaklaşımına daima şüphe ile bakmışlardır’ (s. 361). Papalık kapsayıcı yaklaşımı benimsemekle beraber ‘Hıristiyanlığın tek gerçek kurtuluş dini olduğu iddiasından vazgeçmemiştir. Diyalogun, Hıristiyan öğretisi çerçevesinde 'kurtuluş diyalogu' olduğunu açıklayan Papalık Dinler Arası Diyalog Konsili, Hıristiyan mesajının diğer kültürler içinde enkarnasyonu (diğer kültürlerin bünyesine sokularak hayat bulması ve yayılması) anlamına gelen inkültürasyonu teşvik etmiştir’ (s. 363).

Yukarıdaki alıntılar, papalığın diyalogdan maksadının misyonerlik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ben de yukarıda, ‘Biri diğerini ikna ederek kendi inancına ve hayat tarzına insan kazanmak’ ifadesiyle bu maksada yer vermiştim. Hıristiyanlığın vazgeçemeyeceği vazifelerinden biri misyonerlik; yani bütün insanları Hıristiyanlaştırmak için çaba göstermektir ve bunu da asırlardan beri yapmaktadır. Buna rağmen Müslümanlar onlarla diyalog içinde olmuşlar, ‘Hıristiyanları Müslümanlaştırmak’ amacı da dahil birçok maksatlarla bir araya gelip görüşmüş, tartışmış, ortak bazı işler tutmuşlardır. Bugün yurt dışında yaşayan dindaşlarımız yoğun bir misyonerlik taarruzu karşısında bulunuyorlar ve oradaki din rehberlerimiz çeşitli maksatlarla Hıristiyan din adamlarıyla bir araya geliyor, diyaloglar yapıyorlar. Bu noktada önemli olan husus, ‘kırmızıçizgilere dikkat etmek, dengeyi bozmamak, kâr zarar hesabını iyi yapmak’tır. eğer bu çeşit diyalog İslam'ın ve Müslümanların menfaatine değil, zararına olursa zinhar ondan uzak durmaktır. Müslümanlar, ‘Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere’ diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir ‘misyoneri: davetçisi, tarafı’ olarak diyaloga girerler.

Evet, Yahudiler ve Hıristiyanlar, kendi dinlerine girmemiş kimselerin din ve inançlarından hoşnut olmazlar, ama onlar içinden İslam'a girenler hoşnut olurlar, ayrıca taraflar birbirlerinin inançlarından hoşnut olmamakla beraber dünyanın bazı problemlerine ortak çözüm aramayı isteyebilirler.

Sonuç yerine şunu söyleyebilirim: Diyalog zorunludur, kendi duvarlarımızın içine hapsolarak, tebliğ başta olmak üzere, İslam'ın çağdaş temsilini gerçekleştiremeyiz, oyunlara müdahale edemeyiz; ama oyuna gelmemek, pirinç peşinde iken eldeki bulguru da kaybetmemek için azami titizliği göstermek de ayrı bir vecîbedir, vazifedir.”[1]

 

            B- DİNLERARASI DİYALOGA KARŞI OLANLARIN GÖRÜŞLERİ:

 

            Dinlerarası Diyalogun taraftarlarının olması gibi aleyhinde bulunanların olması da tabiidir. Bu konuda aleyhte en çok ses de Dr. Faruk Beşer’in de dediği gibi, İslam dünyasında Türkiye’den yükselmektedir. Bunlar içinde seviyeli, ilmî ve İslamî hassasiyetten kaynaklananlar olduğu gibi, bu görüntü altında farklı amaç ve nedenlerden kaynaklananlar, sırf polemik özelliği taşıyanlar, hakaret ve iftira içermek gibi gayet seviyesizce olanları, meseleyi kişileştirip sanki bir şahsın davası imiş gibi ona yüklenenleri de maalesef bulunmaktadır. Biz araştırmamızda birinci guruptan olanlara kulak verecek, ikinci gurubun sesine ise kulak tıkayacağız.

İşte ciddiyet taşıyan ve ciddiye aldığımız itirazlardan başlıcaları:

 

            1. DİYALOG KAVRAMINA OLAN İTİRAZLAR:

            “Gerçekte dinlerarası diyalog denen düşünce ve hareketin ne olduğunun tam olarak anlaşılabilmesi için, bâtınî ve zâhirî bütün yönlerinin ve amaçlarının tam olarak ortaya konması gerekir. … Zira dinlerarası diyalogun gizli anlamı ve amacı her şeyden önce bu kavramların kullanımında saklıdır,” diyen Prof Dr. Mehmet Bayraktar ve işe diyalog kelimesinin sözlük anlamının açıklanmasıyla başlıyor. “Diyalog, konuşmada tarafların iki veya fazla kişi olmasından ziyade farklı iki görüşün tartışılmasını ifade eder. Buna karşılık monolog, konuşmada tek veya fazla kişinin olmasından ziyade benimsenen tek ve aynı bir görüş üzerinde konuşulmasıdır. Diyalog fikir ayrılığını, monolog fikir birliğini ifade eder,” diyerek de diyalogu sadece karşılıklı konuşma şeklinde tanımlayanlara karşı farklı gerçekçi bir tanım ortaya koyuyor. Ardından da felsefî bir kavram olarak diyalogu açıklıyor:

Felsefî bir kavram olarak diyalogun iki şeklî kullanımı vardır. Birincisi, Eflâtun’un kullanımıdır, ikincisi Hegel ve Hegelcilerin kullanımıdır ki Diyalektik adını alır. Eflâtun ele aldığı bir mesele hakkındaki doğru görüşü bir kişinin ağzından ve yanlış görüşü başka bir kişinin ağzından söyletir ve bu iki kişiyi tartıştırır. Sonunda doğru görüşü savunan, yanlış görüşü savunanı ikna eder. Böylece doğru görüş ki bu Eflâtun’un kendi görüşüdür, ortaya konur. Hegel’e göre başlangıçta hiçbir felsefî  fikir tam doğru veya tam yanlış değildir; o halde bir konu hakkındaki tez ile o tezin karşıtı veya zıddı olan tez birleştirilmelidir. Bundan daha doğru olan sentez doğar. Sentez, yeni bir tezdir; bu yeni tezin yeni anti-tezi vardır. Bu tez-antitez-sentez işlemi, sürekli yenilerek devam eder gider ki, buna Hegel diyalektik der. Hegelci bu diyalektik anlayışının Batı’da doğruluk, hakikat, bilgi ve din konusunda farklı göreceli, şüpheci ve inkârcı felsefî olan ve olmayan anlayışların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hakikatin sabit olmadığını savunan tarihselcilik ve hermenötik akımları, hegelci diyalektiğin çağımızdaki şüpheci dünya görüşlerindendir. Bilim onlara göre sürekli yanlışlanan ve bunun için de sürekli bozulan ve sürekli yeniden oluşan paradigmalarla oluşturulmaktadır. Postmodern bilim anlayışı olan bu paradigmacılık, aslında bilimde sürekli sorun olmuş olan Ortaçağ hıristiyanlık tarihini aklama gayretinden öte bir şey değildir. Çünkü hıristiyanlık hurafeleriyle oluşturulan Batı Ortaçağ bilimi sürekli yanlışlanmıştır; bu yüzden de bilindiği gibi sürekli kilise-bilim çatışması yaşanmıştır.

Dinlerarası diyalog adıyla yürütülen faaliyet için kullanılan diyalog kavramı, tesadüfen seçilmiş olamayacağına göre, yukarıda kısaca anlattığımız hangi anlamıyla seçilmiştir?

Diyalogun hangi anlamı benimsenerek seçilmiş olursa olsun, neticede diyaloga taraf olanların ortaya atıp tartıştıkları bir mesele olması lazımdır. Taraflar mesele hakkında birbirlerini etkilemeden sadece görüşlerini izhar edip geçiyorlarsa, zaten bu diyalog olmaz.  Birinde olmaz diğerinde birbirlerini etkiliyor veya Hegelci anlayışta olduğu gibi farklı görüşlerini sentezliyorlar ise, diyalog mantığına göre zaten bunlardan birisi olması gerekir, kim doğru veya kim yanlış olacaktır? Örneğin İslâm hıristiyan diyalogunu düşündüğümüzde, bir yanda İslâm ve müslümanlar, diğer yanda hıristiyanlık ve hıristiyanlar vardır; sonuçta hangi konu tartışılırsa tartışılsın, madem diyalog mantığı taraflardan birisinin kazançlı diğerinin zararlı çıkmasını öngördüğüne göre taviz veren kim oluyor? Diyelim bazen bir taraf, bazen diğer taraf. Bu durumda taraftarların, doğrulanıp yanlışlanabilen kabul ettikleri inançlarına, dinî inanışlarına iman etmelerinin anlamı ne olabilir? Bu durumu örtbas etmek için özellikle hıristiyanlar biz kelâmî/teolojik ihtilaflı konularda değil, İslâm’daki ve Hıristiyanlık’taki veya genel olarak dinlerdeki ortak ahlâkî ve manevî değerler üzerinde diyalog yapıyoruz diyorlar. Böyle olduğunu kabul etsek dahi,  bu diyalog olmaz monolog olur. Kaldı ki hangi konuyu tartışırsanız tartışınız bunun doğrudan veya dolaylı olarak kelâmî konularla ilgisi vardır.[2] 

Prof. Bayraktar’ın bir tesbiti de şu: “Türkiye’de dinlerarası diyalog olarak bilinen bu kavramın, Vatikan’ın resmî kullanımı ile tam böyle değildir. Vatikan’ın kullanımı, Dinîler veya Dindarlararası Diyalog’tur: “Interreligious Dialogue”. Aslında bu Vatikan kullanımı birçok açıdan daha doğrudur. Her şeyden önce dinleri diyaloga sokan din mensuplarıdır; dinlerin kendisi değildir.  İkinci ve daha önemli bir neden, kavramı böyle kullanmakla hıristiyanlar, her vesileyle söyledikleri ve diyalog sürecinde de zaman zaman ifade ettikleri gibi, insanlığın tek kurtuluş dinin hıristiyanlık olduğunu öne sürdüklerinden hıristiyanlığı hiçbir dinle eş tutmak istememeleridir.” [3]

Dr. Ebubekir Sifil de bu kavrama ülkemizde yüklenen anlama itiraz etmektedir: Dinlerarası diyalog faaliyetlerine ülkemizden iştirak edenler tarafından geliştirilen, "diyalogun yeni değil, insanlık tarihi kadar eski olduğu, zira insanın bulunduğu yerde mutlaka diyalogun da mevcut olacağı, İslam'ın da başından beri diyalogu fiilen gerçekleştirmiş bir din olduğu"... gibi, aslında "anakronizm"den başka bir şey olmayan söylem tarzı, diyalogun bir kavram olarak ne ifade ettiği konusunda serapa manipülatiftir. Zira Vatikan tarafından ortaya atılana kadar "diyalog"un en azından kavramsal ölçekte bu yaygınlıkta kullanımda olmadığı açıktır.[4]

Dr. Sifil ayrıca hangi diyaloga “EVET”, hangi diyaloga “HAYIR” dediğini bir konferansında şöyle belirtiyor: “Gerek Yahudilerle, gerek Hıristiyanlarla diyaloga evet. Ama nasıl bir diyaloga evet? İnsanlığın ortak problemlerini tespitte ve çözümde; uyuşturucu, savaş, insan kaçakçılığı, sömürü, açlık ve hastalıklar, dinsel sapkınlıklarla mücadelede işbirliğine evet. Sadece ehli kitapla değil bütün insanlarla, bütün dünya ile işbirliğine evet. Bunların dışında kalan hususlarda dinler arası ortak noktalar tespitine hayır. Dinler arasında yeni kavramlar ihdasına hayır. Dinler arasında ortak zeminler teşkiline hayır. Çünkü Kur’an son noktayı koyuyor ve ‘Onların dini onlara, senin dinin sana’ buyuruyor. Çünkü yine Kur’an buyuruyor ki; ‘Sen onların dinine girmedikçe onlar senden razı olmazlar.’ Dinler arasında kesin ve keskin bir hat vardır. Bu sınıra, bu hatta Müslümanların tecavüz etme hakkı yoktur.”[5]

            Mehmet Durmuş’un itirazı ise “Din” ve “Diyalog” kavramlarının kullanılış biçmi ve amacına: “Diyalog, iki kişinin karşılıklı konuşması demektir. 'Dinlerarası diyalog' ise yeni sayılacak bir kavramdır ve aslında üzerinde ittifak edilmiş, genel geçer bir tanımı yoktur. Kimileri diyalogu şöyle tanımlamaktadır: ‘Kişiler ya da, ideolojik, siyasi taraftarlarla karşıtları arasında, ayrılık konuları üzerinde bir anlaşmaya, geçici veya kalıcı bir uzlaşmaya varmak için görüşüp konuşmaya, ilişkiler geliştirmeye diyalog denmektedir.’ Bu tanım üzerinde gözlerimizi biraz yavaş hareket ettirdiğimiz taktirde, 'ayrılık konuları', bunlar üzerinde 'anlaşmak' ya da 'uzlaşmak' gibi anahtar terimler hemencecik dikkat çekmektedir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: 'dinlerarası diyalog' için uzlaşmacı, yalvarıcı, özür dileyici bir zihinsel evrimleşme (ve savrulma) gerekmektedir. Aksi taktirde 'diyalog'dan bahsetmek mümkün olmayacaktır.”
            “Dinlerarası diyalog taraftarları, [mensup olduklarını iddia ettikleri] kendi dinleriyle ilgili ilk cinayeti, Yahudilik ve Hristiyanlığı, İslam'la aynı kefeye koyarak işlemektedirler. Ama fiiliyatta İslam, Yahudilik ve Hristiyanlıktan daha aşağıda bir menzilde tutulmaktadır. Yahudilik ve Hristiyanlık, Musa ve İsa(a.s)’a indirilen dinlerin tahrif edilmiş halidir. İslam ise, Kitabı tahriften korunmuş, tertemiz tevhid dinidir. Eğer bir diyalog olacaksa, muharref bu iki dinin müntesipleri olan Yahudilerin ve Hristiyanlar'ın Müslümanlara müracaat edip, böyle bir talepte bulunmaları gerekirdi. Müslümanların ise böyle bir diyalog girişimine verecekleri cevap, eğer Al-i İmran suresinin 64. ayeti kerimesinde çerçevesi çizilen sınırları aşarsa haddi aşmak ve haddini bilmemek olur.

Kısacası 'dinler' değil, 'Din' vardır ve o da İslam’dır. Bugünkü Yahudilik ve Hristiyanlık, İslam'ın, Musa ve İsa'ya gelen halkasının tahrif edilmiş, şirk akidesine dönüştürülmüş halidir. Bu iki, çaplı şirk kültürünü 'dinler' olarak ele alıp İslam'ın karşısına ve hatta ondan da üst konuma çıkartmak, şirke, Allah'a iftira etmeye sahip çıkmak anlamına gelir.”[6] 

 

            Vatikan uzmanı, oksidentalist Aytunç Altındal, diyalog kavramına bir başka açıdan yaklaşıyor: Kelime anlamıyla diyalog, karşılıklı görüş alış verişidir. Fakat burada ilginç olan husus şartları kimin koyduğudur. Bir taraf diyalog derken, “Şunlara, şunlara uyacağız. Buna göre sizinle diyalog yapmak istiyoruz” derse ve karşı taraf da bunları kabul etmişse o zaman bu iş diyalog değil, doğrudan doğruya tekli konuşmadır. Yani “şartları ben koyduğuma göre benim şartlarıma göre siz istediğiniz kadar konuşabilirsiniz. Diyalogu sizinle başlatıp, başlatmamak ve sizin neler söyleyebileceğiniz benim koymuş olduğum şartlara göredir.” “İslam tek dindir” derseniz diyalog olmaz, “İslam son dindir” derseniz diyalog olmaz, “İslam en mütekâmil dindir, Allah’ın kelamıdır” derseniz olmaz. “Bunları demeyeceğine söz verirsen seninle diyalog yaparım” diyor adam.[7]
 

NOT: Alıntılardan orjinalliği korunanlar çift tırnak içinde gösterilmiş. Önemli bir kısmı da bir köşe yazısının sınırlarını zorlamamak için görüşlerin özüne dokunmamaya dikkat edilerek özetlenmiştir. Bir bölüm içindeki benzer örneklerin de tekrarından aynı amaçla kaçınılmıştır.

 

Gelecek Bölüm: UYGULANIŞI VE AMACINA İTİRAZLAR

 

[1] Hayrettin Karaman, Ötekilerle Diyalog, http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/0286.htm

[4] Ebubekir SİFİL, Dinlerarası Diyalog Ve Misyonerlik Faaliyetleri, İnkişaf Dergisi Sayı: 4

[6] Dinlerarası Diyalog: Çağdaş Bir Fitne Hareketi, Mehmet Durmuş, İktibas Sayı 326

[7] 2 Mayıs 2000, Yeni Mesaj Gazetesi

Yazarın Diğer Yazıları

Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Nevzat LALELİ
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Tüm Yazarlar
    Anket
    Son 15 yılın hükümetleri göz önüne alınsa olası yeni bir ekonomik krizden hangi çözümle çıkılabilir?
    Ak Parti bu işin üstesinden gelebilir
    Ak Parti Ekonominin başına K.Derviş'i Getirmeli
    Milli Görüşle (SP) çözülebilir
    Bu Ekonomi düzelmez
    Fikrim yok
    » Piyasalar
$ USD
1.3320
€ Euro
1.8130
IMKB
31.993
Altın
36.79
    ISTANBUL 06.10.2008
İmsak
-
5:33
Güneş
-
6:59
Öğle
-
12:59
İkindi
-
16:10
Akşam
-
18:48
Yatsı
-
20:06
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008