SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
31 Temmuz 2008 Perşembe 21:05
  Ali Sami PALAZ
  Köşe Bucak Dünya
Berlin
Şu tarafta bir yer…
 
Berlin Almanya’nın başkenti ve en büyük şehridir. Bir ara başkentliği Bonn’a emanet etmişse de, o hep Almanların kalplerinin başkenti olmuştur. 1871 yılında Almanya İmparatorluğuna bağlanan Berlin, Hitler zamanında harabeye döndü.2. dünya savaşından sonra Berlin doğu ve batı Berlin olmak üzere ikiye ayrıldı. 13 Ağustos 1961 yılında insanlar okullarına evlerine gidecekken şehrin ortasında bu duvar ile karşılaştılar. Aileler bölündü. Bu bölünmeye dayanamayanlar doğudan batıya geçmek istediklerinde kurşunlanıyordu. Bugün duvarı geçmek isterken öldürülenler ve yakalanıp işkence görenler ile ilgili bir sergi, eski duvar yakınların da bir yerde.
 Bu bölünmenin sürdüğü 28 yıl boyunca, iki tarafta da telafisi zor farklılıklar oluşturmuş. Ekonomik alandan, kültürel alana kadar her alanda batı ne kadar geliştiyse doğuda o kadar geri kalmış. Nihayet 9 Kasım 1989 yılında duvar yıkıldı. Bu Almanya ya ekonomik açıdan büyük bir yük getirse de, halen doğu ile batı arasındaki fiziki ve sosyolojik fark tam olarak kapatılamasa da yıllardır sürdürülen soğuk savaş Almanya’nın lehine sonuçlanmış ve utanç duvarı yıkılmış oldu. Bugün ekonominin, siyasetin ve kültürün başkenti Berlin’in Aker caddesi ve Berneuer caddesinin kesiştiği köşede Berlin duvarı anıtı bulunur. Bu utanç unutulmasın diye…
AVRUPADA TRAFİK( 1. bölüm)
 Brendenburg Kapısı’ndan Parlamento binasına doğru ilerlerken Almanya Başbakanı Angela Dorothea Merkel de yeni parlamento binasına doğru ilerliyordu.  İki önde, iki arkada polis motoru, ortada Merkel’in arabası kırmızı ışıkta durdular ve biz yayalar geçtik. Ne bir siren ne bir cayırtı ne de uzayıp giden araç konvoyu vardı. Durum (aşağı yukarı) tüm Avrupa genelinde böyle.
 Hollanda’da tarihî bir bina, önünden tramvay geçiyor. Kocaman bir kapı ve dev bir avluya açılıyor. İçeriye bisiklet ile birileri girip çıkıyor, yanımdaki arkadaşa sordum: “Burası ne binası” El cevap “Parlamento… bisiklet ile girip çıkanlarsa milletvekilleri” daha bir şey söylemeye gerek var mı?
 Weilheimteck adlı küçük bir kasabadayım. Kasabanın tam ortasından anayol geçiyor. Birkaç kişi ilerlerken ben arkadaşların geride kaldıklarını görüp duruyorum. Birkaç dakika onların yaklaşmasını bekliyorum ve nihayet yaklaşınca bana el kol hareketi yaptıklarını görüyorum. Meğerse ben yola birkaç adım atmışım. Sağdan ve soldan gelen arabalar belli bir mesafede durup benim geçmemi bekliyorlarmış. Bir baktım kuyruk olmuşlar ve dakikalardır beni bekliyorlar. Ne bir korna ne bir laf söyleme... Daha ne diyeyim.
 Gene bir köyde yaya geçidi bulunmayan bir noktadan, bir çocuk karşıdan karşıya geçmek istiyor. Yolun karşısına gelip kolunu yola uzatıyor. Tüm araçlar duruyorlar ve çocuğun geçmesini bekliyorlar. Burada durdur durdurabilirsen. Trafik polisi el kaldırıyor da, ezip geçiyoruz…
 Köprü üzerinde aracım stop ediyor. Ben arkadaşı aramadan nereden çıktığını bilmediğim birkaç polis (1,5 dk içersinde) aracın önünde ve arkasında güvenlik önlemlerini alıp trafiği düzenliyor. Benim yanıma gelmiyorlar bile. Trafiğin akışını kontrol altına aldıktan sonra yanıma gelip yardımcı oluyorlar.
             Daha yüzlercesini anlatabilirim, ama şimdilik bunu bir sindirelim.
Berlin çok planlı bir şehir. Brendenburg kapısından başlayarak bu koca şehri hiç kaybolmadan gezebilirsiniz. Ancak o kadar çok gezilecek yer vardır ki vaktiniz kısıtlı ise bazı yerleri elemek zorunda kalırsınız. Tıpkı benim yaptığımız gibi.
Ben öncelikle Brendenburg Kapısı civarında bir tur atıyorum. Kapı’nın bir tarafı batı, diğer tarafı doğu Berlin. Bugün kutlamaların ve konserlerin verildiği koca bir meydan. Sokak müzisyen ve akrobatlarının turistlere eslik ettiği meydanı doğu senin batı benim geziyorum. Ardından eski parlamento binasına doğru süzülüyorum. Zaten Brendenburg Kapısı’nın 200 metre uzağında. Bugün yeni parlamento binasının yanı sıra burası da kullanılıyor. Bu binayı gezmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruk hiç eksik olmuyor. Binanın kubbesi savaşta yıkılmış. Bugün onun yerine camekândan bir savaş müzesi yapılmış. Şehri seyrede seyrede yukarıya kadar çıkıyorum.
 

AVRUPADA KİTAP OKUMA

   Tuvalet dahil her yerde kitap okuduklarını söyleyebilirim. Tren, tramvay, otobüs, uçak beklerken ya da yolculuk yaparken hep okuyorlar. Açılış saatini bekledikleri bir lokanta önünde sıradayken, biri ile randevulaştıklarında beklerken okuyorlar. Randevularda saatlerce beklediklerini zannetmeyin, yani bekleye bekleye sıkılmamak için diye değil. Genelde randevular maksimum 5 dakikalık bir gecikme ile gerçekleşiyor. Daha fazla olan gecikmelerde önemli bir problem olduğu düşünülüyor. Bu tren, tramvay ve metrolarda da böyle. Bir metro Şarlo istasyonuna 14:08’de gelecekse o saatte geliyor. Laf olsun diye 14:08 denmiyor.

    Neyse konumuz kitap okuma. Bazı ülkelerde akşam saatlerinde ara sokaklara daldığımda, pencerelerden televizyonun dalgalanan ışığını görürüm. İçerdekiler televizyon seyrediyor, gölgeleri sokağa düşüyordur. Zaman zaman seyredilen filmin, dinlenilen müziğin sesi gelir kulağıma. Avrupa’da ise insanları pencere kenarına kurulmuş kitap okurken görürüm. Başları üzerinde bir lamba, odanın sadece o bölgesine düşen bir ışık ve kitap okuyan insanlar.

 
     Bilirsiniz ve görmüşsünüzdür. Buraya tatile gelen turistler de havuz kenarında, plajda sürekli okurlar. Tatil onlar için dinlenmek, eğlenmek ve bol bol kitap okuma fırsatıdır. Okudukça zevk aldıkları, dinlendikleri her hallerinden bellidir. Kitaba bağımlıdırlar ve okumamak hayatlarında bir eksikliktir.
 
     Bir taksici sırası gelene kadar kitap okumakla meşguldür, göl kenarında oltasını bekleyen balıkçı da öyle…
 
Hitler bu binanın altındaki sığınaklarda son 40 gününü geçiriyor. Sığınaklar ziyarete açık değil. Çekirdek kadrosu ile sığınağa giren Hitler, Ruslar binaya yaklaşınca eşi Eva ile birlikte intihar ediyor ve cesedinin yakılmasını emrediyor. Öyle de yapıyorlar. Hatta üst düzey yöneticilerden bazıları da intihar etmeyi seçiyor. Bazıları ailecek orada olduğu için önce çocuklarını zehirliyorlar, sonra da kendilerini zehirleyerek intihar ediyorlar. Özetle, Hitlerin yanındaki 40 kişinin akıbeti pek de hayrolmuyor.
Nerede kalmıştık…
 
Berlin’de size gezmenizi önerebileceğimiz ilginç yerlerden biri ise Teknoloji Müzesi.
 
1982 yılında kurulan müze sürekli genişleyerek bugünkü 50 bin metrekarelik büyüklüğüne ulaşmış ve büyümeye de devam ediyor. Neredeyse her türlü teknolojik ürünün tarihten günümüze kadarki aşamalarını anlatan müzede ben ancak demiryolu ve hava taşıtlarının bulunduğu bölümleri tam olarak gezebiliyorum. Diğer bölümlere göz ucu ile bakıp geçiyorum. Ne ararsan var.  50 bin metrekare diyorum ve halen de genişletiliyor.
 
Demir yollarının tarihinin anlatıldığı bu bölüm 1987 yılında hizmete girmiş ve 1800’lü yıllardan başlayarak günümüze kadar olan demiryolu, vagon ve lokomotif teknolojileri anlatılıyor. Tahta ray üzerinde ilerleyen tahta vagonlardan günümüze kronolojik bir anlatımla gözler önüne serilmiş demir yolları.
 
Diğer bir bölümde ise ilk uçma denemelerinde kullanılan kanatlardan, balonlardan tutun da, ikinci dünya savaşında kullanılmış gerçek uçaklara kadar 6 bin metrekarelik alanda 117 uçak sergileniyor. Gez gez, bak bak doymuyorsun. İnsanın müzeye yerleşesi geliyor. İçerde kaybolsan, amazon ormanında kaybolmuş gibi olursun, o kadar yani.
 
 
Berlin Almanya’nın sadece politik başkenti değil, aynı zamanda kültür başkentidir. Öyle böyle değil, burada düzenlenen festivaller, burada bulunan müzeler her yerde bulunmaz. Burada düzenlenen tiyatro günleri tüm dünyadan sanatseverleri kendine çeker. Doğu Berlin’de Müzeler Adası denilen bir bölge var ki oradaki müzelerin sayısı ve niteliği birçok ülkeninkinden kat kat fazladır. Ama bu müzelerin bir kısmı Ali Cengiz oyunları ile oluşturulmuş, mesela Bergama Sunağı binası olduğu gibi Türkiye’den oraya aktarılmış.
 
Berlin İstanbul’la kardeş şehir. Berlin’de bir de küçük İstanbul diye anılan Kreuzberg var ki hakikaten de öyle. Adı küçük İstanbul, ama sanırsın ki Seydişehir’desin. Yani şehir hayatı değil, tam bir ilçe ya da köy hayatı kurmuş vatandaşlarımız oraya. Yüzellibin türkün yaşadığı Kreuzberg’da iki tur atıp, bir yemek yiyor, üç sohbet edip, beşe kadar sayıp sıvışıyorum.
 
Berlin de anlatmakta zorlanacağım şehirlerdendir. Ruhu olan, karakteri olan şehirleri nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Kişisel maceralarımı anekdotlarımı anlatsam şehre ayıp olacak, şehri anlatsam benim geyik muhabbetlerime yer kalmayacak. Berlin için ben hakkımdan vazgeçtim. Tabiî ki Berlin yukarıda anlattıklarımdan çok daha fazlası, ama bir fikriniz olsun kadar anlattım. Tabiî ki gitmek Brendenburg Kapısı karşısına geçip, bir iç çekmek, bir fotoğraf çekmek, oradan parlamento binasına geçip Hitler’in son günlerini hatırlamak, müzelere akmak, caddelerden akmak lâzım. Velhasıl gitmek, görmek, yaşamak lâzım. Sonra da sindirmek lâzım iyice Berlin Berlin diye diye…
Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ak Parti hükümetinin memura yaptığı son maaş zammını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Yeterli
    Yetersiz
    İdare Eder
    Fikrim Yok
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Adem KAHRİMAN
Mehmet Ali ÖZTÜRK
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.1790
€ Euro
1.7280
IMKB
39.844
Altın
31.87
    KONYA 30.08.2008
İmsak
-
4:44
Güneş
-
6:11
Öğle
-
12:58
İkindi
-
16:35
Akşam
-
19:32
Yatsı
-
20:52
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008