SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
12 Eylül 2008 Cuma 00:13
  Ali Sami PALAZ
  Köşe Bucak Dünya
Amman
7 TEPE 7 ÇUKUR: AMMAN
 
ZITLIKLAR ŞEHRİ
 
Fotoğraflar için tıklayın
Dünya'da bazı şehirlerin yedi tepe üzerine kurulu olduğu belirtilir, misal İstanbul, Roma, Kudüs, Amman. Ve fakat bugün ne İstanbul ne Roma ne de Amman yedi tepededir. Ayrıca niye sekiz ya da altı değildir de yedidir, o da ayrı bir muamma. Uzatmayayım. Yedi tepe üzerine kurulduğu söylenen Amman’ın, şimdilerde neredeyse on yedi tepe üzerine yayılmış olduğunu görmek beni şaşırtıyor. Bana Amman'ı gezdirecek taksi şoförü Halid, Amman’ın Filedelfya olduğu zamandan beri ismi olan tepelerden dolayı ‘yedi tepeli’ olarak anıldığından bahsediyor ve başlıyor tepe isimlerini saymaya” Amman, Nasr, Hadid, Lezar…”
 
Belirttiğim gibi Amman yedi tepeli anılsa da, bugün onlarca tepe üzerine yayılmış koca bir şehir. Tepeler üzerine yayılmış olması, Şehrin yapısının farklı olmasına sebep olmuş. Başta şehrin her yerinde binlerce basamaklı merdivenler var. O tepeden çık, bu vadiye in. Neredeyse sokaklar merdivenlerden oluşmuş. Bu arada bizim köşe başlarını kaptığımız gibi Amman’da da tepebaşları kapılmış. Kimi tepelerde malikâneler var, erken gelen zengin kapmış. Bir tepede Amman kalesi var ki, panoramik olarak Amman ı seyretmek için süper. Kral Hüseyin Tepesi’de, Kral Hüseyin Camii’nin yanında, kraliyet makam arabalarından oluşan bir otomobil müzesi, onun yanında da çocuk müzesi var. Al sana bir tespit. Genelde tepelerde zenginler, çukurlarda fakirler oturuyor. En azından işe yarar tepeleri zenginler kapmış diyebilirim. Tüm bunlara değineceğim.
Fotoğraflar için tıklayın
Amman tuhaf bir şehir. Muhteşem binalar köprüler tüneller yanında köhne mahalleler. Aynı caddeyi lüks araçlarla, hurda araçlar paylaşıyor. Genç, İngiliz tarzı polislerini görünce kendinizi bir anda İngiltere’de sanabilirsiniz. Krallıkla yönetiliyor, ama sanki sözde Krallık, yani tüm kanun ve kurallar İngiltere’den ve belli bir kesim İngiliz tarzı bir yaşam sürüyor. Bu karışım her yerde değil tabi ki. Genelde zengin ve fakir bir birinden ayrı yaşıyor. Semtleri, çarşıları, pazarları, lokantaları ayrı. Fakiri zengin muhitinde, zengini de fakir muhitinde pek göremiyorsunuz, ama şehrin merkezinde durum farklı. Burada şatafatı ve sefaleti yaşayanları yan yana görebiliyorsunuz ve bu çok acı veriyor.
ÜRDÜN
Ürdün ya da resmî adıyla Ürdün Haşimi Krallığı, Ortadoğu'da bir Arap ülkesidir. Kuzeyinde Suriye, kuzey doğusunda Irak, güneyinde ve doğusunda Suudi Arabistan, batısında İsrail ve Batı Şeria ile sınır komşusudur. Başkenti Amman olan Ürdün'ün temel dini İslam ve ana dili Arapçadır.
Ürdün İslamiyet yayılınca Arap-İslam Devleti'nin sınırları altındaydı. Bir dönem sonra; önce Memluk, sonra Osmanlı egemenliğine giren Ürdün, I. Dünya Savaşı sonunda Türk egemenliğinden çıktı. 1921 yılında İngiliz mandası olarak Mavera-i Ürdün Emirliği adını aldı ve başına da Şerif Hüseyin'in oğlu I. Abdullah geçti.
I. Abdullah, İngilizlerden bağımsız hareket etmek isteyince öldürüldü ve yerine oğlu Tallal geçti. Akli dengesini yitiren Tallal tedavi olmak için İstanbul'a geldi ve yerine oğlu Hüseyin geçti. Hüseyin'in vefatından sonra ise yerini Kral Abdullah aldı.
Ürdün, II. Dünya Savaşı'nın ardından bağımsız bir krallık oldu.
Nüfus: 5,153,378 (Temmuz 2001 verileri) Nüfus artış oranı: %3 (2001 verileri) Mülteci oranı: 7.18 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini) Bebek ölüm oranı: 20.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini) Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.53 yıl erkeklerde: 75.1 yıl kadınlarda: 80.12 yıl (2001 verileri) Ortalama çocuk sayısı: 3.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini) HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.02 (1999 verileri) Ulus: Ürdünlü Nüfusun etnik dağılımı: Arap %79,Filistinli %9,Bedevi Arap %7,Çerkez %2,Çeçen %1,Ermeni %1,Dürzi %1 Din: Sünni Müslümanlar %92, Hıristiyan %6, diğer %2 (2000 verileri) Diller: Arapça (resmi), İngilizce Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler toplam nüfusta: %86.6 erkekler: %93.4 kadınlar: %79.4 (1995 verileri)
Taksici Halit nereleri gezmek istediğimi sorunca, önce hep merak ettiğim ve görmek istediğim Amman Hicaz İstasyonu’na gitmek istediğimi belirtiyorum. İstasyona vardığımızda tatil olmasına rağmen Türk olduğumuzu öğrenen görevli bekçi bizim için istasyonu açıyor ve sıcak bir karşılama ile bizi buyur ediyor. Heyecanla 51. lokomotifi göstererek “İkinci Abdülhamit’in, dedenizin hediyesi” diyor. Zaten istasyon hac yolcuları için Şam’dan sonra ikinci durak. Dede yadigarı istasyonu gözlerimiz nemli geziyoruz. İstasyon görevlilerinin çay davetini kırmıyoruz, sohbet eşliğinde içtiğimiz çayın ardından Amman Hicaz İstasyonu’ndan ayrılıyoruz. Halit yeniden soruyor: “Şimdi nereye?” Ben cevaben “fakir bir semte” diyorum. Şaşırsa da kırmayıp götürdü. Taksiden iner inmez çocuklar etrafımı sardı. Biraz ileride mahalle fırınından ekmek alan yaşlı amca elimi sıkıp beni ısrarla evine davet etti. Teşekkür edip, mahalle bakkalına girdim. Bir yandan nargile tüttürüp bir yandan da televizyon seyreden bakkal bir anda beni karşısında görünce, irkilip ayağa kaktı. Telaşla ve ne ikram edeceğine şaşırarak, bir dondurma uzatıp, bir de tabure çekti. Oturup çene çaldık. İsminin Abdul olduğunu öğrendiğim bir mahalle sakini beni kolumdan tutup evine götürdü. Yaşadığı sefaleti anlattı. Oradan çıkıp başka bir eve, oradan da diğer eve gittim. Peşimizde onlarca çocuk, mahalleyi gezmiyor adeta sürüklenerek dolaştırılıyordum. İkinci el iç çamaşırı ve elbise satan dükkânı görünce şaşırıyorum. İç çamaşırın kullanılmışını düşünebiliyor musunuz? Üstelik Avrupa’dan geliyormuş. Okuldan dönen iki çocukla karşılaşıyorum. Filistinli olduklarını söylüyorlar. Onlardan ayrılıp, ufak bir kahvehanede bir Arap kahvesi içiyorum ki, Amman’da içtiğim en lezzetli kahveydi. Sonra Halid ile buluşup, “Şimdi de zenginlerin yanına gidelim. Bakalım burada hayat böyle akıyorken orada nasıl?” diyorum.
Fotoğraflar için tıklayın
Akasyalar, erguvanlar ve ismini bilmediğim türlü çiçek ve ağaçlarla bezenmiş bir sokak. Şirin villalar, önlerinde Jeepler ve spor arabalar. Bahçelerinde bahçıvanlar, ev sahipleri kurulmuş şezlonga ya da salıncaklı koltuklarına gazete okuyorlar. Fakir semtindeki hareket curcuna burada yok. Bir dinginlik, bir sakinlik hakim. O sokak bu sokak dolaşıyoruz. İki hayatı gördükten sonra, soğuktan, sıcağa geçen (ya da tam tersi) bir madde gibi dayanamayıp çatlamak üzereydim.
 
Halid, sonrasında beni Kral Hüseyin tepesine götürüyor. Bahsetmiştim ya cami ve müzelerin olduğu tepe. Bu tepenin civarında ki tepelerin tamamında Kraliyet ailesinin sarayları bulunduğu için acayip bir güvenlik söz konusu.
 
İlk olarak Ürdün Kralları’nın makam aracı olarak kullandıkları otomobillerinin bulunduğu müzeyi geziyorum. Müzede Ürdün devletinin kurulduğu günden bu güne gelen kralların kullandığı bütün araçlar sergilenmiş. Mercedes, Rolls Royce, Cadillac vs. hepsi de özel donanım ve zırhlı. Ayrıca Kralın özel zevki olan ralli arabaları, F1 aracı, Porce ve Ferrari de sergilenen araçlar arasında.
 
Çocuk müzesi tek kelime ile muhteşem. Her şey, çocuklara müthiş zeka ürünü oyuncaklarla öğretiliyor. Biyoloji, anatomi, astroloji, matematik, fizik, kimya tarih... Mesela çocuk maket bir arının üzerine oturuyor, önünde ekran simülasyon olarak, arı misali çiçek toplayarak ilerliyor. Çocuklara matbaa, spikerlik, tiyatro vs konular da çok güzel hazırlanmış ortamlarda öğretiliyor ve sevdiriliyor. Amman’da en çok burayı sevdim.
 
Sonra eski şehrin tam ortasındaki tepede bulunan kaleye gidiyorum. Kaleden geriye pek bir şey kalmamış, ama manzara güzel. Roma döneminden kalma antik tiyatro en güzel buradan görülebiliyor. Bir sonraki rota belli oluyor ve kaleden doğruca tiyatroya geçiyorum. Kapanmasına yakın içeriye giriyorum. Basamaklarında çocuk misali bir çıkıp bir iniyorum. Sahneye tiyatronun bir orasından, bir burasından bakıyorum. Tüm her yerden sahne güzel görülüyor. Tiyatro çıkışının hemen yanındaki kostüm müzesine uğramadan edemiyorum. Burası Ürdün gelenek ve göreneklerinin anlatıldığı hoş bir müze. Kapı üzerime kilitlenmeden kendimi dışarıya atmayı başarıyorum.
 
Kapının hemen dışında bir çaycı ile karşılaşıyorum. Naneli çay güzel gider niyetiyle bir çay alıyorum. Ve fakat çay mı pekmez mi içtiğim hiç belli değil. Doğru ya Arap aleminde çaya şeker önceden atılır ve hemen bardağın yarısına kadar şeker konulur.
Fotoğraflar için tıklayın
Tiyatronun birkaç yüz metre aşağısı, Amman şehrinin merkezi. Oraya doğru ilerlerken karşılaştığım insanlar, dükkânlar bana iyiden iyiye Amman’da olduğumu hissettiriyor. Sen hiç badem suyu içtin mi? Ya da hurma, keçiboynuzu suyu? Kakuleli kahve satan dükkândan yayılan koku, yanındaki çörekçininkiyle karışıyor, caddeye yayılıyor. Cellabiyeci amcanın, mangocu çocuğun sesini, trafik polisinin düdüğü bastırıyor. O ara geçen ambulans sesi herkesi susturuyor. Esnafın kimi gazete okuyor, kimisi çay içiyor, kimisi abdest alıyor. Caddeden geçen bir meczup, bir nur yüzlü amca, bir de çocuk hafızamda yer alıyor. Son durak olarak 1341 yılında yaptırılan El Hüseyni Camii’ne ulaşıyorum. Akşam namazını kılıp, çıktığımda sokaktaki hareketlilik devam ediyordu. “Gel zeytinyağlı, defneli sabuna gel” diye bağıran satıcılar arasından Simasani’ye doğru ilerliyorum.
AMMAN
Amman Ürdün Krallığının başkenti. 635 yılında Müslümanların eline geçen Amman,1516'da Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katıldı. II. Abdülhamit devrinde Rusya'dan kaçarak Osmanlı devletine sığınan Çerkezlerin bir kısmı Amman civarına yerleştirildi.
1908'de tamamlanan Hicaz Demiryolu hattının Amman’dan geçmesi şehrin önemini arttırdı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz manda yönetimine giren Amman 1946'da Ürdün Krallığının başkenti oldu.
Karayolları ile ülkenin diğer şehirlerine bağlanan başkent Amman'da uluslararası bir havaalanı mevcuttur. Önemli bir sanayi merkezi olan şehirde Ürdün Üniversitesi bulunmaktadır. Şehrin en önemli tarihi eseri, Romalılardan kalma kalesidir. Kalenin içinde Antik bir tiyatro bulunmaktadır.
Fotoğraflar için tıklayın
Simasani Amman’da kaldığım sürece akşamımı ve hatta gecemin yarısını geçirdiğim cadde. Otelime yakın olduğu için tesadüfen bulduğum bu cadde lokantalar, kafeler, çay bahçeleri, fastfoodlarla dolu bir cadde. Yaklaşık 150 metre uzunluğundaki caddenin sağı solu saydıklarımla dolu, ortası araç ve insan seli. Hayatımda bu kadar ‘Hammer Jeep’i bir arada bir daha görebilir miyim bilmiyorum. Sadece Hammer değil ismini bildiğim bilmediğim Jeepler ve lüks araçlar. Seyyar kuruyemişçiler, baloncu çocuk ve diğer satıcılar da caddenin rutini. Her yerden ayrı bir müzik, yola kadar saçılmış masa ve sandalyelerde, nargile eşliğinde sohbeti fokurdatanlar, Kuveyt’ten, Lübnan’dan, Suriye ve Irak’tan gelmiş guruplar caddenin renklerinden. Ben de Simasani müdavimi oldum ve alıştığım bir lokantada yemeğimi yiyip, çay ve nargile için gene alıştığım başka bir kafeye gidiyordum. Beni tanıyan personel “Gene demlikte, şekeri dışarıda naneli çay mı, efendim?” diye soruyor. Ben de “Elmalı nargilemi de unutma” diye ekliyorum. Birazdan yanıma kabuklu kavrulmuş badem satıcıcısı geliyor, onu parfümcü ya da rababacı takip ediyor. Bu her gece tekrarlananlar. Ta ki Amman’ı bırakıp gidinceye kadar… Bugün Simasani’de ben yokum ama biliyorum ki bu akşam da kavrulmuş kabuklu badem satıcısı ve rababacı bir başka naneli çay içene gülümseyip, “Almaz mıydınız?”diyor. Simasani Caddesi gürül gürül akan bir nehir misali hareketli. Bu akşam bile...
 
 
NOT: 20 dinarın üzerinde resmi bulunan Kral Abdullah Camii ve onun hemen aşağısındaki kilise görülmeye değer. Şansınız varsa, ezan sesinin ardından çan sesini de duyabilirsiniz.
 
Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.6770
€ Euro
2.0980
IMKB
21.966
Altın
41.63
Zahid KUTUB
Abdullah Kuşlu
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Nevzat LALELİ
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    ANKARA 22.11.2008
İmsak
-
5:04
Güneş
-
6:33
Öğle
-
11:42
İkindi
-
14:13
Akşam
-
16:37
Yatsı
-
18:00
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008