Dil; milli kültürü yaşatan ve yayan bir araçtır. Bir milletin maddi ve manevi varlığı ile ruh hali, hayata ve âleme bakışı, ferdi ve toplumsal etki-tepkisi dilde yaşatılır ve dil ile yansıtılır. Her milli dil, o milletin kültürünün ve biliminin çatısıdır. Dilin sözcük varlığı ile kültürün zenginliği / yaygınlığı arasında doğru bir orantı vardır.
Dil, bir toplumu millet yapan en önemli özelliktir. Kültürü de kültür yapan ve yaygınlaştıran temel araç yine dildir. Dil birliği, kültür planlamasıyla, iletişimdeki hız / yaygınlık kalitesiyle büyür ve “bütün” oluşturulur. Yazılı, görsel ve sözlü olarak insan tarafından oluşturulan her değer veya durum dil/kültür bileşkesinin ürünüdür. Bu ürünün evrensel değerler ve normlarda kendi insan potansiyeli alanını belirlemesi ise milliliktir.
M.Ö.4000 yılına kadar uzanan Türk kültürünün, bu zaman diliminde yayıldığı coğrafyalar, diğer egemen kültürlerin hâkim olduğu coğrafya sınırlarıyla karşılaştırılamayacak kadar geniş bir alanı kapsar. Türk-İslam kültürünün tarihi belgeseli ve günümüz sorunları -batı kaynakları dışında- Güney, Doğu ve Uzakdoğu kaynaklarıyla, doğru bir yöntemle yeniden gözden geçirilirse, geleceğe dönük yeni yaklaşımlar / açılımlar çıkarılabilir. Türk-İslam Kültür Bütünü’nün ekonomik, sosyal ve siyasi plan ve programlarını, bilimsel kaynaklara bağlı kalarak yasa, tüzük ve yönetmeliklere taşımak şarttır.
Dünya sınırları içerisinde bir dilin kaplama alanı, aynı zamanda o dili konuşan milletin de kültür bütünü meydana getirdiği, milli stratejik alandır. Dünyada 30.000 farklı dil konuşulduğu tespit edilmiştir. Fakat etkin dil ailesi olarak 7–8 dilden bahsedilebilir. Bunlardan biri de Türkçe’dir.
Türk-İslam kültürünün politikası tespit edilirken kültürün kaynağının halkın üretimine ve üretimin dil ile iletimine dayandığı çok iyi bilinmeli. Türk-İslam kültürünün tabi coğrafyası içinde yaşayan halka ulaşılmalıdır. Dilde milliyetçilik ırkçılık olmadığı gibi, milli bir dili olmayan milletler egemenliklerini yitirdikleri bilinmektedir. Türk-İslam egemenliğinin sürmesinin teminatı Türkçe’dir. Bu gerçeği kabul etmemek küresel dil emperyalizminin taşeronluğunu yapmak demektir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, dil, bir toplumu millet yapan en önemli özelliktir. Kültürü de kültür yapan ve yaygınlaştıran temel araç yine dildir. Dil birliği, kültür planlamasıyla, iletişimdeki hız / yaygınlık kalitesiyle büyür ve “bütün” oluşturulur. Bu bağlamda benim ifade ettiğim ortak dil oluşturma zaruretinin önemini vurgulamak istiyorum.
Toplumsal olarak nasıl anlaş malıyız? İletişim sürecini nasıl olumlu hale getiril meliyiz? Ve gerçek özgürlükler açısından nasıl bir strateji oluşturul malıyız? Bir örnekle açıklayalım.
Kültür biline gelen tanımlarıyla çok çeşitlilik gösterir. Bu noktada aslında kültür tanımları, tanımı yapan bilim adamları tarafından, aynı olguyu ortaya koyma gayretleriyle doludur. Söylenen şey çoğu zaman farklıdır ya da öyle algılanır diyelim. Aslında aynı şeyler söylenmeye, anlatılmaya çalışılır. Sonuç olarak ta çok tanımlı ve çok başlı, tam anlamıyla açıklanamamış, bir tanımlar silsilesiyle karşı karşıya kalırız. Tüm bunları okuyup öğrenen, böyle bir altyapı ile yetiştirilen bir sosyal bilimci olarak bana bile yukarıdaki cümlenin sonunda öğrendiğim bilim şunları söyletir;
— Evet, kültür toplumdan topluma, coğrafyadan coğrafyaya, iklimden iklime çok çeşitli faktörlere göre değiştiği için tek ve anlamlı bir tanım ortaya koyamayız! Kültür insan gibi canlıdır, dil gibi canlıdır, devamlı değişir.
Bu sebeple de hiçbir zaman, hiç kimse kültürün tanımını ve ne olduğunu kendi yaşadığı çağda bilemeyecek ve açıklayamayacak demektir
İşte bu, bir sorun mudur yoksa çokluktan oluşan tabiri caizse mozaik taşları gibi rengârenk, estetik anlamda bir görsellik sergilediği için parçaların uyumu sonucunda ortaya çıkan bir güzellik midir? Doğru kelime burada “Uyumdur” her şeyde olduğu gibi. Tabi burada açıklamanın muhat tabıda kültürdür!
Sevgili düşünme ve üretme gayreti içinde olan gönüldaşlarım. Laiklik, demokrasi, inanç, sevgi, değerler bunların hepsi aynı yukarıda kültür için söylediklerimiz gibi anlaşılması ve açıklanması bir türlü mümkün olmayan, mümkün değilmiş gibi gösterilmeye çalışılan ve sonuçta da, ilerlemenin durduğu hatta gerilemeye başladığı noktalarda yolun açılabilmesi, aydınlanabilmesi için güçlü bir nitelik taşıması adına “ORTAK DİLDE” bir araya gelebilmek şart.
Biz yüzyıllar süren bir kültürün parçaları ve temsilcileriyiz. Suya atılan bir taşın suda oluşturduğu dalgalar gibi genişleyen ve genişledikçe de gücü zayıflayan bir nitelik taşır haldeyiz ne yazık ki. Tüm bunların yegâne sebebi her alanda ortak bir dilimizin olmayışıdır! Evet, bilimde, dinde, kültür ve sanatta maalesef ortak bir dil geliştiremedik ve halada çırpınıyoruz.
Birileri hala başörtüsüyle laikliği zıt ve karşıt görüyor. Birisinin olduğu yerde diğerine kesinlikle yaşama şansı yokmuş gibi insanlarımıza empoze ediyor. Gece iken nasıl gündüz olamazsa, başörtüsü ilede laiklik bir arada olamaz deniyor. Birileri şeriat başka din başka diyor, . Birileri siz Tanrı diyeceksiniz, siz Allah diyor, birileri davası için hapiste yatıyor, birileri davası için yalan söylüyor, meşruu olması neyi değiştirir.
Bir kez daha aynı noktaya bastıra bastıra değinmek istiyorum. Toplumsal yapının analizini yaparken ortak olan değerlere özen göstermeliyiz ve bu ortak noktaların temellerini güçlendirmeliyiz. Üzerine yapıyı tekrar tekrar en ideali olana kadar kurmalıyız. Yeniden denemelerle, zorluklarla, alın teriyle kurmalıyız. “Ortak dil de birleşmeliyiz.” Bu toplumsal yapı, iyi analiz edilerek ve devletin oluşturacağı sosyal politikalarla gerçekleşebilir.
İşte bu noktada genç kardeşim sen hazır mısın? Donanımın tam mı? Kendini ne kadar geliştirdin? Ne kadar okudun? Görev Allahın izniyle sana nasip edildiğinde ne kadar hakkını verebileceksin? Unutma ameller niyetlere göredir.. Çok çalış, çok çalış ve yine söylüyorum çok çalış…
Ortak değerlerde birleşen inananların, ne kadar da farklı düşünseler, ortak bir dili var sakın unutma! ve ona sımsıkı sarıl. Kur-an’ı oku, Kur-an oku.. Oku, yaşa ve uygula. Bak neler değişecek, yaşanması çekilmez dediğin bu dünyada. Arapçasını da oku, Türkçesinde. Oku ve anla. Arapçasını Allah (cc) nun hoşuna gittiğini düşünerek oku hatta sevdan için Arapça öğren. Unutma yok boş zamanın. Zaman çok değerli. Yapamam deme! İmkânsız deme! Çıkar bu kelimeleri lügatinden!. Milletin için oku, vatanın için oku, insanlık için oku, adalet için oku, kendini bilmek için oku… Bu devletin, milletin hatta dünya halklarının, yaratılanı yaratan aşkına seven, hakkı adaleti her şeyin önünde gören bir güce ihtiyacı var. Bunu sakın unutma. Değerini bil, özel olduğunu bil, insan olduğunu bil, en önemlisi de; Kul Olduğunu bil Ve Ölümü Sakın Unutma…![]() | ![]() | [1] 2 | ![]() | ![]() |



