Batı’ya şöyle bir göz attığımızda; Batı dünyası din ve dünya arasında bir ayrım yapma gayretine girmiştir, bunun nedeni de aydınlanma çağının bir sonucu niteliği taşımasıdır. Ne var ki bu ayrım pek gerçekçi değildir. Amaçlı ve değer yüklüdür. Bu denklem din ve dünya şeklinde kurulamaz çünkü dinin karşıtı; din-dışı, kutsalın karşıtı; kutsal dışı olmalıdır. Din yalnızca kutsal unsurlara sahip olabildiği gibi dünyevi öğelere de sahip olabilir. Puta tapmak gibi. Ünlü Din sosyologu Weber’in deyişiyle: “Çünkü dinde bu dünyada yaşamaktadır”. Bir değer yükleme ile herhangi bir dünyevi nesnenin kutsallaştırılabilir olması, farklı konumlarda bulunabileceğini ve dolayısıyla da din ve din dışı ayrımı için bir ölçek olamayacağını gösterir. İlkece bir kutsallığın varlığı muhakkaktır ve onun salt kaynağı da Yüce Allah’tır. Ancak kutsallık diğer dünyevi nesnelere olgular aktarılarak ikinci bir tür kutsallar üretilebilir. Kutsal konusunda kutsanan madde kadar kutsallığı o nesneye atfeden insanın durumu da önemlidir. İnsanoğlunun kutsala yönelik bir eğilimi vardır ve doğası gereği onu bulmaya ve onunla ilişki kurmaya muhtaçtır.
İnsanın kendisini anlama gayreti bu süreçte kutsal olana ulaşmasını(Manada Allah’a ulaşmasını) yada ulaştığı bir şeyi kutsamasını doğurabilir(Bir ağaca tapması gibi).
Bundan dolayıdır ki kutsal olanla kutsayan insan arasındaki ilişkiler tüm değişimlere rağmen sürmektedir ve de sürecektir. Kutsal her zaman dini içerik taşımayabilir, dünyevi kutsallar da vardır. Salt dünyevi bir olguya, dini bir nitelik kazandırılabildiği gibi, belli özellikler yüklendiği oranda bir şey kutsallaşır. Kutsal ve kutsal dışı, insanın dünyadaki iki var oluşsal biçimidir. Kişi bir yandan bireyselliğini ve tekniğini düşünmekte, diğer taraftan daha üstün bir varlığın veya oluşumun içinde yer almaktadır. Sakramentalizm kutsallığın sadece bir din sorunu olmadığını, bir din dışı alanın da olduğunu göstermektedir.
Evet, herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse bir şey yapamıyor! Doğrudur! Herkes her şeyi biliyor ama yanılıyor! Doğrudur! Herkes her şeyin açık seçik ortada olmasını istiyor ama hiç kimse özeline karışılmasını istemiyor! Herkes her şeye anlam yüklüyor ama çoğu kimse şimdiye kadar o meseleye yüklenen anlam neymiş deyip, merak edip açıp bir okumuyor! Daha çoook farklı perspektif sunulabilir ve inanın sayfalarca farklı farklı bakış açısı ortaya koyulabilir. Peki, ama doğru olan ne? Gerçek, hakikat ne? Tek mi? Binlerce mi? Milyonlarca mı? Ne? Arkadaşlar, herkes için gerçek ve doğru olan, içinde bulunduğu dünyanın kendisi ile orantılıdır. Tabi bu noktada yine bir çatal ayrımı söz konusu! İnsanın içinde bulunduğu Madde dünyası mı? Yoksa kendi iç; psikolojik dünya mı? İnsanın içinde bulunduğu dünyanın kendisi derken ben bir ayrımdan söz etmiyorum, ancak bazı insanlar için bu ayrım söz konusu. İşte tartışmanın önemi de tamda burada ortaya çıkıyor! Problematiğin çıkmazı tamda burada! Evet aslında ayrılmamalı; ancak modern dünyanın kriterleri diyebileceğimiz kategoriler , kimimizi maddeci, kimimizi de sadece manacı bir hale getirdi. İşte bizlerin, şöyle bir durup, kendimizin bu ayrımın neresinde olduğumuzu gözden geçirmemiz gerekiyor. Eğer madde ve mana dünyamızda uzunca bir mesafe oluşmuşsa, kendimize bir çeki düzen vermemiz için bu makale iyi bir fırsat. Madde ve mana dünyamızı dengelememiz şart. Sağlıklı bir yaşamın bir numaralı kurallarından biri diyebilirim. Çünkü hayata yüklediğimiz anlam çerçevesinde, dünya bunu anlıyormuşçasına kendi anlamını oluşturmakta ve omuzlarımıza yüklemektedir. Yükün sahibi ne kadar biz isek, yükün sebebi de o kadar biziz…



