Tarihi bir dönemeçten geçiyoruz. Bütün dünyayı saran finans krizinin vahşi kapitalizmi ve Amerika’nın süper güç ve tek kutup olma halini bitireceği uzmanlarca ifade edilmektedir. Bugün yaşananları ve Türkiye’nin pozisyonunu anlayabilmek için biraz geriye gitmemiz gerekiyor. Yedi adımda kısa ana başlıklar halinde “buraya nasıl getirildik?” sorusuna cevap aramayı ve çözümü ortaya koymaya çalışacağız.
1- 1990 yılında Sovyet Devrimi başarısız oldu ve Komünizm çöktü. Böylece iki kutuplu dünya bitti ve soğuk savaş sona erdi. ABD hegemonyasında “Yeni Dünya Düzeni” fikri ortaya atıldı. İslam SSCB’nin yerine yeni düşman olarak monte edildi.
2- ABD’li siyaset bilimci Samuel Huntıngton 1993 yılında bir makale yazdı. “Medeniyetler Çatışması” isimli bu tezde ABD’nin tek kutup olarak devam edemeyeceğini ileri süren Huntıngton, dünyanın ABD ile birlikte Rusya, Çin, Hindistan, Avrupa, Japonya, Afrika ve İslam merkezli 8 medeniyet havzasına ayrılacağını ve çatışmaların bu havzaları birbirlerinden ayıran kültürel fay hatlarında olabileceğini ifade etti.
3- Refah Partisi, fikri çizgisi itibariyle 1969’dan beri savunduğu “İslam Birliği” projesini hayata geçirebilmek için Haziran 1996’da iktidar olma imkânı elde etti ve D-8’i kurdu. Nüfusları bugün milyara yaklaşan 8 Müslüman ülke onlarca alanda işbirliği yapmak üzere harekete geçtiler. Huntıngton’un 8 ayrı medeniyet havzası oluşacağı ve bunlardan birinin İslam olacağı fikriyle benzerlik içinde gelişen bu büyük atılım bugün başarı ile devam ettirilse idi dünya çok daha farklı olurdu. Çünkü D-8’in ilk umdelerinden biri “çatışma değil işbirliği” idi. Ayrıca İslam ülkeleri için bu projenin muhtemel yansımaları ise yeni bir Asr-ı Saadet döneminin ilk ışıkları olurdu. Bu proje o kadar önemlidir ki; 8 ülke diğer alanlarda değil yalnızca pamuk alanında işbirliği yapsalar Pamuğun fiyatını Stockholm Borsası değil Adana Borsası belirler hale gelecekti. Ve en basiti Adana Limanına Kanada’dan ithal pamuk indirmek yerine oradan ihraç eder halde olacaktık.
4- 1997 yılında bugün ABD’yi yöneten Neocon’lar Clinton’a “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesini” sundular. Pasif değil aktif bir Amerika, diplomasi yerine savaş isteyen Amerika portresi böylece belirginleşti. Türkiye’de ise D-8 hamlesine karşı Refahyol cezalandırıldı. 1999 seçimleri ile Meclise giren DSP Çanakkale Milletvekili Hikmet AYDIN’ın ifadesi ile “Refahyol, D-8 ve Havuz Sistemi nedeniyle yıktırıldı.” “Çünkü; D-8 Amerika’yı, Havuz Sistemi Rantiye’yi rahatsız etmişti.” Bu aşamada Erbakan’ı ve çizgisini “betona gömmek istenler” Türkiye’nin de esir alınması projesine hız verdiler.
5.a- İktidara getirdikleri DSP,MHP,ANAP hükümeti dönemi krizlerle ekonominin yönetiminin IMF’ye ve onun tahsildarı Kemal DERVİŞ’e teslim edildiği, kotalarla tarımın çökertildiği, özerk kurullar eliyle merkezi otoritenin zayıflatıldığı bir dönem oldu.
5.b- 2002 Kasımında işbaşına gelen AKP ise 1997-2008 arası dönemde sergilenen tiyatronun 2. perdesinin baş aktörü oldu. Kemal DERVİŞ politikaları ekonomide aynen devam ettirilirken, AB uyum yasaları ile “bağımsızlığın tahdit edildiği” “Brüksel vesayeti” dönemine geçildi. Dünyanın çok kutuplu olmasının önüne geçmek ve süpergüç halini sürdürmek isteyen ABD’nin kuyruğuna takılan AKP Hükümeti “Büyük Ortadoğu Projesinin” eşbaşkanlığını da iftiharla üstlendi. ABD, Orta Asya ve Ortadoğu hidrokarbon yataklarına hâkim olmak suretiyle Çin, Hindistan ve Avrupa gibi enerji tüketen ülkelere verilecek petrolün vanasına sahip olmak istediği için Irak’ı işgal etti. Türkiye’miz ise bu işgalin en büyük yardımcısı oldu.
6- Şimdi kriz geldi. ABD sarsılıyor. Tek kutuplu dünya dönemi bitiyor. Dünya yeniden şekilleniyor. Çin, Hindistan, Rusya ve Avrupa dünya siyasetinde etkili olmak istiyor. ABD’yi masaya davet ediyorlar. Dünya’yı bölüşmek istiyorlar. Türkiye ise iç politikada AB’nin, dış politikada ABD’in güdümünde bir ülke haline getirildi. Ekonomi yabancıların eline geçti. 2002 Kasımında 215 Milyar Dolar olan borç yükümüz 500 milyar doların üzerine çıktı. Özel sektör borçları ise toplam değerlerinin de üstünde. Kısaca Hayim Nahum doktrini işliyor. Borca esir edilen, aç bırakılan, işsiz bırakılan bu ülke dininden uzaklaştırılmak suretiyle yok edilmek isteniyor.
7- Dünya değişirken ve yeniden şekillenirken Türkiye’nin pozisyonu ortadadır. Biz İslam Medeniyetinin öncüsü ve lokomotifi olmamız gerekirken Batı Kampının kapısında bekletiliyoruz. Biriken meselelerimizin çözümü ise tektir; Türkiye’yi olması gereken yere taşıyacak tek düşünce hiç şüphesiz Milli Görüş Hareketidir.
Son 2 seçimden beri barajı aşamayan Milli Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi şimdi 2009 Mart’ında yapılacak seçimlerde sıçrama yapmaya hazırlanmaktadır. Millet bu partiyi ve davasını iktidar taşımak suretiyle “Yeniden Büyük Türkiye’nin” yolunu açmak durumundadır. Bu yerel seçimler bir fırsattır. Millet SP’nin sırtındaki %2.5 kamburunu kaldırmalı yerel seçimlerde bu partiye vereceği güç ile Saadet Partisinin “tek ve doğal alternatif olma durumunu” güçlendirmeli ve yapılacak ilk genel seçimde tek başına iktidara taşımalıdır.
Türkiye’nin en temiz ve en tecrübeli kadrosu bu partide toplanmış durumda. Şimdi sıra millettedir. Ankara’dan rüzgâr beklemek yerine tarih aynasına bakmalı hükmünü ona göre vermelidir.