Psikolojik savaşta, hedef alınan ülkeye karşı entrikalar çevrilir, yalanlar söylenir, iftiralar atılır, fitne tohumları ekmeye çalışılır, kamuoyuna sahte kanıtlar sunulur, kışkırtıcılık yapılır, hasmane düzeye varan geniş düşmanlıklar körüklenir.
Bunlarla yetinilmez, ağız dolusu küfürler edilir, sövülür, aşağılanır, hakaret edilir, inançlar sarsılır, kamuoyunun düşüncesi ve gerçek değiştirilmeye çalışılır.
Bir kaşık suda fırtınalar koparılır…
Eğer o ülke İslam ülkesiyse; bazı etkenler, geleneksel husumet içinde Müslüman düşmanlığına dönüştürülür.
Karalama kampanyası başlatılan ülke Türkiye ise; bilinçaltında oluşturulan “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” safsatasına vurgu yapılarak, hedefe oturtulan devlete karşı kamuoyu oluşturmaya çalışılır.
Son günlerde yapılan yayınlara baktığımızda, bu gibi psikolojik harekat yöntemlerinin tümünün İran’a karşı uygulandığını görüyoruz.
Komşularımızla yakınlaşıp güçlenmemizden haz etmeyen Siyonist lobinin kontrolü altındaki küresel medyanın Türkiye’deki uzantıları, önce birkaç gündür ağır kış şartları dolayısıyla iç talebi karşılayamadığı gerekçesiyle İran’ın ülkemize ihraç ettiği doğal gazı birkaç gün kesmesini fırsat bilerek karalama kampanyası başlatmak üzere düğmeye bastı.
Gazete sayfalarından ve ekranlardan kesintisiz bir biçimde İran’ın Türkiye’yi yüz üstü bıraktığı, anlaşmalara uymadığı, bizi soğuğa mahkûm ettiği, üretimi baltaladığı şeklinde propaganda yaptılar.
Amaçları mı?
Çok açık.
Kin ve nefret tohumları ekerek, Türk halkında İran’a karşı oluşan müthiş sempatiyi yok etmek…
Gazete manşetlerinde kullandıkları başlıklar ise; çok ustaca ve manidar.
Mesela bir tanesi, “Rusya’dan beklerken, darbe İran’dan geldi.”
Sataşılan ülkelerin Türkiye ile yaptıkları işbirliği dolayısıyla ABD’yi rahatsız eden İran ve Rusya olması dikkat çekici değil mi?
*
İran’a karşı Türkiye’de başlatılan karalama kampanyasında dikkat çekici olan diğer noktalar ise şunlar:
1- Arap ülkelerini Washington’un safına çekmek ve seçim öncesi kamuoyunda puan toplamak amaçlı CNN’nin, kasıtlı olarak Hürmüz Boğazı’nda İran’la ABD arasında büyük gerginlik yaşandığı ve savaşın eşiğinden dönüldüğü şeklindeki haberiyle (Bush’un Ortadoğu gezisi arefesinde) eş zamanlı olması.
2- Bush’un Ortadoğu gezisinin İran’a karşı destek arayışı olarak nitelendirildiği bir dönemde gerçekleşmesi.
3- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ABD ziyaretinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın da bulunması.
Bu gelişmeler dolayısıyla ortaya şöyle iddialar atıldı:
1- İran, doğalgazı ABD ve Türkiye arasında yapılan gizli anlaşmaya tepki olarak ya da uyarı mahiyetinde kesti
2- Türkiye, Washington’un baskıları dolayısıyla veya yaptığı işbirliği karşılığında İran ile doğalgaz ve elektrik anlaşmalarını iptal edecek.
Bu iddialar doğru mu?
Veya, İslami olarak nitelendiren basının da diğer medya gruplarının yaklaşımına benzer tarzda yayın yapması ve hükümet yetkililerinin açıkça olmasa da İran’ı suçlar tarzda beyanatlar vermesini, “anlaşmadan vazgeçileceği” şeklinde değerlendirmek yanlış mı?
Yetkililerden bu konularda açıklama beklemekteyiz.
*
Öte yandan yazılan felaket senaryolarını, kopartılan doğalgaz fırtınasını irdeleyecek olursak şu sonuçlarla karşılaşırız:
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre İran'dan günlük 27 milyon metreküp akması gerekirken iki günlük süre içerisinde İran’dan akıtılan doğalgaz, soğuk hava koşulları nedeniyle günlük 5-6 milyon metreküpe kadar geriledi.
Öyleyse, İran’ın taahhüt ettiği halde vermediği doğalgaz miktarı 40 milyon metreküp.
Türkiye ise; kış aylarında günde ortalama 100 milyon, ayda ortalama 3 milyar metreküp doğalgaz tüketiyor.
Yani; son 36 yılın en soğuk kış mevsimini geçiren İran’ın şu ana kadar taahhüt ettiği halde veremediği doğalgaz miktarı, Türkiye’nin tükettiği günlük miktarın yarısı bile değil.
Sonuca baktığımızda, çıkarılan krize insanın inanası gelmiyor değil mi?


