Türkiye'de sağcı, Mısır'da solcu...
Tarihi ve siyasi anlamları bir yana sağcılık veya solculuk kavramlarına halk arasında yüklenen bir mana var. Buna göre sağcı olmak; muhafazakar olmak, dindar ve milliyetçi olmakla, solcu olmak ise dindar olmamak, enternasyonal olmak ve muhafazakar olmamakla eşanlamlı. Türkiye’de sade vatandaş nezdinde solculuğun veya sağcılığın en kaba tasnifi böyle.
Diğer yandan Mısır veya Suriye gibi SSCB’nin etkisi altına giren ülkelerde sağcılık veya solculuk kavramlarına ülkemizdekinin tam tersi manalar yüklenmiştir. Solculuk bu ülkelerde dindarlıkla, milliyetçi olmakla, sağcılık ise din düşmanlığı ile eşanlamlı tutulmuştur. Mısır veya Suriye’ye gitsek camiden çıkan bir adama “sağcı mısın solcu musun?” diye sorsak size ne cevap verir. Cevap şu olacaktır “Solcuyum elhamdülillah”. Hayret nasıl olur. Türkiye’de cami cemaati, aynı safta yan yana durduğu bir kişi CHP’ye oy veriyorsa neredeyse onu camiye yakıştırmayacak kadar solu namazın, caminin, cemaatin dışında addeder. Mısır’da ve Suriye’de ise tam tersi. Kabe’de Türkiye’den giden hacılar “Ya Rabbi sağcılara zafer nasip et” derken Mısırlılar ise “Solcular kazansın ey Allah’ım” diye dua etmektedirler.
Türkiye’deki sağcı veya solcu ile Mısır’daki sağcı veya solcu birbirine zıt manalar ifade ediyorsa bu işte bir terslik var demektir. Bu hinlik nerededir bir bakalım.
2. Cihan Harbi, Yalta Konferansı ile sonuçlandırılmıştır. Bu konferansa katılan İngiltere Başbakanı Churchill, ABD Başkanı Roosvelt , ve Rusya Devlet Başkanı Stalin dünyayı hakimiyet alanları itibariyle aralarında bölüştüler.
Bu bölüşmede Türkiye batı kampında yer aldı. Yıllarca “Sovyetler bizi işgal edecek” korkusu beslenerek habire batıya yaslanan bir ülke haline getirildik. Komünizm korkusu bizde iç çatışmalara neden oldu. Hatta öyle zamanlar yaşadık ki; sağcı olmakla Müslüman olmanın aynı anlamlar taşıdığı yılları gördü ülkemiz. Gençlerimiz “sağcılık-solculuk davası için” birbirlerini vurdular. Nesiller ve uzun on yıllar böylece heba oldu.
İslam ülkelerini daha kolay sömürmek isteyen mütekebbirler Müslümanları kaba hatların arkasında böyle tasnif etmişler ve birbirlerine kavramlar üzerinden düşman etmişlerdir. Demirel’in “Oylarınızı bölmeyin. Oyunuzu MSP’ye ve Erbakan’a verirseniz komünizm gelir” sözü kimi insanımızı etkilemiştir Bu kamplaşmanın etkisini hala yaşıyoruz. “Aman CHP gelmesin oylar AKP’ye” saçmalaması bunun bir yansımasıdır.
AKP son 6 yıldan beri aynı korkuyu yaşatmaya çalışıyor. CHP’de bu korkuyu besliyor. Sonuçta iki partide bundan nemalanıyorlar. Şimdi ise önümüzde yerel seçimler var. Kuşkusuz aynı oyun yine sergilenmek isteniyor. CHP’nin pragmatist çarşaf açılımı ortalığı biraz yumuşatmış ise de bu kavga devam ediyor. Aslında iktidardaki genel uygulamalarına baktığınız zaman pek farkı olmayan partilerin Türkiye’de sağ-sol diye ayrılmaları fraksiyonlar arasından daha kolay oy devşirebilmek içindir. Erbakan Hoca’nın 1969’da bağımsızlar hareketi ile çıkışı, MNP ile Milli Görüşü kurumsallaştırması bu oyunu bozmuştur.
Bendeniz de bu seçimde CHP-AKP arasındaki horoz dövüşünün ayyuka çıkartıldığı Antalya ili Muratpaşa ilçesinden Saadet Partisi belediye başkan adayıyım. Şimdi bana bir kısım insanlar diyecekler ki; “Aman oyları bölme yoksa CHP kazanır”. Halbuki yukarıda izah ettiğim gibi bu bir aldatmacadır. Anne tarafından CHP’li, Baba tarafından merkez sağ kökenli bir aileden geliyorum. Görüyorum ki yok birbirimizden farkımız. Milletimizin özüne bakarsanız hepimiz Milli Görüşçüyüz. Ertuğrul Özkök’ün aile fotoğrafı bu kanaati desteklemektedir.
Birbirimiz arasındaki sağ-sol ayrışmasını bir kenara bırakıp, kamplaşmaların kıyıcı etkisinden sıyrılıp köklerimize dönsek güzel olmaz mı?