Bir çiçekle bahar mı olur? Diyenlere, “Her bahar bir çiçekle başlar” cevabını vererek çıktık yola. 14 Ekim 1969’da Meclise girdik. Belde- i Muhayyere diye vasıflandırılan “Milli Görüş’ ün orta direği” Konya’mızdan. Tüm bağımlılara inat bir bağımsızlar hareketiyle.
Siyaset ömrümüze bir baksınlar. 1969’dan 2008’ ye kadar geçen yılların 20 yılını yasaklarla geçirdik. Ambargolar ve engellemeler bizi yıldırmadı asla. “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden büyük Türkiye”, “Yeni bir Dünya” kurmaktır hedefimiz. “Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna” diye sormuştu şair. Biz ise “Sultan Alparslan gibi Fatih gibi geldik” demiştik. Onların inancıdır Milli Görüş demiştik. Vazgeçemedik davamızdan. Çünkü vazgeçmek korkaklıktır. Milletin davasını terk etmek bizatihi milletin kendisine ihanettir.
Hukuk Fakültesi 1. Sınıfta Anayasa Hukuku hocamız, Millet nedir? Diye sormuştu. Herkes farklı cevaplar verdi. Yavuz Hoca en son kendi sorusunu kendi cevapladı : “Millet; şimdi yaşayanlar değildir yalnızca. Bizden önce yaşamışlar, şimdi yaşayanlar ve bizden sonra yaşacakların toplamıdır”. İşte biz Milli Görüşçüler sadakatle bağlandığımız haklı davamızda bizden öncekilerin kemiklerini sızlatacak bir hata etmedik Elhamdülillah.
Kudüs kan ağlarken Selahattin olmaktan vazgeçemezdik. Bağdat yanarken Murat olmaktan, Osman olmaktan vazgeçemezdik. Vazgeçmedik de. “Gamzesinde Kudüs gülleri olan liderimize” sadakatle davamızı savunmaya devam ettik. Erbakan olmaktan vazgeçmedik. Tuttuğumuz ele ihanet etmedik asla. Verdiğimiz söze sadakatsizlik sadır olmadı cılız da olsa bedenlerimizden. Ellerimizle devirmedik kendi yaptıklarımızı, ağızlarımız çiğnemedi kendi kutsallarımızı. 2 kuruşluk ekmek, bir nefeslik dünya uğruna terk etmedik dünyalar değer davamızı. Bu nimetlere ise; biz olduğumuz için, matah bir şey olduğumuz için değil, “korunmasını umduğumuz” bizi koruduğu için düşmedik. Şükrediyoruz şimdi. Ve biz, yine biz olduğumuz için değil haklı davamıza samimiyetle ve sadakatle bağlı kaldığımızdan dolayı şerefle geziyoruz arz üzerinde. Başkanlık, milletvekilliği değildir bize şeref veren; Davamızdır.
Malumunuz; 11 Mayıs 2003 tarihi Saadet Partimiz ve siyasi tarih bakımından çok önemlidir. Bu tarihte Erbakan Hocamızı kısa bir süreliğine de olsa Saadet Partisi Genel Başkanı olarak seçmiştik. Bu kongrede hocamız siyasete yeni bir tasnif getirmiştir. “Bundan sonra Türk siyasetinde Sağ - Sol ayrımı bitmiştir. Milli görüş ile Gayri milli işbirlikçi görüş sahiplerinin ayrışması vardır” demişti. Son 5 yılda yaşadıklarımız bu sözün ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir.
İşte bu kongrenin hemen akabinde yaşanan bir olay bizim kendimize ve davamıza bakışımızı açık ve net olarak şekillendirmektedir : “Kongreden hemen sonra Ankara il Başkanlığı konferans salonunda ilk büyük toplantı yapılmaktadır. Süleyman Arif Emre ağabeyimiz Erbakan Hocamıza mikrofonu arz ederken şöyle dedi: “Davamız bugün Erbakan ile şeref buldu”. Bu söz üzerine Hocamız, Arif Emre bey’ in önündeki mikrofonu kaparcasına kendine doğru çekti ve başka bir söz söylemeden herkese ibret olması gereken şu sözünü söyledi: “Arif bey’ in dili sürçtü. Kimse davaya şeref veremez. Ancak bu dava ile şeref bulunur”
Evet, “kimse bu davaya şeref veremez. Ancak bu dava ile şeref bulunur” sözü alelade bir ağızdan çıkmış değildir. Bu davanın anası mesabesindeki bir lider tarafından söylenmiştir. Mühim olan bu davaya son nefese kadar sadakatle ve samimiyetle hizmet edebilmektir. “Sevdası Türkiye” olan, Milli Görüş’e inanmış, bu dava ile şeref bulmuş olan yeni nesil inandığının peşinden gitmeyi sürdürecektir. Kıyamete kadar…