Şurası muhakkaktır ki ABD;
Bir; hem askeri hem de sivil gücün tek elde toplanmasını istemez.
İki; Gelişmeleri gören, bölgeyi okuyan kim olursa olsun ondan rahatsız olur.
Üç; daima her talebini koşulsuz bir biçimde kabul eden bir müttefik, daha doğru bir ifadeyle uşak ister.
Hemen herkes, bu üç maddenin doğruluğunda ittifak halindedir.
Peki bu şıkların ışığında, Pakistan lideri Pervez Müşerref hangi şık içerisinde değerlendirilmeli?
Birinci şıktan başlayalım:
Amerika’nın hem askeri hem de sivil güçlerin tek elde toplanmasına karşı çıkması, kesinlikle Washington’un demokratik değerlere olan bağlılığından kaynaklanmıyor.
Öyleyse, ABD’nin bu tutumu neden mi?
ABD, askeri ve sivil güçleri birbirine karşı denge unsuru olarak kullanmak istiyor da ondan.
Gelelim ikinci şıkka…
Pakistan Cumhurbaşkanı ve mustafi Genelkurmay Başkanı Müşerref, bölgedeki gelişmeleri okuyabiliyor mu?
Kesinlikle evet.
Pekiyi üçüncü şıkkın yani; “ABD’nin isteklerini emir kabul edip, düşünmeksizin, sorgusuz sualsiz uygular mı?” sorusunun cevabı da “ kesinlikle hayır”dır.
ABD’nin, Pakistan liderinden rahatsızlığı bu iki neden mi kaynaklanıyor?
Elbette, hayır.
Ama Bush liderliğindeki neo-con’lar ve diğer Siyonist şahinler, Müşerref’in ulusal çıkarları göz ardı etmemesinden ciddi bir biçimde rahatsızlık duyuyorlar.
Mesela, ABD’nin aksi telkinlerine kulaklarını tıkayıp, İran doğalgazının, Pakistan ve Hindistan üzerinden Çin’e ulaştırılması projesinin devam edeceğini kararlılıkla ifade etmesi dolayısıyla Müşerref’e kızgınlar.
Yoksa onun demokrat olması ya da olmaması, kendileri için hiçbir olumsuz bir anlam taşımıyor, her ne kadar “ demokrasiyi” dillerine pelesenk etseler de…
Condolezza Rice’ın Mısır’daki seçimler öncesi yaptığı açıklama bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koyuyor.
Rice, Mübarek’e tam destek vererek, “ABD, istikrardan yanadır” dememiş miydi?
Demişti…
Gelişmeleri daha iyi anlamak için Müşerref’in iktidara geliş serüvenini hatırlayalım;
Taliban’ı İran’a karşı kullanmak üzere Pakistan’a kurdurttu. Taliban, Mezar-ı Şerif’te 13 İranlı diplomatı katletti. Amacı, İran’ı savaşa sokmaktı. İran oyuna gelmedi, tahriklere kapılmadı. ABD, Taliban yoluyla emeline ulaşamayınca, onları cezalandırmak istedi. Taliban’ı yok etme görevini (!) de Pakistan’a verdi. Pakistan istihbaratı SIS, Washington’un ve yerli işbirlikçi yöneticilerin bu talebine “Bunlar bizlerin evlatları, onları nasıl göz göre göre öldürürüz” diyerek karşı çıktı. Bunun üzerine devlet kademelerinde gerginlik meydana geldi. İşte yükselen bu tansiyonu düşürmek ve ortamı yumuşatmak üzere denge unsuru olması için Pervez Müşerref iktidara anti demokratik biçimde getirilmişti.
Müşerref de ABD’nin taleplerini yerine getirmeye çalıştı. Ülkesinde Amerikan askerlerinin operasyon yapmasına dahi göz yumdu.
Yetmedi.
ABD’nin gönlünü almak için masum insanları aşırı dinci terörist, Taliban yanlısı diyerek katletmekten kaçınmadı.
Yine yetmedi. ABD’nin akıl almaz taleplerinin ardı arkası kesilmedi…
Bunun üzerine kendi tahtını korumak, sözde güvenliğini sağlamak için bu adımları atıyor.
Bütün bunlar, emperyalist güçle ittifakın dramatik sonucudur, Saddam örneğinde olduğu gibi…


