Din ve Modernlik
Geçen yüzyılın başlarında iyice belirginleşen Batı üstünlüğüne karşı duyulan kompleksle karışık ortaya
atılan fikirler bugün moderniteyi içselleştirmiş bir Müslüman toplum oluşmasına muazzam katkılar sağlamış.
Vahyi akla uydurma diyebileceğimiz bir yaklaşım görünen o ki, batının bilimsel ve teknolojik gelişimi karşısında,
“aslında bizim dinimiz” diye başlayan cümleler kurarak içine düştüğü amansız geriliği ustaca gözlerden kaçırmış.
İşi o noktaya vardırmışlar ki, (M. Abduh gibiler) batı toplumlarında ortaya çıkan modernizmin aslında onların
Hz. Peygambere inanmamakla birlikte İslami hükümlere uygun davranmaları neticesinde oluştuğunu savunur hale gelmişler.
Kimileri Hz. Peygamberin bir yönetim modeli önermediğini, asla bir devlet başkanı gibi davranmadığını
bu alanları tamamen akılla çözülecek alanlar olarak bıraktığını iddia etmişler.
Onlara göre Hz. Peygamber evrensel ilkeler getirmiş, bunları kamil manasıyla tebliğ etmiş ve bir peygamber
olarak bunları örneklemiş ve görevini tamamlamış; hepsi bu!..
Bozgun yemiş kimi İslamcı düşünürlerin akla ziyan görüşlerini uzun uzadıya buraya lamam elbette söz konusu değil.
Zaten burası onu yeri de değil.
Bir hususun altını çizmek için bu izahlarda bulunuyorum.
Bugün zebunu olduğumuz batıcılık ve bizi tamamen kuşatan modernite yine bizden kimseler tarafından teçviz
edilerek başımıza musallat edilmişlerdir.
Bugün gelip dayandığımız noktada “her şeye sahip ama hiç bir şeye muktedir değil” oluşumuzu ben buna bağlıyorum.
Dini Allah’a kul olmanın yolu görüp, küffarla mücadele etmeyi hayatının temel amacı edinmiş anlayış sahipleri ile,
dini manevi tatmin aracı olarak görüp, hayatını manevi tatmine ulaşma şeklinde tanzim etmiş insanlar arasında
belirgin bir ayrışma kaçınılmaz olarak kendini gösteriyor.
Henüz iç içe geçmiş görünen bu toplumsal vaziyet korkarım ki, zamanla iyice ayırşacak manevi hazzın zirvesine
çıkmış(!) kimseler, altın çağı yeniden yaşadıklarına inanacaklardır.
Mutlu olabilen insanlara ne mutlu diyorum.
Aşikar olan zilleti, görmeyen gözler olabilir…
Sayıları milyarları bulan yoksullara kurban eti dağıtarak manevi hazza ulaşabilirsiniz. Bu çok mübarek bir davranıştır
aynı zaman da.. ben de çok olumlu buluyorum.
İyi ama milyarları yoksul bırakan sisteme bir şey olduğu yok. Yani sizin varlığınız bu sistemi en azından sekteye
uğratmalı değil mi?..
Siz birkaç yoksula cansiperane yardım götürüyorsunuz, ne güzel, na ala bir davranış.
Ama küresel sömürü çarkları her an binler le yeni yoksul üretiyor.
Bize ne kardeşim, bunu sorumlusu biz miyiz? Diye düşünüyor olabilrsiniz.
Doğru bunun direkt sorumlusu siz değilsiniz, ama dikkatinizi çekerim onların sizinle araları çok iyi!..
Bunu izahı ne olabilir acaba?...
Hemen heryerde işbirliği yapıyor/lar, yapıyorsunuz…
Bir yerlerde bir çelişki olmalı!...
Neyse siz bana bakmayın…
Kurduğunuz haz dünyasında (ister maddi/ister manevi) mutlu yaşamaya devam edin.
En azından siz mutlu olun güzel kardeşim.