SON DAKİKA
Anasayfa | Künye | Bizi Tanıyın | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
    Gazete 1. Sayfaları
Yazı Karakteri Boyutu:
   
26 Mart 2008 Çarşamba 17:25
  Adem KAHRİMAN
  Sosyolog-Yazar
İslam Ve Batı Gözüyle Dinin Kaynağına Bilimsel Bakış
            
            Dinin kaynağı, tarih içinde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. İlahi dinler, dinin kaynağını Allah’a dayandırır; O’na dua ve ibadet edilmesi gerektiğini belirtir. Ancak, Orta çağda, Hıristiyan dünyasındaki kilise ve din adamlarının bağnaz tutumları, dine karşı bilim adamlarının tepkisine yol açmıştır. Bundan dolayı bilim adamları, Hristiyanlık dogmalarını ilim süzgecinden geçirmiştir. Bu durumda, ilim karşısında Hıristiyanlık ve kilise sarsılmış ve etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Böylece kilise ve dine karşı olanlar, din yerine, maddi ve başka şeyleri koymaya başlamıştır (Vergote,1999:16-17). Bu anlayış sonucu, dinin kaynağını başka yerlerde aramışlardır. Buradan dinin kaynağı için ilkel kabilelere gidilmiştir. Buna sebep en az bozulmanın ilkel kabilelerde olduğu ve bumdan dolayı dinin özünün, kutsalın onlarda yaşatılacağıdır (Eliade,1991:60-64). Bu yönde çalışmalar yapılmış sonucunda yapanların bir kısmı dinin kaynağını Animizm, Natürizm, Totemizm ve büyü gibi şeyler olduğunu iddia etmişlerdir. İslam baştan itibaren, insanın Allah  tarafından yaratıldığını dinin de Allah tarafından insana davranış ve inanış şeklini gösteren bir yol olarak verildiğini açıklamaktadır. Böylece insanı yaratan Allah, insana fiziki, biyolojik ve sosyolojik durumuna göre bir inanma modeli vermiştir. Bu model peygamber ve kutsal kitap aracılığı ile insanlığa bildirilmiştir. İnsanlık tarihi içinde, din de, derece derece gelişmiş ve İslam ile en olgun ve en son şekline kavuşmuştur (Adıvar, 1969: 10–80).

Batı’da Dinin Kaynağı Hakkındaki Görüşler

Batıdaki dinin kaynağı, Tanrının varlığı ve insanın yaratılışı konusunda, üç belirgin görüş kendini gösterdi. Bunlar; A. Comte’nin “pozitivizmi”, Marx’ın “materyalizmi” ve Darwin’in “evrim teorisidir”. Bu üç sistem farklı adlarla anılsa bile, hepsinin ortak noktası dine ve kutsal kitaplara karşı olmasıdır (Tümer ve Küçük,1997:22-40).

A. Comte’nin pozitivizmi XX. yy başlarına kadar etkili bir felsefi akım olmuştur. O her şeyin esasının ilim olduğunu belirtmiş, insanlığın zihni gelişimini “üç hal kanunu” sistemiyle açıklanmıştır. Comte pozitivizmi “insanlık dini” olarak kabul eder. Onun insanlık dinin tanrısı insanlık, melekleri kadın, peygamberi de Comte’dir. Darwin açıkça dini inkar etmemektedir. Fakat o, canlıların tek kaynaktan, basit bir hücreden ve tesadüfen meydana geldiğini iddia etmiş; insanın tek hücreli bir varlıktan evrimleşme yoluyla türediğini, maymundan insana geçildiğini ileri sürmüştür. Engels, dinin insanı ruh bakımından fakirleştirdiğini söylemiş; Marx’da dini “halkın afyonu” olarak görmüştür. Marx Müller, dinin kaynağını, tabiat olaylarını, insana verdiği korkuda görmekte ve “tabiatçılığı” (Natürizm) dinin kaynağı olarak kabul etmektedir. Edward Bürnette Tylor, dinin kaynağını “Animizm” e bağlamıştır. R.R. Marett, dinin kaynağını, kendini alışılmamış nesne ve olaylar da gösteren, olağan üstü etkilere sebep olan, ancak şahsiyeti bulunmayan umumi bir dinamik güçte aramıştır. Bu güce bilginler “mana” adını vermişlerdir. Dinin kaynağı, J.G. Frazer, Büyüye, W.R. Smith ve S. Reinach Toteme bağlamaktadır. Bu düşünürlere karşın Andrew Lang ve Wilhelm Schimit Yüce Varlık inancını,insanlık tarihinin ilk dönemlerinde de  bulunduğunu evrimci mantıkla söylemişlerdir. Bu tezle dinin kaynağının tek tanrıcılık olduğunu, tek tanrıcılıktan çok tanrıcılığa geçildiğini ortaya koymuşlardır (Sarıkçıoğlu,1983: 13-60).

İslamî Anlayışa Göre Dinin Kaynağı

İslam’a göre, insanlığın ilk dini “tevhit”  (Allah’ı birleme) dinidir. Dinin koruyucusu Allah tır. Allah Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı yaratmıştı ve her şeyi öğrenme yeteneği vererek, Hz. Adem’i peygamber olarak görevlendirmiştir. Kuran-ı Kerimde, Allah’ın insanı en güzel biçimde (Tin suresi, 4) ve inanma duygusu içinde (Rum suresi, 30) yarattığı bildirilmektedir. Bu güzel biçim de yaratılan insan, “uyarıcılar”la desteklenmiştir. Hatta Kur’an, her millete bir yol gösterici bulunduğunu (Bkz. Rad suresi, 7) ve elçi gönderilmedikçe azap edilmeyeceğini haber vermekte (Bkz. Isra Suresi, 15). (Draz,1978,14–42 ). İslam ilahi dinin tekamül etmiş şeklinin adıdır. Hz. Muhammed (s.a.v), peygamberlerin sonuncusudur. Kur-an geçmişten söz eden, gelecek için yol gösteren ilahi bir kitaptır. Bu kitap Allah’ın sözü ve İslam’ın temel kaynağıdır. Dinin, insanlığın başlangıcı ve gelişmesi, Kur-an da bildirilmektedir. “İslam’a göre dinin kaynağı ilahidir.” Bir ilkel durumdan çok tanrıcılığa oradan da tek tanrıcılığa geçiş olmamıştır. Dinin tekâmülü kendi içinde olmuş ve basitten mükemmele doğru gitmiştir. Yüce Allah tarafından, Kuran da şöyle özetlenmiştir. “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin içindin olarak İslamı beğendim. ”(Maide suresi, 3). (Aydın, 2002:36)

 
KAYNAKÇA;
 
AYDIN, Mehmet, 2002, Dinler Tarihine Giriş, Din Bilimleri Yayınları, Konya.
ADIVAR, A. Adnan, 1969, Tarih boyunca İlim ve Din, Remzi Kitabevi, İstanbul.
DRAZ, Abdullah, 1978, Din ve Ahlak İnancı, Çev. Akif Nuri, İstanbul.
ELIADE, Mircea, 1991, Kutsal ve Din Dışı, Çev. M. Ali Kılıçbay, Gece Yayınları, Ankara.
SARIKÇIOĞLU, Ekrem, 2002, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, 4. Baskı, Fakülte Kitabevi, Isparta.
TÜMER ve Abdurrahman KÜÇÜK, 1997, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları., Üçüncü Baskı, Ankara.
VERGOTE, Antoine, 1999, Din, İnanç ve İnançsızlık, Çev. Veysel Uysal, Marmara Ünv. İlahiyat Fak. Yayınları, İstanbul.

 

 

YORUMLAR (3) adet
    Hasan TARHAN
    Esas Mesele !
    İnsanlar yaşamlarını, Manevi ve Maddi kazanımlarına göre sürdürmektedirler.Dünyada toplumsal yaşamın gelişimi, araştırma ve araştırılar sonucu bulunan bulguların temel taşları belirleyen basamakları üzerine inşa edilen bilgi katları ile bilgi binası inşa edilerek sağlanmaktadır. Zamanla bu bilgi binaları yıpranmakta ve yaşamımızda ki beklentileri karşılayamaz duruma gelmektedir. Haliyle yenilikler aranmakta hatta bu durum devamlı olarak kabuk yenilemek gibi süregelmektedir.İnsan beyni, bireysel yaşamından toplumsal yaşama kadar her alanda gelişime aç ve açıktır.Hangi toplum bu gerçeği görür ve gereksinimleri karşılamak üzere yeniliklere yelken açarsa hem kendini aşar hem de sosyal yaşamda refah seviyeyi yakalarToplumsal yaşamı düzenleyen YASA lar, yapılış ve uygulanış oranlarında o toplumun gelişimini ve refahını belirler.Şimdi kendi ülkemizde, toplumsal yaşamımızda refah seviyemiz ve toplumsal uzlaşımız ne alemde ? onu sorgulayalım.Gördüğümüz manzara hiç iç açıcı değilToplumları, ümmetleri, kavimleri ve cemaatleri Millet yapan DEVLET dir. Devletin bekası ancak ilkeli ve kararlı devlet kurumları ile sağlanır. Devletin içindeki her ümmet, cemaat veya kavim, bana göre sana göre diye yönetilmez yönetilemezOrtak paydada belirlenen ne sana ne de bana göre değil bize göre anlayışı içinde yapılan ve uygulanan yasalar ile devlet olunur ve millet kalınır.Dünyadaki gelişimler elbette bizim isteğimiz dışında gelişmelere sahne olacaktır. İşte bu durumlara hazırlıklı ve uyanık olunmalı, durum ve şartlara göre taraf olmayı doğru tespit içinde birlikte biz olmayı becerebilmeliyiz.Biz olmak birinci ilkedir, birlikteliğin temel taşıdır. Birlikteliği ne ırk ne de inanç farklılığı bozamamalıdır! İşte bütün ve esas mesele budur !!!
    11 Nisan 2008 Cuma 18:49

    Yakup Sadri
    GÜZEL KONULAR ARKADAŞIM TEŞEKKÜRLER
    İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allahtır; bütün gerçek dinler Allahtan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din de tevhid dinidir. Allahın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve âhiret inancı bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Âdemden Hz. Muhammede kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâmdır. Ancak tarihin akışı içinde insanlar hak dinden uzaklaşmış ve beşerî zaaf neticesinde yanlış yollara, bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmişler, dinde meydana gelen bu bozulma ve farklılaşma sebebiyle Allah peygamberler göndererek insanları ya eski dinlerini aslî şekilde öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve şeriat göndermiştir.
    01 Nisan 2008 Salı 16:27

    TUNCAY KALKAN
    selam..
    yazılarınızı her gun okuyorum bnde bir geç olarak siz desteklıyorum çalışmalarınzda basarılar dilerim
    26 Mart 2008 Çarşamba 21:19

Yazarın Diğer Yazıları

    Anket
    Ergenekon yapılanmasının tüm unsurlarına ulaşıldımı?Ergenekon yapılanması derin devletle aynı şeymi?
    Evet, Evet
    Hayır, Evet
    Hayır, Hayır
    Evet, Hayır
    Fikrim Yok
Ali Sami PALAZ
Köşe Bucak Dünya
M.Ali ÖZTÜRK
Araştırmacı-Yazar
Muhammed ÖZYİĞİT
Adem YILDIRIM
Adem KAHRİMAN
Sosyolog-Yazar
Tüm Yazarlar
    » Piyasalar
$ USD
1.1910
€ Euro
1.8850
IMKB
37.946
Altın
36.76
    ISTANBUL 20.07.2008
İmsak
-
3:48
Güneş
-
5:41
Öğle
-
13:18
İkindi
-
17:13
Akşam
-
20:42
Yatsı
-
22:25
Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008