SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
13 Kasım 2007 Salı 08:40
  Hüseyin ALTINALAN
  
Bu adamların Türkiyede ne işi var?

“Bölgesel ölçekde sevindirici gelişmeler oluyor” diyerek, Suudi Arabistan Kralı Abdullah ile imzalanan anlaşmalardan duyduğumuz memnuniyeti şöyle dile getirmeyi planlıyorduk:

“Şüphesiz Suudi Arabistan ile yakınlaşmak üzere atılan bu adım, belli duyarlılıklara sahip herkes tarafından takdirle karşılanmıştır. Ve yine şüphesiz, Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmalar, başta ABD ve İsrail olmak üzere birçok ülkeyi rahatsız etmiştir. Bunun da ötesinde, bu ilişkinin ileriye götürülmemesi ve kısıtlı alanlarda olması ya da bozulması için harekete geçeceklerinden de şüphe duymuyoruz.  Ayrıca iki ülkeyi yakından ilgilendiren bölgesel konularda istişare ve işbirliği yapılmasını da engellemeye çalışacakları kesin.

Kesin diyoruz çünkü:

Her ne kadar 5 Kasım’da Washington’da gerçekleştirilen Bush-Erdoğan görüşmesinin içeriğini,  hangi konularda pazarlıkların yapıldığını tam olarak bilmesek de açıklandığı kadarıyla zirvenin sonuçlarını değerlendirdiğimizde, emperyalist güçlerin oyunlarını bozmanın ve ülkenin ulusal çıkarlarını korumanın, komşu ülkeler ve İslam dünyası ile iyi ilişkiler kurmaktan geçtiğini görürüz. Ancak yine de “Türk tarafının Washington’daki toplantıdan istediği sonuçları aldığını” söylemek tamamen gerçek dışıdır. Zira, Ankara’nın başta PKK’nın yok edilmesi ve bağımsız Kürt devletinin kurulmasının engellenmesi olmak üzere bir çok talebi karşılanmamıştır. Fakat her şeye rağmen bu toplantının, geçmişte yapılan görüşmeler gibi olmadığını da görüyoruz.

Başbakan Erdoğan, bugüne kadar PKK terörü ile mücadele konusunda Bush ile bir çok kez görüşmüş ama Washington’dan sözde de olsa destek alamamıştı. Son zirvede ise; Washington tutum değişikliğine gitmiştir.

Peki, ABD’yi küçük de olsa tutum değişikliğine iten sebep neydi?

Bu tavır değişikliğinde Türkiye’nin iki komşusuyla yakınlaşması önemli rol oynadığı muhakkak. Dolayısıyla Washington’u bazı istekleri kabule zorlayan, sıkıştıran, AB’yi de kısmen ağız değiştirten Suriye ve İran ile gerçekleştirilen yakınlaşmadır. Başbakan Erdoğan’ı geçmişe oranla eli güçlü bir biçimde masaya oturtan faktör de budur.

Düşünün!

Eğer D-8’e sahip çıkılsaydı ve üye ülkelerle işbirliği öngörüldüğü biçimde sürdürülseydi, Türkiye’nin durumu ne olurdu?

Sıradan bir bölge ülkesi mi yoksa dünya politikalarına yön veren aktör bir ülke mi?

Hangisi?”

Bu ifade ve duygularla, İslam dünyası ile yakınlaşmanın ülkemize kazandırdığı güçten söz ediyorduk ki, heyhat!

Terör devletinin başı ülkemize çağrıldı.

Ve eli kanlı cani, önemli bir devlet adamı gibi ağırlanıyor.

Bunun da ötesinde taltif edilmek isteniyor, TBMM’de konuşturularak…

Aynı şekilde Müslüman halkların tepkisini çeken işbirlikçi Abbas’ı çağırmanın anlamı nedir?

Yazık… Çok yazık…

Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ergenekon yapılanmasının tüm unsurlarına ulaşıldımı?Ergenekon yapılanması derin devletle aynı şeymi?
    Evet, Evet
    Hayır, Evet
    Hayır, Hayır
    Evet, Hayır
    Fikrim Yok
Serdar AKCA
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmacı-Yazar
Muhammed ÖZYİĞİT
Adem KAHRİMAN
Sosyolog-Yazar
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.2020
€ Euro
1.8870
IMKB
38.555
Altın
36.10
    ISTANBUL 23.07.2008
İmsak
-
3:52
Güneş
-
5:44
Öğle
-
13:18
İkindi
-
17:13
Akşam
-
20:39
Yatsı
-
22:21
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008