Başarısızlığın İslamileştirilmesi
Refah Partisinin hızlı yükselişinde kuvvetli teşkilat çalışmasının yanında sistem içerisindeki büyük çürümenin, Türkiye’nin yönetilemez hale getirilmesinin payı vardır. Merkez sağ ve sol partilerin boğazlarına kadar pisliğe battığı ülkemizde o dönemde yegane alternatif ve kurtuluş ümidi Refah Partisi olmuştu.
1990’ların başında Demirel’in “500 gün” sürede “herkesi üç anahtar sahibi yapma” vaadiyle işbaşına gelerek ülke ekonomisini daha berbat hale getirip Çankaya Köşküne kaçması, SHP’nin belediyelerindeki büyük yolsuzluklar “adil bir düzen” vaat eden Milli Görüş’e önce yerel yönetimlerde sonra ise merkezi hükümette iktidar olmanın yolarını açtı.
RP’yi farklı kılan şeyi “gelir dağılımında adaleti” tesis etme gayesi “maneviyatçı” olması ve “anti emperyalist” bir duruş sergilemesinde aramak gerekir. Bu özellikleri ile Milli Görüş’ün temsilcisi RP hızla büyüdü. 1994’de belediyelerde 1995’de ise milletvekili seçimlerinde birinci parti oldu.
Erbakan Hoca’nın Başbakanlığı ve Milli Görüş iktidarı uluslaşırı güç odaklarının hoşuna gitmemişti. Refah Partisini iktidarda boğmak ve onu başarısız kılmak istediler. Ama bunu başaramadılar. RP ekonomide bugün dahi hatırlanan büyük atılımlar gerçekleştirdi. Havuz Sistemi ile ekonomiyi ıslah, D-8 hamlesi ile yeryüzünü ıslah hamlesi yaptı.
Bazı mahfiller yükselen değer olan (batılıların tabiriyle) “İslamcı siyaseti” iktidarda başarısız kılmayı istediler. Bunu da bir proje olarak uygulamaya koymuşlar idi: "Başarısızlığın İslamileştirilmesi". Bu projeye göre İslami temelleri olan siyasetçiler ülkeyi yönetmede başarısız olacaklardı. Böylece “İslamcı siyaset akımı” sistem alternatifi olmaktan çıkacaktı. Öyle ya; başarısız ve hatta yolsuzluğa bulaşmış olanlara kim bir daha prim verebilirdi.
Hedeflerinde başarısız olunca yani RP başarılı olunca bu kez zor kullanarak 28 Şubat sürecini gerçekleştirdiler ve RP’yi gayr-i hukuki yollarla iktidardan indirdiler. Türkiye Milli Görüş’ün 2 partisinin ardı ardına kapatılmasını yaşadı. 2001 Haziran’ında anketlerde birinci parti olarak gözüken ve dönemin en büyük iktidar alternatifi olan Fazilet Partisinin kapatılmasından sonra ise Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi ile “Milli Görüş gömleğini çıkartan” ve kendisini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlayan AKP kuruldu. Bu parti Özal çizgisinde bir sağ parti olarak kendisini tanımladı. Dolayısıyla diğerlerinden biri olmayı kabul etti.
AKP DENEYİMİYLE HEDEFLERİNE ULAŞTILAR MI?
AKP yok olan merkez sağa yerleşmek isteyen ve kendisini buna göre şekillendiren bir parti olmasına rağmen insanımız 2002 seçimlerinde Milli Görüşçü zannıyla AKP’ye oy verdi. 2007 seçimleri de “horoz dövüşüne” dönüştürülerek halkın AKP’ye oy vermesi sağlandı. Aradan geçen 6 yılda ise “gelir dağılımında adalet” sağlanamadı. Hak ve Özgürlüklerde ilerleme, manevi tahribatın durdurulması ve yolsuzluğun önlenmesi mümkün olmadı. Bilakis AKP’nin özellikle belediyelerde yolsuzluğa bulaştığı genel bir kanaat olarak halkın zihninde yer etti.
“Değiştim” diyerek yola çıkanlar Türkiye’mizdeki sorunları çözemediler. Yaşadığımız ekonomik kriz dalgası, özelleştirme adı altında yabancı sermayenin yerleşmesi, tamiri çok acı reçetelere gebe sonuçlar doğuracaktır. 2002’de “bunlar da sizin talebeleriniz değil mi?” sorusuna “hayır değil” cevabını halka anlatmak için çok çaba sarf ettik. 2007 seçimlerinde “Çare Milli Görüş” çağrımız karşısında AKP’nin başarısızlığına vurgu yapan bazı seçmenlerin “ Bunlar da sizin talebelerinizdi. Başaramadılar” şeklindeki sözlerini dinlemiş biri olarak endişeleniyorum. AKP’nin biriken seçmen beklentisini har vurup harman savurarak “başarısız” damgası ile “İslamcı siyaseti” alternatif olmaktan çıkarma ihtimalinden dolayı endişelenmekteyim. AKP kendisini başka kulvarda konumlandırmış olsa da seçmenin onu öyle görmediğinden dolayı bu endişemizde haksız sayılmayız.
MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERE DÜŞEN GÖREV;
Bu çerçeve içerisinde Milli Görüş’ün “biz ve diğerleri” ayrımını bir kez daha ve daha kuvvetle yapması gerekiyor. Pisliğe bulaşmış “muhafakar demokrasi partisi AKP’nin” ancak “kârını muhafaza” eden bir merkez sağ parti olduğunu ve hala Milli Görüşün yegane alternatif olduğunu haykırmak gerektiğini düşünüyorum.
Önümüzdeki mahalli idareler seçimleri bu açıdan bakılınca yalnızca yerel yöneticilerin seçimi olmayacaktır. Yerel Siyaset’in yanına “bir yanda Milli Görüş bir yanda diğerleri” ayrımının vurgulanması gereken bir seçim olacaktır. Çünkü; geçen bunca süreden sonra bile milletin RP beklediği reçeteyi uygulayan kimse çıkmamıştır ve meseleler hala ortada beklemektedir. Çözümün adresi bellidir; Milli Görüş. Çünkü bu hareket bu ülkenin yegane sivil siyasi hareketidir ve halkın beslendiği aynı orijine yaslanmaktadır.