Afganistan’da Kabil’den başka hiçbir bölgede kontrol ve güvenlik sağlanamadı, düzen kurulamadı. Çok uluslu NATO gücünü artırarak istikrar ve düzeni sağlayacağını düşünen ABD’ye diğer NATO ülkeleri de Türkiye de destek vermiyor.
Irak’tan çekilme stratejisini saklayan işgalci güçler, cehenneme çevirdikleri ülkede işgalin 6. yılında geldikleri tablo korkunç, bedel çok ağır. BOP çöktü, ABD ağır yaralı.
Bölgede işgal güçlerinin başarısızlıkları, güç duruma düşmeleri ve uyguladıkları insanlık dışı ağır baskılar, sebep oldukları kan gölü kendilerine karşı düşmanlıkları zirveye taşıdı. ABD, ve İngiltere aleyhtarlığı yükseldi, ülkeler, rejimler ve liderlerin güvenlerini kaybettiler. Sözde bölgeye barış, demokrasi, özgürlük, refah ve güvenlik getireceklerdi. Savaş, kargaşa, esaret, yoksulluk ve can derdi getirdiler, her şeyi daha kötüleştirdiler. İki yüzlü, çifte standartlı, yalancı, zalim, işgalci ve düşman oldular.
• 5 Şubat 2006 Trabzon Rahip Santora Cinayeti
• 17 Mayıs 2006 Ank. Danıştay Saldırısı (1 ölü 3 yaralı)
• 19 Ocak 2007 İst. Hrant Dink Cinayeti
• 18 Nisan 2007 Malatya Vahşeti (3 kişi ölü)
• 2007 Nisan, Mayıs aylarında Güneydoğuda artan PKK eylemleri
• 11 Mayıs 2007 İzmir’de Bombalı Saldırı (1 ölü 4 yaralı)
• 22 Mayıs 2007 Ankara-Ulusta Bombalı Saldırı (6 ölü 100 yaralı)
Yine bu süreçte yaşanan Haziran 2006 ekonomik kriz beklentisi ve bir gecede üç yabancı banka aracılığıyla dışarı çıkartılan 22 milyar doların piyasalarda yarattığı sarsıntı. 2006 Temmuz ayında siyaset tacirlerinin sahne aldığı ve Türkiye’yi siyasi bir istikrarsızlığa götürecek siyasi tezgahlar ve oyunlar. Başrollerde Demirel, Rahşan Ecevit, Mesut Yılmaz ve ulusalcı “vatan tehlikede” grubu.
Nihayet 2007’nin Nisan ve Mayıs aylarında Cumhurbaşkanlığı seçimi aşamasında yaşanan olaylar. TBMM’nin CHP, ANAP, DYP muhalefeti tarafından çalışamaz duruma getirilmesi ve millet iradesinin engellenerek egemenliğin Anayasa Mahkemesine havale edilmesi, 27 Nisan gece 23:15 sanal TSK açıklaması (bir muhtıra gibi etkilendirilen) ve nihayet Cumhurbaşkanı seçim turunu iptal ederek siyaseti bloke eden ve milli iradeyi boğan Anayasa Mahkemesi’nin kararı. Bunlar karşısında cumhurbaşkanını halk seçsin denilince Baykal’dan “ülkede çatışma çıkar”, YÖK Başkanı E. Teziç’ten “Bu demokratik çoğunluğun devlet iktidarını işgal etmesini doğurur” beyanları. Bütün bunlara Cumhurbaşkanı Sezer’in “Türkiye, tarihinin en büyük rejim krizini yaşamaktadır” sözünü genç subaylara sarf ettiği zamanlar. Ve sözde “Cumhuriyet Tehlikede” amaçlı kurgulanmış toplumsal gösterilerle ayağa kaldırılan kitlelerin yarattığı gerilim. Böyle bir Türkiye; ekonomik, siyasi, sosyal, askeri ve stratejik olarak ateş hattına sürüklenmek istenmektedir dersek bu sürece ağır gelecek bir yorum olmaz sanırız.
“ABD’nin kurumlardaki pozisyonunu kaybetmiş olmasına rağmen, kökleşmiş 80 yıllık statükoda işbirliği yapabileceği bürokratik elit unsurları bulabilecek güçte olduğu göz ardı edilemez. “
Sadece Türkiye değil Ortadoğu’da ve İslam Ülkeleri Coğrafyası’nda Pakistan, Lübnan, Filistin, S.Arabistan, Fas, Tunus, Cezayir, Etopya, Somali, İran, Suriye de Ateş hattındadır. Bu emperyalist küresel güçlerin ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in uyguladığı aynı projenin ortak bir stratejinin tatbikatıdır. Afganistan’da çaresiz kalan, Irak’ta perişan olan aynen mağlup olan Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmeleri gibi bitişlerini haber veren bu kötü son, onları daha da saldırganlaştırıyor. Sadece Türkiye’de değil tüm İslam Dünyasında; etnik, dini, mezhebi ve siyasi her türlü fitneyi tahrik ederek arkalarında çatışmalar, iç harp ve kaos bırakmak istiyorlar. Geriye tekrar güçlü dönüp hegemonyalarını, post-modern sömürülerini ve güdümlerini sürdürebilmek için. Sıcak çatışmalar, iç savaş tahrikleri, propaganda ile kamplaşma ve kutuplaşmaların sivriltilmesi, nokta vuruş suikastlar ve bombalı saldırılarla taşeron terör örgütleri ve tetikçi provokatörlerle tüm bölgeyi ateş hattına taşımak istiyorlar.
Ancak;
Türkiye eski Türkiye değildir.
Dünya da eski dünya değildir.
Türkiye’nin içeride başardığı bağımsızlık hareketi ve demokratik değişim dinamiği “Yeni Türkiye Vizyonu”nu şekillendiren iki temel paradigmadır. Yeni Türkiye kurgusu iç ve dış operasyonlara karşı daha dirençli ve donanımlıdır. Siyasi, ekonomik ve sosyal mühendislik projeleri Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yetmiyor. Artık Türkiye’nin kendini savunma refleksleri harekete geçmiştir. Bizim de “B” planımız, oda olmazsa “C” planımız var. Ülkemizi, çevremizi ve bölgemizi savunacak milli stratejik projelerimiz devrededir.
Yeniden yapılanan Türkiye; önündeki engelleri aşacak, ateş hattından en az zayiatla geçecek huzur, barış, refah ve kalkınma yolunda, aydınlık bir geleceğe çağdaş, demokratik cumhuriyet ülküsüyle ulaşacak güçtedir. Türkiye’nin dahil olduğu İslam dünyası bu ateş çemberini parçalayacak, kendilerini yönetmek ve kaderlerine sahip olmak yolunda mutlaka başarılı olacaklardır. Tarihin akışı bu yöndedir.
“Yetişen Ve Kendilerini Geliştiren İdealist Ve Uygulamacı Gençliğe Güveniyor Ve Onları Sonuna Kadar Destekliyoruz”
YÜRÜYEN DEĞİL, KOŞAN BİR GENÇLİK DİLEĞİYLE…
KAYNAK; Yarınlar İçin Düşünce Dergisi- Düşünce Platformu



