SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
20 Ekim 2007 Cumartesi 08:39
  Adem KAHRİMAN
  Sosyolog - Yazar
YENİ ANAYASA
    MONARŞİLERİN KRALLARI,
    PATRİMONYAL YÖNETİMLERİN PADİŞAHLARI VARDI;
    DEMOKRASİLERİN DE ANAYASALARI VAR; 
    TÜM BUNLAR TEBA İÇİN, YÖNETİLENLER DAHA İYİ YÖNETİLSİN    DİYE!!!
 
        Yeni ve sivil Anayasa hazırlıklarına, daha ortaya kesinleşmiş bir taslak çıkmamış olduğu halde, yoğun tartışmaların eşlik etmesinde yadırganacak bir durum yok. Türkiye toplumu, tarihinde ilk defa "toplum olarak" anayasa yapmaya kalkışıyor. 
        Prof. Özbudun Anayasa taslağı için; "Bu bir ön hazırlık çalışmasıdır. Taslağın bundan sonra sivil toplum örgütlerinden, akademik çevrelere kadar geniş bir kesimin önerilerine açık olduğunu belirtti. Yani süreç devam ediyor.
        “Anayasalar içtimai mukavelelerdir. Mukaveleler yenilenebilirler. Bu eşyanın tabiatı gereğidir. Çünkü norma ve forma ilişkindirler. Normlar ve formlar yenilenmelidirler. Form norma tabi, norm değerlere tabidir. Değerler ise, sözleşmenin asli tarafı olan milletin değerleridir. 
        Cevaplanması gereken esas soru şudur: Normu değerlere tabi kılan bir anayasa mı, yoksa şimdiki ve geçmiş anayasalarda olduğu gibi değerleri norma tabi kılan, hatta sözleşmenin asli tarafı olan milletin değerlerini aşağılayıp ikame ve ithal değerleri normatif hale getiren bir anayasa mı? ‘
        1921 Anayasa'sını hariç tutacak olursak, diğer anayasaların tümü değerleri norma tabi kılan anayasalardır. Onun için de “toplumsal sözleşme” değil “toplumsal mühendislik” ürünüdürler. Deli gömleği gibi milletin sırtına ceberut bir tarzla geçirilmişlerdir. Milletin elini kolunu bağlayan, dinin yerine ideolojiyi koyan, ithal ve ikame değerleri topluma dayatan anayasalarla buraya kadar. 
        Modern Anayasa hukuku, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükmünün izahını kendi kendisine yapabilmiş midir, doğrusu çok merak ediyorum. 
        Mevcut taslak büyük taşa dokunmuyor, çalıyı dolaşıyor, devletin ideolojik ve otoriter yapısını sadece bir miktar liberal sosun altına saklıyor. Bütün bunlara rağmen malum kesime yine de yaranamıyor. Malum kesim, anayasa tartışmalarını başörtüsü ve din dersi gibi birkaç maddeye indirgeyerek, aklınca hükümetten intikam almaya kalkıyor. 
        Anayasa tartışmaları üzerinden alenen din düşmanlığı yapılıyor. En temel hak ve özgürlüklere cepheden saldıran malum kesim ve onun malum medyası, Müslüman mahallesinde salyangoz değil domuz pazarlayacak kadar gözünü karartıyor.
Şunu baştan söyleyebiliriz: Din-devlet ilişkileri rayına oturmadan, bu ülkede hiçbir şeyi sağlıklı konuşamazsınız. Hiçbir toplumsal mukaveleyi sağlıklı yapamazsınız. Milletin değerlerine karşı kuşkuyla karışık bir korku taşıdığınız sürece de din-devlet ilişkilerini rayına oturtamazsınız. 
        Bunu temin için önce İslam'ın bu topraklarda yaşayan insanları millet eden maya olduğunu unutmayacaksınız. Dinsiz de olsanız kabulleneceksiniz bu gerçeği. Bu milletin İslam'a dayalı bir değerler dizgesi olduğunu göreceksiniz. Yapılandıracağınız her neyse, İslam'la ve Müslümanlarla kavga üzerine yapılandırmayacaksınız. 
        Batı kendini Roma kültürü, Hıristiyan ahlakı ve Yunan felsefesi üzerine inşa etti. Modern Türkiye ise geçmişini inkâr ederek bir gelecek kurmaya çalıştı. Şu geldiğimiz noktada, geçmişi inkâr ederek ikame ve ithal 'değerlerle' gelecek inşa etme projesinin kesinkes başarısızlığa uğradığı ortaya çıktı. 
        Yeni anayasa, “din devleti” ne ne kadar mesafeli ise; “ideolojik devlete” de o kadar mesafeli olmak zorundadır. Devletin sırtına giydirilen ideolojik elbisenin dikişleri her tarafından atmış durumda. Bu elbiseden artık hiçbir şey olmaz. Yeni anayasanın resmi kahramanları, idolleri, tartışılmaz maddeleri olmamalıdır. Yeni anayasayı hazırlayanlar tanrı olmadıklarını, kutsal kitap yazmadıklarını, insan olduklarını bir an bile hatırdan çıkarmamalıdır. Bize insani bir şey sunmalıdırlar. 
        Biz başka değil, sadece insanca bir anayasa istiyoruz. Zira tüm farklılıklarımızla insanca bir arada yaşayabileceğimiz, inancımıza gem vurulmayan, inancımızdan dolayı itilip kakılmadığımız, potansiyel suçlu gibi görülmediğimiz, ayrımcılığa uğramadığımız bir anayasa. Ahlak, adalet, hürriyet, liyakat ve meşveret temelleri üzerine inşa edilen bir anayasa. “ Bunu yazana sonsuz teşekkürü bir borç bilirim ; size de bilin…
        1. CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN DURUMU
        2. CUMHURBAŞKANININ YETKİLERİ VE GÖREV SÜRESİ
        3. ÜNİVERSİTELERDE TÜRBAN 
        4. DİN VE İNANÇ HÜRRİYETİ 
        5. ÜNİTER DEVLET 
        6. YENİ TASLAKTA "DEVLETİN DİLİ" YERİNE "RESMİ DİL" İFADESİ
        7. "TÜRK" KAVRAMI
        8. DOKUNULMAZLIK 
        9. YÖK
        Anayasayı bunlardan ibaret sayarak tartışırsak taslak, anayasayı meydana koyamaz. Tartışanlar yıkıcı değil yapıcı olma gayretinde samimi olurlarsa yemek yedikleri kap her daim remiz olacaktır…?
 
adem.kahriman@hotmail.com
 
                                                             

 


 
 
 
 
 
YORUMLAR (3) adet
    ikbal vurucu
    bu sözler ne demek?
    "Anayasalar içtimai mukavelelerdir. Mukaveleler yenilenebilirler. Bu eşyanın tabiatı gereğidir. Çünkü norma ve forma ilişkindirler. Normlar ve formlar yenilenmelidirler. Form norma tabi, norm değerlere tabidir. Değerler ise, sözleşmenin asli tarafı olan milletin değerleridir." formlar evrenseldir değerler tikel.formlar ve normlar yenilenebilirler de ne demek? o zaman rölativim egemen olmazmı bu mutabakatlara. her kişi, grup kendi yaklaşımına uygun bir norm, form uygulasa mutabakata ne olur? değerler görecedir. ozaman nasıl norm yapacağız?. .yani herkesin tabi olduğu bir norm. eşyanın tabiatı gereği! insani-kültürel olan değerlendirilemez. insan nesne-eşya değildir. o zaman özneyi eşyaya özgü niteliklerle değerlendiremezsin... ayrıca bir toplum nasıl anaysa yapar? ben bu toplumun üyesiyim, anayasa yapımına katılmadığıma göre sende katılmadığına göre bu toplum hangi toplum? cümleleri özenle kuralım..Kafkas kartalı..saygılar..
    26 Ekim 2007 Cuma 23:14

    Yakup Kenan Yıldırım
    Üstad Sen Sen Üstad da bir olasın
    Bir âlem ki, gökler boru içinde!Akıl, olmazların zoru içinde.Üstüste sorular soru içinde:Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?Buradan insan mı çıkar, tabut mu?Bir idamlık Ali vardı, asıldı;Kaydını düştüler, mühür basıldı.Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;Bahçeye diktiği üç beş karanfil...Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!Dakika düşelim, senelik paydan!Zindanda dakika farksızdır aydan.Karıştır çayını zaman erisin;Köpük köpük, duman duman erisin!Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
    24 Ekim 2007 Çarşamba 23:52

    baki kerem haktan
    herşey oyun iyi okumak lazım senaryoyu?
    bu memlekette insanları rızık derdine düşürerek değersizleştirenler bugün emellerine ulaşma yolunda başarılarını altın kadehlerle bizim otellerimizde kutluyorlar!
    20 Ekim 2007 Cumartesi 21:17

Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ergenekon yapılanmasının tüm unsurlarına ulaşıldımı?Ergenekon yapılanması derin devletle aynı şeymi?
    Evet, Evet
    Hayır, Evet
    Hayır, Hayır
    Evet, Hayır
    Fikrim Yok
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmacı-Yazar
Serdar AKCA
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
Muhammed ÖZYİĞİT
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.2040
€ Euro
1.8910
IMKB
38.211
Altın
36.20
    ISTANBUL 25.07.2008
İmsak
-
3:55
Güneş
-
5:46
Öğle
-
13:18
İkindi
-
17:12
Akşam
-
20:38
Yatsı
-
22:19
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008