Aklı İle Melekleşen Nefsi İle Hayvanlaşan Varlık; İnsan
Bugün yeryüzünde iki sömürgeci "blok" vardır. Bunlardan biri kara renkli "kapitalist emperyalizm" diğeri ise bütün fraksiyonu ile "kızıl emperyalizm". Birincisi "çok uluslu şirketlerin" paravanasında, "az gelişmiş veya gelişmekte olan halklara yardım etmek, özgürlük ve uygarlık götürmek" maskesi altında, ikincisi de "ezilen, sömürülen halklara bağımsızlık, özgürlük ve adalet götürmek" maskesi altında, "sınıfsal savaş" sloganı ile "iç savaşlar" çıkartmakta ve "dünya proleterlerinin dayanışması" adı altında işgalini gerçekleştirmektedir.
Gerçekten de yeryüzünde ezilen ve sömürülen bir de "üçüncü dünya" vardır. Bu dünya, daha çok Asyalı, Afrikalı irili ufaklı devletlere ve devletçiklere, beyliklere, emirliklere, federasyonlara bolünmüş milletlerden ibarettir. Esef edelim ki, bu insanların sayısı bir buçuk milyardan daha fazladır. İşin ızdırap veren diğer bir yanı da, bu nüfusun çoğunluğunu müslümanlar teşkil etmektedir. Bunun yanında çok acı bir gerçeği daha belirtelim ki, bu ezilen ve sömürülen insanlar arasında Müslümanlar ve Türk Milleti'nin önemli bir bölümü bulunmaktadır.
1970 Yılında yapılan bir araştırmaya göre, yabancı boyunduruğunda tam bir sömürge hayatı yaşayan Türk nüfusunun sayısı, Türkiye'mizde bulunan genel nüfusumuzun tam iki katıdır.
Emperyalist güçler, fırsat buldukları zaman zorla, bulamadıkları zamanlar ise hile ile İslam ve Türk dünyasını ele geçirmiş, zenginliklerini yağmalamış, din ve milliyet duygu ve değerlerini tahrip etmiş, direnenleri lekeleme ve imha yoluna gitmiş, kendine uygun kadrolar yetiştirmiş, bu milletlerin uyanış, diriliş hamlelerini, milli eğitim ve kalkınma planlarını baltalamış ve bu ülkeleri, "ebedi sömürge" statüsüne mahkûm etmek için elinden geleni esirgememiştir.
Emperyalist güçler, korkunç bir kültür emperyalizmi programı ile millet çocuklarını milli tarihlerine, milli ve mukaddes kültür değerlerine, milli ülkülerine, milli menfaatlerine, hatta motif ve sembollerine düşman etmekle kalmazlar, kendi değerlerini "bir uygarlık ve ilericilik" unsuru biçiminde onların kafalarına ve vicdanlarına oturturlar. Böylece milli ve mukaddes değerlere bağlı milletini ve devletini sevenlerin karşısına, bu değerlere ters düşen "yabancılaşmış kadrolar" çıkarırlar. Bir ülkede, değerler "ikizleşince", kadroların da ikizleşmesi ve çatışması mukadder olur. İşte düşman, bu noktada aktivitesini arttırır. Ülkenin ve milletin "parsellenmesi" için beynelmilel güçleri harekete geçirir. Ülke artık birbirinin gırtlağına sarılmaya hazır kadrolara bölünmüşse, düşman rahatlıkla at oynatabilecek vasatı bulmuş demektir. İşte tam burada düşünmek ve şartlanmak kavramları devreye giriyor. Yanlış düşüne bilir ya da yanlış bir işe şartlanmış olabiliriz! En kötüsü de bu sanırım… Gençliğimizin ve tüm İslam aleminin yapması gereken Kur-an’ını çok okumak anlamak ve hayata sahaya indirmek, işte o zaman ne yanlış şartlanırsınız nede yanlış düşünürsünüz. Bana sorarsanız hiçbir şeye şartlanmamalı düşünmeli ve iyilik etmek, Hakka ulaşmak için yarışmalıyız. Neticede ölüm var, unutmamalıyız.
"Düşünen insana" saygı duyulur. "Şartlanmış insan" saygıya değer bulunmaz. Düşünen insan araştıran, "hakikate" özlem duyan kimsedir. Şartlanmış insan belli "etkiler" karşısında önceden programlanmış "tepkileri" ve davranışları mekanik olarak yerine getiren bir robottur da ondan.
"Düşünme" kelimesi, beşer tarihi boyunca, daima her milletin sözlüğünde bulunan çok eski bir kavramdır. Düşünmeyi emretmeyen din, düşünmeyi geliştirmek istemeyen bir eğitim, bilmem tarihte var mı? Yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de belki yüzlerce defa bu emir tekrarlanmıştır. Dinimiz, ister ayakta olalım, ister oturalım, ister yatalım, her durumda düşünmemizi, gerçeği aramamızı emreder: " Onlar, ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken hep Allah'ı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaradılışı hakkında inceden inceye düşünürler" (Kur'an-i Kerim, Al-i İmran Suresi, Ayet:191).
Düşünmek; dinimizce ibadet sayılmıştır. Mütefekkir'ler toplumumuzda saygı ve itibar görmüştür. Bu müşahedemiz, bütün tarihimiz için doğrudur.
"Şartlanma" kelimesi ise, bir terim olarak 20.nci yüzyılın ilk yarısında Rusya'da doğmuş "materyalist ve komünist" sistemin "eğitim ve öğretim" anlayışını şekillendirmiş bir kavramdır. Lenin ve arkadaşları, "komünist devrimini" hazırlarken, Rus ilim adamı Ivan Pavlov da, o tarihlerde, ruh, şuur, düşünme gibi "psikolojik kavramları" red ediyor. Bunların yerine "refleksoloji"yi koyuyor. "Eğitim ve öğretim, şartlandırmalardan ibarettir" tezini savunuyor, köpekler üzerinde "et" ve "zil" ile çalışmalar yaparak "şartlı tepkiler" kavramlarını geliştirip bunları "insan terbiyesine uygulamak" üzere "devrimcilere" yol gösteriyordu. Görülüyor ki, "şartlandırma", komünist ve materyalist bir eğitim ve öğretim buluşudur ve anlayışıdır. "Bir köpeğin serüvenleri" adı ile televizyonda seyrettiğimiz seri filmdeki "joe" adlı köpek, "belli şartlarda belli mekanik tepki ve davranışlara şartlandırılmış" ve "tetik kelime" söylenir söylenmez gerekenleri bir robot sadakati ile yapmaktadır. İşte materyalizmin ve komünizmin savunduğu "öğrenme ve eğitim psikolojisi(!)" bu espri ve anlayış üzerine oturmuş bulunmaktadır.
Düşünme ise, böyle değildir. Bir problem karşısında insanların çeşitli hipotezler kurması, bunların ışığında bilgi toplaması, topladığı bilgileri objektivizme ve determinizme uygun bir yoruma tabi tutması ve makul sonuçlara varılması için zihnin soğukkanlı ve sistemli bir çaba içinde bulunmasıdır düşünme. Bunun için tercih edilir. Bununla beraber, insanın hayatında "şartlanmaların" rolü inkâr edilemez. Ancak insanın davranışlarında, düşünmeye, şartlandırmadan daha önemli bir yer vermek esastır. İnsanın ruhi değerlerini inkâr eden bir eğitim, hiç şüphesiz yanlış olacaktır.
Türk-İslam ruhu, düşünmeyi emreden araştırmayı ibadet sayan, "taklidi iman" dan "tahkiki imana" çıkmayı isteyen Yüce Peygamberimizin (sav) (O'na selam olsun) yoludur. Şartlandırma ise komünist ve materyalist doktrinin temelidir.
BU TOPRAKLARDA HAK VE ADALET YERİNİ BULACAK VE HER İŞ ALLAH RIZASI İÇİN YAPILACAK, Buna inanıyor ve uğraşıyorum! Uğraş ve çaba içinde olan kardeşlerime selam olsun … Makalenin özünü ortaya çıkaran kardeşlerimizden Allah razı olsun .



