Son zamanlarda siyasetteki seviyenin iyice düştüğünü TV ekranlarından izliyoruz. Ağza alınmayacak hakaretler ekranlardan evlerimizi dolduruyor.
Sayın Başbakan’ın CHP ile atışmasının yanında medya ile de çatışma noktasına gelmesini milletimiz takip ediyor. “Bir haftada açıkla. Açıklamazsan ben açıklayacağım” sözünün ardından koca bir fos sesi çıktı. Millet meselenin ne olduğunu, suç ise başbakan’ın yaptığı ve yapacağı açıklamaları şimdiye kadar neden kendinde sakladığını merak ediyor.
Tartışmaların içeriği bir yana bu tartışmalarda kullanılan üslubun bir başbakana yakışmadığını söylemek gereksiz. Biz bu yakışıksız üslubun işlerin yolunda gitmediğinden dolayı kontrollü olarak artırıldığını zannediyoruz.
Dünya üzerindeki büyük finans krizinin yansımaları ve uygulanan “borca dayalı para sisteminin” sonucu ülke içerisindeki ekonomik daralma, büyüyen işsizlik oranları Tayyip bey’in pembe hayal dünyasını bozmuşa benziyor. Anlaşılıyor ki; artık danışmanlar kötü tabloyu saklamayı beceremiyorlar.Bütün bu hararetli ve karşılıklı hakaretlere varan sertleşmelerin temelinde bu gerçekler yatıyor.
Başbakan bugünkü üslubunun “delikanlı başbakan” imajına hizmet edeceğini düşünüyorsa yanılıyor. Sinirli konuşmayı “hitabet üslubu” olarak benimseyen Başbakan’ın bugünkü halleri bize eski bir hikayeyi hatırlatıyor.
Eski başbakanlardan biri seçimi kaybetmiş. Yeni gelen başbakan görevi devralmaya gelmiş. Hoşbeşten sonra görev devir teslimi yapılmış. Eski başbakan bu törenden sonra yenisi koltuğa oturunca “Sayın başbakan şu kasada 3 tane mektup var. Başın sıkışınca 1 numaralı zarfı, biraz daha sıkışınca 2 numaralı zarfı, en sonunda da sonuncusunu açarsın. Ama hepsini aynı anda açma sırası ile aç” demiş.
Yeni gelen başbakan seçim kazanmış ve koltuğa yeni oturmuş birisi olarak usulce “olur” demiş. Zaman geçmiş işler kötüye gitmeye başlamış. Eleştiriler başlamış. Başbakan bunalmış.
Neler yapacağını düşünürken aklına önceki başbakan’ın bıraktığı mektuplar gelmiş. Kasayı açmış ve ilk mektubu alıp okumuş. Mektupta “İşler kötü gitmeye başladı galiba. Hemen geçmiş iktidarları kötüle. Rahatlarsın” yazıyormuş. Yeni başbakan bu öğüde uymuş. Başlamış enkaz edebiyatı yapmaya. Herkes de eskinin kötü günlerini anıp sabretmeye ve yeni iktidarın vaatlerini yerine getireceği makul süreyi beklemeye koyulmuş.
Bir müddet geçmiş hiçbir şey değişmemiş. Halk bu kez galeyana gelmiş. “Yeter yahu” demişler. “Her şeyi çözeceğim dedin. Hiçbir şeyi çözmedin” diyen sesler kamuoyunda yükselmeye başlamış. Tepkiler gazete ve diğer medya araçlarına da yansımaya başlayınca yeni başbakan ikinci mektubu açmış. İkinci mektupta “Biraz daha sıkıştığın ve işleri çekip çeviremediğin anlaşılıyor. Hemen basını, medyayı ve çevreni suçla” yazıyormuş.
Başbakan selefinin bu mektubunda yazılanlara aynen uymuş. Ortalık biraz rahatlamış ama bir müddet sonra ortaya çıkan tepkileri kimse durduramamış. Başbakan 3. dalga protestolar gelmeye başlayınca 3. mektubu açmış. Mektupta aynen şu yazıyormuş; “Artık otur sen de 3 mektup yaz.”…
Ne dersiniz Tayyip bey’in 3 mektup yazma sırası geldi mi?