SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
21 Ağustos 2008 Perşembe 00:31
  Ali Sami PALAZ
  
Nürnberg
Sanki Ortaçağdan Kalma Nürnberg
 
Sihirli bir atmosfere dalmak...
Fotoğraflar için Tıklayınız
Sanki değil, bas baya Ortaçağ’dan kalma bir şehir Nürnberg. Şehri Ortaçağ’daki hali ile korumuşlar ve bugün halen ortaçağdaki hali ile sizi karşılıyor.
Almanya'da sevdiğim şehirlerdendir Nürnberg. Her ne kadar tarihinde karanlık olayların odağında olsa da, bugünkü hali beni her zaman cezp etmiştir. Bana gezdirilen Ortaçağ hapishanesinde gördüklerime rağmen öyledir. Eski Şehir Caddesinde bulunan hapishane bugün bir müze haline getirilmiş. ‘Gezmekten bir şey olmaz’ diye düşünme gafletinde bulunup, hapishaneye girdim. Merdivenlerden, yerin birkaç kat aşağısına indim. Yüzlerce yıl binlerce insanın ömrünün işkence ile sonlandığı koridorlardan ilerleyip, türlü suçlara göre hazırlanmış hücre ve işkence odalarına ulaştım ki o noktada kanımın donmaya başladığı noktadır. Devam etmeyip geri dönmek istediğim zaman “Buradan geri dönüş yoktur, giriş noktasından çıkış noktasına kadar devam etmek zorundasınız” cevabını aldım. Hem de tura ayak uydurarak, yani 10 kişi ile birlikte tüm hücreleri geze geze rehber eşliğinde. “Ortaçağ işkencesi bitmemiş devam ediyoo lan” Madem öyle başa gelen çekilir mantığıyla devam diyorum. Rehber anlatıyor “Fırından ekmek çalanlar bir çuvala koyulup çuvalın ağzı bağlanıyor. Sopa ile bir güzel kemikleri kırılıyor ve ölüme terk ediliyor.  Şu aletle tırnaklar sökülüyor, şu aletle şu yapılıyor bu aletle bu yapılıyor...” anlata anlata bitiremiyor. Zifiri karanlık ve daracık koridorlardan devam ettikçe yani bir hücre her yeni bir hücrede yeni işkence yöntemleri. Nihayetinde benimde işkencem bitiyor, özgürüm. Benim 30 dakika tahammül edemediğim bu yerlerde insanların bedenlerinin çürüdüğünü düşündükçe beynim uyuşuyor.
Hapishaneden çıkınca sağa dönerseniz kaleye, sola dönerseniz Dilek Çeşmesi’nin bulunduğu meydana ulaşırsınız. Ben sola dönüp ilerliyorum. Dilek Çeşmesi’nin yanına geldiğimde meydana bir pazarın kurulduğunu görüyorum. Pazar oldukça hareketli ve özelliği olan bir pazar; kim ne satıyorsa kendi üretiyor. Yani bu pazar bir nevi sanatkârların el işçiliklerini sattıkları bir pazar, oldukça renkli ve hareketli... Ahşap oyma süs eşyacısı bir yandan yaptıklarını boyuyor, bir yandan yenilerini yapma telaşında. Çömlekçi sıra sıra dizdiği çömleklerin kurumasını beklerken pazardaki çocuklara da çömlek yapma fırsatı veriyor. Sadece o değil keçeci kadın çocukların eline verdiği keçe ile neler yapabileceklerini gösteriyor. Balmumu tabakalarından mum yapmayı öğreten adamın etrafında da azımsanmayacak kadar çocuk toplanmış. İşte böylesine bir pazar. Hem pazarı geziyorsunuz hem de kendi yaptığınız bir süs eşyasını alabiliyorsunuz. Pazarda epey bir vakit geçirdim ve ortaçağ hapishanesinin karanlığını üzerimden attım. Dilek Çeşmesi’ndeki halkayı çevirip bir dilek de ben diledim. Sonrasında ver elini kale.
Kalenin tarihi 500 yıl öncesine dayanıyor. Neden yapılmış, kimler gelmiş kimler geçmiş gibi tarihî ve ansiklopedik bilgileri bir kenara bırakıp direk kaleyi anlatmaya geçiyorum. Kale insana “Vayyy Beeee” dedirtecek cinsten. Hele kaleden Nürnberg manzarası dudak uçuklatıyor. Nedendir bilmem, ama beni çok etkileyen şehirleri anlatmakta pek başarılı değilim. Nutkum tutuluyor ve anlatamıyorum. Oysa kaleden Nürnberg’i seyrederken (yağan yağmura aldırmadan) saatlerce şehri tüm detaylarına kadar süzmüştüm. Şehirden o kadar etkilenmiştim ki bir an kendimi Ortaçağ’da bile hissettim. Haksız da sayılmazdım, çünkü Nürnberg’de Ortaçağ’dan bu yana (insanlar hariç) hiç bir şey değişmemiş. Şatolar, evler, kiliseler o günlerdeki gibi.
 
Kalenin içinde bir de müze oluşturulmuş. Beni en çok şövalyelerin giydiği zırhlar etkiledi. Zırh, kalkan bir de kılıç neredeyse 1 ton eder; nasıl taşıyorlardı üzerlerinde, hayret? Abartmayayım mı? Hadi 500 kilo olsun, cık mı? 200 kilo, valla aşağısı kurtarmaz. Ayrıca o dönemde kullanılmış envai çeşit silahlar da müzede sergilenenler arasında.
Kalenin bir kulesi var ki Rapunzel’in hapsedildiği kule gibi. Bilirsiniz masalda Rapunzel kuleden saçlarını uzatır ya hani, prens, prenses Rapunzel’i kurtarmak için kuleye onun saçlarına tutunarak tırmanır, işte öyle bir kule. Tepesinden tüm şehir ayağınızın altında.
Nürnberg Nazi Almanya’sı içinde çok önemliydi, yani Bay Hitler için. Nazi Partisi’nin merkezi buradaydı.  1935 Nürnberg kanunları ile Hitler başta Yahudiler olmak üzere bazı ırkları yaşamaya hakkı olmayan alt ırk olarak kabul etmiş ve bu ırkların yok edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Irk ayrımının ve soykırımın en ağırını yaşamış olan Yahudiler bugün kendileri aynı şeyi yapıyorlar ya bu da ayrı bir konu. Milyonlarca insanın toplama kamplarında çeşitli yöntemlerle öldürüldüğünü biliyoruz. Bu kamplardan birkaçı da Nürnberg civarında.
Ben de Hitler’in milyonlara hitap ettiği taş yapıya çıkıyorum. Buradan insanlar küçük görülüyor. Cesaretlenip birkaç laf ediyorum. Tabi kimse dönüp bakmıyor. Beni duymadılar bile. Bugün F1 pisti olan bu alanda kimi spor yapıyor kimi  kumandalı F1 oyuncak arabalarını yarıştırıyor. Kürsüden inip yapay gölün yanına oturup ördekleri seyre dalıyorum. Yanıma ürkek birkaç sincap yaklaşıyor. Birkaç karabatak gölden havalanıp, Hitlerin gaz odalarının da bulunduğu toplama kampına doğru uçuyor. Bir dede torunuyla bisiklete biniyor. Çimler çok güzel kokuyor ve Nürnberg’in bugününe yakışmayan geçmişini silmek istercesine yağmur başlıyor...
ANEKTOD
 
Avrupa seyahatlerim sırasında, şehir içi ya da şehirlerarası yolculuklarda arabayla seyahat ediyorsam, takılıyorum Nevigasyon‘un (uydu bağlantılı yol bilgisayarı)  peşine o ne diyorsa o. Sorun da çıkmıyor. Almanya’nın bir ucundan diğer bir ucundaki adrese sorunsuz ulaşabiliyorum. Hatta alet sayesinde Almanca’yı bile söktüm diyebilirim. “dray kilometer riht fünnn”…
   Neyse asıl konu şu: Stuttgart’tan saat 22.00 sularında Nürnberg‘e gitmek üzere yola çıkacakken, yanıma kumanyanın yanı sıra bir de adı Mehmet olan birini iliştirdiler. Sana eşlik eder gerekçesi yanıma takılan bu arkadaşla yola çıktık. Şehirden uzaklaşıp otobana çıktık. Otobandaki en yavaş araba 120 Km ile gidiyor ve o da biziz ve de en sağ şeritten... Ben yavaş yavaş orta şeride geçme çalışmalarına başlamışken yol arkadaşımın bir bağımlı olduğunu öğreniyorum. Sanki tuvaleti gelmişçesine telaşlı bir şekilde “Dur şu petrole gir hemen hemen” demesiyle petrole girdim. Tuvalete gireceğini sandığım arkadaş, bir süre sonra elinde büyük boy bir kahve ve sigarayla geldi. Rahatlamıştı. Ve fakat bu 6 saatlik yol boyunca her kahve ve sigara bitişinde bu olay tekrarlanınca bana gına geldi. Her 20 dakikada bir duruyorduk. 200 km üzerinde sürat yaparken arabanın camı açılamadığı için de içilen onca sigara göz gözü görmez hale getiriyor içeriyi. Yanımdaki arkadaş zom olmuş tadını çıkarıyordu ki “aç lan şu camı!” dememle irkilip, camı açması bir oldu. Sen 260 km ile giderken camı açarsan ne olur? Kahve, sigara külü, tükürük mükürük arabanın içersinde çorba. Yaşadığımız 10 saniyelik paniğin ardından camı kapatıyor ve sürekli sis varmışçasına önümü görmeden ilerlemeye razı oluyorum.
     Gece 02:00 sularında kalacağımız otele ulaşıyoruz, ben banyoya girip üzerindeki sigara küllerini kazıyorum ve ardından yatağa.
     Bir ara nefesim daralıyor boğulacak gibi oluyorum. Gözümü hafifçe açıyorum. Bizimki sandalyeye oturmuş gözleri kan çanağı, elinde sigara ve kahve, küllük izmarit dolmuş, ortalık duman; yangın alarmı çaldı çalacak. Doğrulup “Bu saatte kahveyi nerden buldun” diyorum, duymuyor. “Yarın erken kalkacağız diyorum” tık yok. Meğer elinde sigara, oturarak sızmış kalmış. Hem de gözü açık olarak, balıklar misali “Bugüne kadar kaç yangına sebep oldun” deyip dürtüyorum, yere yığılıyor. Resepsiyonu arıyorum, iki kişi istiyorum geliyorlar. Gelenlere “Alın bunu çöpe atın ”diyorum. Sahiden..
YORUMLAR (1) adet
    murat
    Ayagina saglik
    Ali Sami Palaz sagolsun nürnbergi bizden daha iyi anlatmis, biz nürnberg,te yasamamiza ragmen tekrar bekleriz. ALLAH,a emanet olun.
    27 Ağustos 2008 Çarşamba 10:44

Yazarın Diğer Yazıları

    » Piyasalar
$ USD
1.5280
€ Euro
2.0840
IMKB
27.988
Altın
41.57
Mehmet Ali ÖZTÜRK
ozturk158@hotmail.com
Adem KAHRİMAN
Araştırmacı/Sosyolog-Yazar
Behçet BÜYÜKGÖKMEN
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Tüm Yazarlar
    Anket
    Yerel seçimler de hangi partiye oy vereceksiniz?
    AK PARTİ
    BBP
    CHP
    DP
    DSP
    DTP
    MHP
    SP
    ANKARA 06.01.2009
İmsak
-
5:32
Güneş
-
7:04
Öğle
-
12:01
İkindi
-
14:24
Akşam
-
16:47
Yatsı
-
18:11
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008