İstanbul’da düzenlenen Kudüs Buluşması’na katılan Mahmud Ahmedinejad’ın başdanışmanı Mojtaba Rahmandost, kendisiyle yaptığımız söyleşide, “Türkiye ve İran’ın birçok ortak noktası var. Dostlarımız sizin de dostunuz, düşmanlarımız sizin de düşmanlarınız” demişti.
Rahmandost, iki ülkenin aynı kaynaktan beslenen PKK ve PJAK’ın terör eylemlerine sahne olduğunu, bu tedhiş örgütlerini ABD ve İsrail’in desteklediğini, dolayısıyla her iki ülkenin ortak düşmanlarımız olduğunu söylemişti.
Müşterek çıkarlarımızdan, ortak yönlerimizden söz eden Rahmandost, -yerli ve yabancı gazetecilerin ilgi odağı olmasından veya söyleşi için sırada beklemelerinden kaynaklanmış da olabilir – İran ve Türkiye’nin bir önemli ortak özelliğinden hiç söz etmedi.
Rahmandost’un atladığı özellik şuydu:
İran’da 20 milyondan fazla Azeri Türk’ünün yaşaması…
Büyük devletlerin uygulamalarına, politikalarına baktığımızda; ikinci bir ülke ile yakınlaşmak, ilişkilerini geliştirmek için her fırsatı kullandıklarını görürüz. Örneğin bugün İngiltere, “İngiliz Uluslar Topluluğu –Commonwealth-”, Fransa “Fransızca Konuşan Ülkeler” adı altında teşkilatlar kurup, eski sömürgeleri ile bağlarını koparmıyor. Veya Çin… Hiçbir olumlu bağlantısı yokken, Macarların Uygur Türklerine olan yakınlığını kullanarak, Budapeşte ile yakınlaşmanın yollarını arıyor.
Rusya ise; topraklarında yaşayan Müslüman nüfusu avantaja dönüştürerek, İslam dünyası ile daha yakın ilişki kurmak amacıyla yaklaşık 3 yıl önce İKÖ’ye üyelik talebinde bulundu. Görüşmelerin ardından Moskova’ya İslam Konferansı Örgütü’nde gözlemci statüsü verildi.
Peki ya biz?
Biz niçin İran’da yaşayan Azerilerden bu noktada istifade etmiyoruz?
Orada yaşayan Azeriler, bizi birbirimize daha da yakınlaştırmak, ortak çıkarlarımızı artırmak için katalizör rolü oynayamazlar mı?
Avrupa’da yaşayan Türkler, ülke, kültür ve milletler arasında nasıl köprü olarak görülüyorsa, Azeriler de aynı şekilde görülmeli değil mi?
Dolayısıyla, Türkî Cumhuriyetler ve topluluklar arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesini amaçladığı belirtilen Türk Kurultayı’na, 20 milyondan fazla Azeri’nin yaşadığı İran davet edilmelidir.
Hatta gelecek kurultay İstanbul’dan sonra dünyada en fazla Türk’ün yaşadığı kent olan Tebriz’de yapılamaz mı?
Herkes her türlü uzantısını kullanarak yakınlaşmanın yollarını ararken, biz niçin bu fırsatları kullanmayalım, eğer önemli olan ülkenin ve Müslümanların çıkarlarıysa…


