SODOM VE GOMORE’NIN MEZARI
Ürdün'ün başkenti Amman'dan çıkıp 75 km uzaklıkta olan Lut Gölü’ne gidiyor olmak tabi ki heyecan verici. Ama hangi duygu ağır basıyor seçemiyorum. Lut kavminin helak olduğu yeri görecek olmanın heyecanı mı desem, dünyanın en alçak noktasına iniyor olmanın hissi mi, yoksa su üzerinde oturarak gazete okuyabilecek olmanın tuhaf duygusu mu? Hangisi ağır basıyor ne hissediyorum, bunu düşüne düşüne yol alıyorum.
Taksici Huzeyfe hafta sonları arkadaşlarıyla göle yüzmeye gittiklerini anlatıyor, suda batmanın mümkün olmadığını ve asla dibe dalınamayacağını da ekliyor. Ayrıca göle girerken üzerimde ne varsa sonradan kullanılmaz hale geleceğini ve parçalanacağını da söylüyor. Yüzünde başıma gelecekleri okurcasına bir gülümsemeyle “keşke tıraş olmasaydın yüzün feci şekilde yanacak şimdi” diyor. “Bakacaz” diyorum.
Göl bölgesine geldiğimizde en az 10 kontrol noktasından geçiyoruz. Niyetimizin kötü olmadığından emin olduktan sonra, taksicinin kimliğini alıp, beni taksiciye zimmetliyorlar. Neler olduğunu anlamaya çalışırken Huzeyfe “İsrail’e sınır olduğu için böyle, bölgeye giren yabancılar sıkı takip altında, çıkışta seni de yanımda götürmezsem vay halime” diyor.
Göl kıyısında bir plajın yanında durup arabadan iniyoruz. Havadaki yüksek oksijen oranı hemen hissediliyor. Hava Amman’a göre çok daha sıcak. Fiyatlar konusunda ‘Amaaan!’ dedirten Amman buradaki fiyatların yanında ucuz kalıyor. İşi tamamen turizme dökmüş olan yöre halkı, işin cılkını çıkartmış ve fırsatçılıkta çığır açmış. Şöyle ki suyu yudumla satıyorlar desek yeridir. Ölüyor olsanız parasını almadan vermiyorlar. Her türlü mahrumiyeti paraya çevirmişler. 'Bir yudum su' para, 'off kavruldum, bir gölgelik' para, 'ah bir nefes' para. Evet biraz abarttım, ama kalır yanları yok.
Üstümü değiştirdim. Artık göle girmeye hazırım. Besmelenin ardından ilk adımı atıyorum “Ülen ne oluyo, eyvah göl beni yutuyo. Hani batmayacaktım Huzeyfeee?!” dememle Huzeyfe’nin yanıma koşması bir oluyor. “Sakin ol dip çamuruna batmışsın. O çamura batmak için insanlar binlerce km yol gelip, binlerce dolar harcıyorlar, şikâyet etme” diyor. Meğer gölün kıyı kısımlarında bulunan bu çamur, kozmetik sanayinde kullanılan çamurmuş. Tabi gölün kıyısının bir kısmı böyle çamur, bir kısmı yoğun tuz oranından dolayı tortulaşmış tuz tabakası ile kaplı, bir kısmı da kumluk.
Çamurlu bölgenin birkaç adım ötesi kumluk. Burada yüzebilirim, ama bir şey dikkatimi çekiyor. Su zeytinyağı kıvamında ve hatta bizzat zeytinyağı gibi. Yüzüstü yüzülemez, dibine dalınamaz gibi şeyler duymuştum ve en önemlisi suyun üzerinde oturarak gazete okunabileceği. Sırayla hepsini deneyeceğim “Huzeyfe Gazatee!” Gazeteyi elime alıp suyun üzerine oturuyorum. Su beni neredeyse dışarıya fırlatacak, o derece yani. Hakikaten de su üzerine baya baya yayılıp, bağdaş kurup gazete okuyorum. Demek bu doğruymuş. Dur bakalım dibe dalabilecek miyim? Normalde dipten iyi yüzerim. “Bir, iki, üç ya Allah” deyip atlıyorum. Sanki betona çakıldım, kafam, zift hamuruna girmiş gibi oldu. Daha doğrusu giremedi. Ve fakat bir yanma, bir yanma. O dakikadan sonrasını hatırlamıyorum. Sen misin dibe dalmak isteyen, gözlerden yaş, burun alev, tıraş olmuş yüzüm yağa atılmış balık misali cassss…
Gözümü açtığımda Huzeyfe altın değerindeki litre iltre suları başımdan aşağı boca ediyor, bir yandan da “İlla deneyecen değil mi, başın göğe erdi mi, herkes gibi yüzsen, çamur sürsen ne olurdu sanki” diye söyleniyordu.
Yüzmeye biraz ara verip etrafı dolaşmaya çıktım. Ben gene şanslıymışım göl dokunanı yakmış. Yani göl ile hasbelkader temas eden hayvanat ölmüş, göl onları kıyılarına vurdukça vuruyor.
LUT GÖLÜ
· Lut Gölü, Arapların değimiyle Bahr Lut (Lut Denizi), yabancılar Death Sea (Ölü Deniz) diyor.
· Burası yeryüzünün en alçak noktasıdır. Gölün yüzeyi deniz seviyesinden yaklaşık 400 m daha aşağıdadır.
· Lut Peygamberin kavminin yaşadığı SODOM ve GOMORE şehirleri gölün dibine gömülmüştür.
· Gölün tuz oranı okyanuslarınkinden yüzde 33 daha fazladır. Tuz oranının fazla olmasından dolayı 10-12 tür bakteriden başka bir canlı yaşamaz.
· Enine 18 kilometre boyuna 80 kilometredir ve 600 kilometrekare alanı kaplamaktadır.
· Bir kıyısı Ürdün, diğer kıyısı İsrail’dedir. (Filistin) Gölün Ürdün kısmında su derinliği 50 metre civarındayken, İsrail tarafında 400 metreye kadar çıkmaktadır.
· Her iki ülke de gölden Potasyum çıkartmaktadır. Gölün çamuru tüm dünyada cilt için en iyi çamurdur.
· Alçak noktada bulunmasındandır ki, oksijen seviyesi yüksektir. Birçok hastalığın iyileşmesine sebeptir. Buraya ekilen herhangi bir bitki 5 kat daha hızlı yetişiyor. |
Bir Filistinli amca zafer işareti yapıyor. Gölün karşısındaki dağları göstererek “Benim evim şu dağın ardı.” Gölün karşı kıyısı Kudüs ve amcamız, hanımı ile hacdan dönüyorlarken buraya uğramışlar. Hemen yanımızda Yemenli bir çift buraya şifa için geldiklerini anlatıp, “siz neden buradasınız?”diye soruyorlar. Ben “Su üzerinde gazete okumaya geldim, bir de dalınabiliyor mu denemeye” demedim tabi. Dedim ki; “SODOM ve GOMORE şehirlerinin akıbetini görmeye geldim. Lut kavminin helakine şahitlik etmeye geldim.”
Şöyle bir düşünüyorum da o gün, o azgınlığı ve ayıbı işleyen insanları Alla (cc) öyle bir alçaltmış ki, bugün ibreti âlem için dünyanın en alçak noktasındalar ve aynı suçu işleyen Pompei halkı da (Bugün İtalya’da Napoli şehrinin bulunduğu yer) ibret için Vezüv lavları ile helak edildiler. Taşlaşmış bedenleri bugün sergileniyor. Üstelik Pompei Şehri duvarlarında Sodom ve Gomore’nin akıbetini anlatan yazılar ile insanlar uyarılmıştı. Ya bugün, günümüzde neler oluyor. O halkların helak olmasına sebep olacak birçok suç fazlası ile bugün de işleniyor.
Birden neşem kaçtı. Dönüp uzun uzun göle baktım. Geçmişte olanları gözümde canlandırdım. Sodom ve Gomore halkının Hz Lut’u dinlemeyişlerinin ardından gelen azabı. Yere çöküş ve gökten yağan alev toplarını düşündüm. Göle tekrar girmekten vazgeçtim. Vücutlarına çamur süren birkaç turist kahkahaları arasında arabaya doğru yürüdüm. Arabaya binip Huzeyfe ışık hızıyla “Amman lütfen” diyebildim. Huzeyfe “Yok, yolda Ashab-ı Kehf’e uğrayacağız” diyor. Şaşkınlıkla “Nasıl yani Tarsus’a mı gidiyoruz?” demişim. Meğerse Amman'a 20 km uzaklıkta Ashab-ı Kehf mağarası varmış. Huzeyfe buradakinin gerçek olduğunu söylüyor. Kur'an da anlatılanlara tıpa tıp uyuyormuş. Mağara kapısının yönü, güneş durumu tarihler. Olay Filedelfiya şehrinde, yani Amman’da (o zamanki ismiyle Filedelfiya) geçiyormuş ve önemlisi de Amman’ın Kudüs'e uzaklığının 80 km olmasıymış. Tüm bunlar olayın bu topraklarda geçtiğini ve mağaranın bu mağara olduğunu gösteriyormuş. Uzatmayayım. Nihayet yedi uyurların yani Ashab-ı Kehf’in mağarasına geliyoruz. Görevli Huzeyfe’nin anlattıklarını ve biraz fazlasını anlatıyor ve köpekleri Kıtmir’in mezarına varıncaya kadar, tek tek isim isim mezarlarını gösteriyor. Ve hatta mezarların içindeki kemikleri dahi görebiliyoruz. Birçok yerde olduğu iddia edilen mağaranın nerede olduğundan emin olmayarak ve biraz da kafa karışıklığı ile oradan da ayrılıp, Amman’a doğru yola çıkıyoruz. Ama ben halen Lut Gölü’nü unutamıyorum. Halen şimdi bile aklıma geldikçe, düşündükçe bir tuhaf oluyorum. Gelirken pet şişeye doldurup getirdiğim göl çamurunu kullansam mı kullanmasam mı onu da bilmiyorum...