İNSAN HAKLARI , İNANÇ HÜRRİYETİ AB ve AVRUPA İNSAN
HAKLARI MAHKEMESİNİN SAMİMİYETSİZLİĞİ
Öncelikle tüm dostlarımızı saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Haberdem’de bizlere bu şekilde yazı yazma imkânı lütfeden kardeşlerime teşekkürü bir borç biliyor ve onları da ayrıca selamlıyorum.
Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere bu yazımızda kendisine büyük misyon biçtiğimiz ve büyük beklentilere kapıldığımız Avrupa’nın Türkiye’ye bakışını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hak ihlalleriyle ilgili verdiği kararları karşılaştırmalı bir şekilde açıklamaya çalışacağız.
Bilindiği gibi Türkiye Avrupa Birliğine girmek için 1959 Tarihinde resmi başvurusunu yaptı.Aradan geçen yarım asır boyunca Avrupa halen Türkiye’nin Birliğe alınıp alınmayacağı yönünde net bir tavır sergileyemedi.Oysa Türkiye Osmanlının Yıkılışından sonra onun yerine kurulan genç bir devlet olmasına rağmen Osmanlının son dönemlerdeki Avrupa taraftarlığının etkisini devam ettirmiş,bu yüzden Avrupa Birliğine girmeyi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmakla eşdeğer kabul etmiştir. Öyle ki,yirminci yüzyılın ortalarından itibaren yüzünü tamamen Avrupa’ya dönmüş ve hiçbir zaman başka alternatifler oluşturamamıştır.Bölgede alternatif oluşturmak isteyen bir takım devlet adamlarımız ise gayri hukuki ve gayri siyasi metotlarla görevden uzaklaştırılmışlardır.
Avrupa her zaman kendi işine geldiği şekliyle olayları yönlendirmiştir. Bir taraftan demokrasi, insan hakları,din ve vicdan hürriyeti,mülkiyet hakkı gibi ilkeleri benimsediğini ve üye ülkelerin bu ilkeler doğrultusunda hareket etmesi gereğini şart koşarken, öte yandan Türkiye ve İslam’a ilişkin davalar söz konusu olduğunda adı geçen ilkeler sihirli sözcükler olmaktan öte gidememiştir.
Avrupa kendi üye ülkelerine ve tüm dünyaya görünürde ne kadar adil olduğunu(!) göstermek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini(AİHM) oluşturmuştur. AİHM’si gerek Türkiye’den ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını kabul eden diğer 47 ülkeden yapılan hak ihlalleri başvurularını kabul etmekte ve çözüme kavuşturmaktadır. AİHM nin bahsi geçen ülkelerden gelen hak ihlalleriyle ilgili verdiği kararları tetkik ettiğimizde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının Hak anlayışına göre değil,hak ihlali başvurusu yapılan ülkelerin ekonomik ve siyasi konjöktürel yapıları da dikkate alınarak kararlar verdiği görülmektedir.
Özellikle Türkiye’den yapılan başvurularla ilgili verdiği kararları incelediğimizde ortaya üç boyutlu bir sonuç çıkıyor. Şöyle ki, Türkiye’den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Giden Davaları ana başlık olarak sınıflandırdığımızda 1-Özel Hukuk İlişkisinden Giden Davalar 2-Terör ve Bölücülükten Giden Davalar 3-Din ve Vicdan Hürriyeti ihlalleriyle ilgili giden davalar olarak değerlendirebiliriz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi adeta kendisine gelen bu davalarla ilgili Türkiye’den dosyanın geldiği bölgelere göre ve başvurunun konusuna göre ön yargıyla kararlar vermektedir. Örneğin Türkiye’den giden dava Terör ve Bölücülükten gitmişse neredeyse tüm başvurucuların başvuruları kabul edilmekte, din ve inanç hürriyetiyle ilgili hak ihlallerinden gitmişse ve eğer başvurucunun kimliği Müslüman ise AİHM bu başvuruyu hemen başvurucu aleyhine sonuçlandırmaktadır.
Mesela, Türkiye’den İnsan Hakları Mahkemesine farklı kesimlerden diğer davaların haricinde önemli iki siyasi parti davası ve iki Leyla davası gitmiştir. Bu davalardan Refah Partisi davası Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmaktan, DEP davası ise Bölücülük ve Teröre odak olmaktan gitmiştir. Ancak AİHM Refah Partisinin kapatılmasını onaylarken Bölücülük ve teröre destek vermekten kapatılan bir partinin kapatılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Yine aynı şekilde bölücülük yapmaktan ve teröre destek ve yatakçılık yapmaktan ceza alan Leyla Zene AİHM tarafından aklanarak haklı bulunurken, Tıp Fakültesi son sınıfı öğrencisi olan ve son sınıfa kadar hiçbir problem yaşamadan Başörtüsüyle eğitim gören 28 şubat süreciyle birlikte anayasa dahil hiçbir yasada yasaklayıcı bir hüküm olmamasına rağmen başörtüsüyle eğitime katılmaktan ceza alan ve fakülteden atılan Leyla Şahin her ne hikmetse haksız bulunmuş ve onun şahsında başörtülü kadınların eğitim alma ve kamuda çalışmalarının yolları gayri hukuki olarak kesilmek istenmiştir.
Görüldüğü gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi haksızlığa uğrayan insanların hakkını aramak ve iade etmekten daha çok bir dinin misyoneri gibi hareket etmekte bir başka deyimle din emperyalizmi yapmaktadır. Esasen AİHM kendi inandıkları dini baskın din olarak tüm dünyaya kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Bu bakımdan AİHM Adalet dağıtan bir Mahkemeden çok ülke ve devletleri ve hatta insanları kamplara ayıran bir örgüt gibi çalışmaktadır. Bu düşüncelerimizi destekleyen AİHM sinin birkaç kararına örnek vermek istiyoruz.
AİHM'nin, Hıristiyan, Musevi ve Yehova Şahidi gibi inanç mensupları için verdiği 5 önemli karar, Müslümanların inanç hak ve özgürlüklerine nasıl baktığını ortaya koyuyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin inanç özgürlüğüne ilişkin bugüne kadar verdiği kararlarda ciddi çelişkiler mevcuttur. Mahkemenin İslam dışındaki din ve inanç mensuplarının özgürlüklerine yönelik olumlu kararlar verirken, Müslümanların özgürlük taleplerine karşı ise aynı maalesef aynı yaklaşım sergilenmemektedir.Bu ve benzeri ayrımcılığa örnek verecek olursak : Mahkeme, Prais / EC Council davasında, Musevi başvurucunun cumartesi günü sınav yapılmasına karşı davasını haklı bulmuş ve devletin kamusal alan düzenlemelerinin "başvurucunun inancının gereğini yerine getirmesine engel olmaması" gerektiğini belirtmiş. Buna karşılık X / Birleşik Krallık davasında, okul saatinde cuma namazına giden Müslüman öğretmene işverenin izin vermemesine ilişkin başvuruyu "kabul edilemez" bulmuştur.
Mahkeme, çeşitli kararlarında yerleşik ve nüfusun çoğunluğunun mensup olduğu dini "imtiyazlı" kabul etmesine karşılık, Karaduman / Türkiye kararında buna ters bir bakış açısıyla, "azınlıkta kalan inançları çoğunluk dinine mensup olanların baskısından korumak için yasaklamanın meşru amaç güttüğünü" belirtmiştir.
Avrupa bir taraftan kendi ve Dünya kamuoyuna İnsan Haklarından, din ve vicdan hürriyetinden demokrasinin vazgeçilmezliği ilkelerinden bahsederken diğer taraftan yukarıda Türkiye’nin sadece bir yönünü belirttiğimiz hak ihlallerinde ne denli siyasi ve tutarsız bir tavır aldığını göstermiştir.
Avrupa Birliği yetkilileri aynı tutarsız ve siyasi tavırlarını AKP’nin kapatılması davasında dahi sergilemektedirler. Avrupalı yetkililer gerek Türkiye’ye geldiklerinde ve gerekse Avrupa Parlamentosunda ve gerekse diğer birçok platformlarda AKP hakkında açılan davanın yanlış olduğunu, İktidardaki bir partinin kapatılmasının Demokratik ilkelerle bağdaşmayacağını, velhasılı gayri hukuki bir karar olabileceğini her ortamda beyan etmektedirler. El hak Avrupalı yetkililerin bu çıkışları ve beyanları doğrudur. Desteklenmesi gerekir. Ancak Avrupa yetkilileri bu çıkışlarında samimi değildir.1997 yılında Refah Partisi Hakkında Kapatma davası açıldığında Refah Partisi de iktidardaydı. Partinin Genel Başkanı Hükümetin Başbakanı ve diğer üyeleri ise kimisi Bakan kimisi milletvekili idi. Buna rağmen Refah Partisi hakkında kapatılma davası açıldı. Ancak hiçbir Avrupa Yetkilisinden tepki gelmedi. Nasıl oluyor da milli görüş geleneğinden gelen ve çoğunluğunu bu gelenekten gelen insanların oluşturduğu AKP hakkında açılan kapatma davasında AKP tarafında açıkça saf tutabiliyorlar da Refah Partisi ve Necmettin Erbakan tarafında saf tutmuyorlar? Bu ayrımın farkına varmamız gerektiği kanaatindeyim. Anlaşılan Avrupa aradaki farkı fark etmiş olacak ki, AKP nin yanında yer alıyor.
Bu gün bizlere sık sorulan soru AKP kapatılır mı? Avrupa kapatmaya karşı, Avrupa’ya rağmen kapatma olur mu? Vesaire Buna benzer sorular. Ben diyorum ki, eğer bu gün Anayasa Mahkemesi AKP’nin temelli kapatılmasına karar verirse, tek dayanağının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Refah Partisi davasında verdiği kapatma kararı olacaktır. Görüldüğü gibi Avrupa’nın bizim Mahkemelerimizden önce kendi mahkemelerine tesir etmesi gerekmektedir. AİHM Refah Partisinin kapatılmasına onay vermese idi bugün AKP hakkında kapatılma davası dahi açılmazdı. Bu şekilde Avrupa yetkilileri yargı yoluyla siyasi emel besledikleri devletlere tesir etmeye çalışmaktadırlar. Bu gün Türkiye yarın bir başkası. Onlar için önemli değil.
Ezcümle; Türkiye’de hak ihlaline uğramış ve bu yüzden dinini yaşayamamış Müslümanların Avrupa İnsan Haklarına başvuru döneminin bitmesi gerekmektedir. Bu durumu büyük bir basın toplantısı ve miting veya gösteri ile de tüm dünya kamuoyuna duyurmak gerekmektedir. Aynı şekilde AKP yetkililerinin de Avrupa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine güvenerek hareket etmemesi gerekir. Avrupa’ya sırtını dayayan ve güvenen siyasetçilerin bu gün hangi statüde olduklarını görmekteyiz Biz biliyoruz ve diyoruz ki, “Domuzdan Post Gâvurdan Dost olmaz.” Selam ve Dua İle…