İslam Ve Batı Gözüyle Dinin Kaynağına Bilimsel Bakış
Dinin kaynağı, tarih içinde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. İlahi dinler, dinin kaynağını Allah’a dayandırır; O’na dua ve ibadet edilmesi gerektiğini belirtir. Ancak, Orta çağda, Hıristiyan dünyasındaki kilise ve din adamlarının bağnaz tutumları, dine karşı bilim adamlarının tepkisine yol açmıştır. Bundan dolayı bilim adamları, Hristiyanlık dogmalarını ilim süzgecinden geçirmiştir. Bu durumda, ilim karşısında Hıristiyanlık ve kilise sarsılmış ve etkisini büyük ölçüde yitirmiştir. Böylece kilise ve dine karşı olanlar, din yerine, maddi ve başka şeyleri koymaya başlamıştır (Vergote,1999:16-17). Bu anlayış sonucu, dinin kaynağını başka yerlerde aramışlardır. Buradan dinin kaynağı için ilkel kabilelere gidilmiştir. Buna sebep en az bozulmanın ilkel kabilelerde olduğu ve bumdan dolayı dinin özünün, kutsalın onlarda yaşatılacağıdır (Eliade,1991:60-64). Bu yönde çalışmalar yapılmış sonucunda yapanların bir kısmı dinin kaynağını Animizm, Natürizm, Totemizm ve büyü gibi şeyler olduğunu iddia etmişlerdir. İslam baştan itibaren, insanın Allah tarafından yaratıldığını dinin de Allah tarafından insana davranış ve inanış şeklini gösteren bir yol olarak verildiğini açıklamaktadır. Böylece insanı yaratan Allah, insana fiziki, biyolojik ve sosyolojik durumuna göre bir inanma modeli vermiştir. Bu model peygamber ve kutsal kitap aracılığı ile insanlığa bildirilmiştir. İnsanlık tarihi içinde, din de, derece derece gelişmiş ve İslam ile en olgun ve en son şekline kavuşmuştur (Adıvar, 1969: 10–80).
Batı’da Dinin Kaynağı Hakkındaki Görüşler
Batıdaki dinin kaynağı, Tanrının varlığı ve insanın yaratılışı konusunda, üç belirgin görüş kendini gösterdi. Bunlar; A. Comte’nin “pozitivizmi”, Marx’ın “materyalizmi” ve Darwin’in “evrim teorisidir”. Bu üç sistem farklı adlarla anılsa bile, hepsinin ortak noktası dine ve kutsal kitaplara karşı olmasıdır (Tümer ve Küçük,1997:22-40).
A. Comte’nin pozitivizmi XX. yy başlarına kadar etkili bir felsefi akım olmuştur. O her şeyin esasının ilim olduğunu belirtmiş, insanlığın zihni gelişimini “üç hal kanunu” sistemiyle açıklanmıştır. Comte pozitivizmi “insanlık dini” olarak kabul eder. Onun insanlık dinin tanrısı insanlık, melekleri kadın, peygamberi de Comte’dir. Darwin açıkça dini inkar etmemektedir. Fakat o, canlıların tek kaynaktan, basit bir hücreden ve tesadüfen meydana geldiğini iddia etmiş; insanın tek hücreli bir varlıktan evrimleşme yoluyla türediğini, maymundan insana geçildiğini ileri sürmüştür. Engels, dinin insanı ruh bakımından fakirleştirdiğini söylemiş; Marx’da dini “halkın afyonu” olarak görmüştür. Marx Müller, dinin kaynağını, tabiat olaylarını, insana verdiği korkuda görmekte ve “tabiatçılığı” (Natürizm) dinin kaynağı olarak kabul etmektedir. Edward Bürnette Tylor, dinin kaynağını “Animizm” e bağlamıştır. R.R. Marett, dinin kaynağını, kendini alışılmamış nesne ve olaylar da gösteren, olağan üstü etkilere sebep olan, ancak şahsiyeti bulunmayan umumi bir dinamik güçte aramıştır. Bu güce bilginler “mana” adını vermişlerdir. Dinin kaynağı, J.G. Frazer, Büyüye, W.R. Smith ve S. Reinach Toteme bağlamaktadır. Bu düşünürlere karşın Andrew Lang ve Wilhelm Schimit Yüce Varlık inancını,insanlık tarihinin ilk dönemlerinde de bulunduğunu evrimci mantıkla söylemişlerdir. Bu tezle dinin kaynağının tek tanrıcılık olduğunu, tek tanrıcılıktan çok tanrıcılığa geçildiğini ortaya koymuşlardır (Sarıkçıoğlu,1983: 13-60).
İslamî Anlayışa Göre Dinin Kaynağı
İslam’a göre, insanlığın ilk dini “tevhit” (Allah’ı birleme) dinidir. Dinin koruyucusu Allah tır. Allah Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı yaratmıştı ve her şeyi öğrenme yeteneği vererek, Hz. Adem’i peygamber olarak görevlendirmiştir. Kuran-ı Kerimde, Allah’ın insanı en güzel biçimde (Tin suresi, 4) ve inanma duygusu içinde (Rum suresi, 30) yarattığı bildirilmektedir. Bu güzel biçim de yaratılan insan, “uyarıcılar”la desteklenmiştir. Hatta Kur’an, her millete bir yol gösterici bulunduğunu (Bkz. Rad suresi, 7) ve elçi gönderilmedikçe azap edilmeyeceğini haber vermekte (Bkz. Isra Suresi, 15). (Draz,1978,14–42 ). İslam ilahi dinin tekamül etmiş şeklinin adıdır. Hz. Muhammed (s.a.v), peygamberlerin sonuncusudur. Kur-an geçmişten söz eden, gelecek için yol gösteren ilahi bir kitaptır. Bu kitap Allah’ın sözü ve İslam’ın temel kaynağıdır. Dinin, insanlığın başlangıcı ve gelişmesi, Kur-an da bildirilmektedir. “İslam’a göre dinin kaynağı ilahidir.” Bir ilkel durumdan çok tanrıcılığa oradan da tek tanrıcılığa geçiş olmamıştır. Dinin tekâmülü kendi içinde olmuş ve basitten mükemmele doğru gitmiştir. Yüce Allah tarafından, Kuran da şöyle özetlenmiştir. “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin içindin olarak İslamı beğendim. ”(Maide suresi, 3). (Aydın, 2002:36)
KAYNAKÇA;
AYDIN, Mehmet, 2002, Dinler Tarihine Giriş, Din Bilimleri Yayınları, Konya.
ADIVAR, A. Adnan, 1969, Tarih boyunca İlim ve Din, Remzi Kitabevi, İstanbul.
DRAZ, Abdullah, 1978, Din ve Ahlak İnancı, Çev. Akif Nuri, İstanbul.
ELIADE, Mircea, 1991, Kutsal ve Din Dışı, Çev. M. Ali Kılıçbay, Gece Yayınları, Ankara.
SARIKÇIOĞLU, Ekrem, 2002, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, 4. Baskı, Fakülte Kitabevi, Isparta.
TÜMER ve Abdurrahman KÜÇÜK, 1997, Dinler Tarihi, Ocak Yayınları., Üçüncü Baskı, Ankara.
VERGOTE, Antoine, 1999, Din, İnanç ve İnançsızlık, Çev. Veysel Uysal, Marmara Ünv. İlahiyat Fak. Yayınları, İstanbul.