TÜRKİYE’DE SUÇLU DAVRANIŞIN TESPİTİ
VE
SUÇLULARIN REHABİLİTASYONUNUN
TOPLUMSAL ÖNEMİ
Suçun nedenlerinin araştırılması çabalarının temelinde toplum düzeninin ve toplum içindede bireyin hak ve özgürlüklerinin korunması amacı yer alır. Çünkü toplumlar karmaşıklaştıkça gelişen iş bölümü, insanlar arasındaki etkileşimi de arttırır. Topluluk yaşamında hâkim olan dayanışma ve yüz yüze ilişkiler yerini bireyselliğe ve resmi ilişkilere terk eder. Bu durum sosyal kontrolü güçleştirir ve yazılı hukuk kurallarının varlığını ve düzenli işleyişini gerektirir. Suçlu davranışın nedenlerinin en önemli etkenlerinden birinin sosyal çevre olduğu yaygın bir biçimde kabul görür. Bu nedenle suçlunun Topluma geri kazandırılması adına rehabilitasyonu önemli bir yer tutar. Özellikle çocuk suçlular bu konuda ayrı bir önem taşır. Ülkemizde hükümlülerin rehabilitasyonu ki,-bu suçlu davranışın açıklanması için çok önemli bir çalışmadır,- daha hazırlık aşamasındadır.
Türkiye’de suç konusundaki akademik çalışmalar yeni ve sayıca azdır. Suçu özellikle disiplinler arası bir yaklaşımla inceleme çabalarına ise henüz rastlanmamaktadır.
Sayın Prof. Dr. Tülin GÜNŞEN İÇLİ’nin de ifade ettiği gibi suçun nedenlerini anlamaya ve kişileri suç işlemeye yönelten sosyal problemlere, gerek çocuk gerek yetişkin suçların rehabilitasyonlarına yönelik çözümler üretmek amaçlı ulusal ve uluslar arası düzeyde bilimsel araştırmaların yapılmasının ve bu yolla konu ile ilgili yeni sosyal politikaların hazırlanmasını temenni ediyorum. Çünkü gerçekten suçlu davranışın altında yatan faktörlerin tek nedenle açıklanamayacağını düşünüyorum. Farklı bilim dallarının birlikte çalışması sonucunda ( SOSYOLOJİ-PSİKOLOJİ-HUKUK vb. ) suçlu davranışların nedenlerinin tespitinin sağlanması, suçluların rehabilitasyonunu kolaylaştıracak ve buda suç oranlarını düşürmekte ve toplum düzenin sağlanmasında bir nebze dahi çok etkin bir rol oynayacağı kanısındayım. İnsan topluluklarında davranışları yönlendiren, biçimlendiren bazı kurallar vardır. Çocuğun doğumundan itibaren önce ailede başlayan daha sonrada okulda ve arkadaş çevresinde devam eden sosyalleşme süreci kişinin yaşamı boyunca devam eder.
Toplumda kültürün belirlediği örf, adet, gelenek-görenek, hukuk kurallarına uymayan
davranışlar sapmış davranışlar olarak nitelendirilirler, yasalara uymayan suçlu davranışın yaptırımı yazılı olarak belirlenmişken, gelenek-görenek, örf ve adetlere uymamanın sapma olarak nitelendirilmesi durumu görelidir; yani değişkendir.
Uyum kadar sapmada evrensel bir olgudur. Sapma kavramı her tür norm ihlaline,
suç ise sadece yasalarda yasaklanmış olan davranışlara uygulanır. Sapma ve suçun incelenmesi çok önemlidir. Çünkü bu bizim, toplumun işleyişini anlamamıza ve sosyal problemleri çözmemize yardımcı olacak, sosyal politikalar geliştirmemize etkin bir biçimde yardımcı olacaktır. Suç Faaliyeti, doğuştan olan veya sonradan kazanılan özellikleri ile değil, içinde cereyan ettiği sosyal durumla tanımlanır. O halde diye biliriz ki, suç tümüyle tanımlı bir faaliyettir.
Suç kavramı vardır. Çünkü bazı faaliyetler bu şekilde tanımlanmışlardır. Yapılan tüm suç ve sapma tanımları görelidir. Bu nedenle suçlu davranışı tanımlayabilmemiz için toplumların kültürel değerlerini temel almalıyız. Bu bağlamda T.C. Türk ceza kanunun, suçu şu şekilde tanımladığını görüyoruz: ”Suç isnad yeteneğine sahip bir kişinin kusurlu iradesinin yarattığı icrai veya ihmali bir hareketin meydana getirdiği yasada yazılı tipe uygun, hukuka aykırı ve müeyyide olarak bir cezanın uygulanmasını gerektiren bir eylemdir.” Evrensel yasalar oluşturulmaya çalışılmada, küreselleşmenin ayrı bir tartışılması gereken konudur.
Türkiye, muasır medeniyetler seviyesine sıçramak için olanca gücüyle hamleler etmekte, tabi buda doğal olarak bir sosyal-kültürel ve ekonomik anlamda değişimi beraberinde getirmektedir. Tabi ki bu değişim sancılı olmak zorundadır. Burda sancılıdaki kastım çok geniş bir anlam içermektedir. Suç oranlarının artışındaki nedenlerin temelinde bu sancılı değişimi bulmamız kaçınılmazdır, her toplumsal değişme sürecinde olduğu gibi.
Türkiye Tanzimatla beraber batı toplumların modelini kabul etmiştir. Cumhuriyetle beraber değişen, gelişen modernizasyon çarkının baskısı neticesinde, toplumsal senkronla millette öyle ya da böyle benimsemek gereğini hissetmiştir. Alışmak gibi bir şey bana göre bu. Batının tekniğini alıp, kültürünü ve değerlerini kapının dışında bırakma mantığı Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’ünde belirttiği gibi bana göre çok zordur. Her sosyal değişme, her kültür iktibasının-yeniliğin bir toplumdan diğerine aktarılma süreci-aynı zamanda o yeniliğin arka planındaki zihniyet, değerler ve ahlaki davranışlarının alınmasına yol açar. Bu da illaki bir toplumda zihin karışıklığına ve belli kesimlerde şoklara sebep olabilir. Hele ki birde kitle iletişim araçlarının tüm evleri ve zihinleri işgal etmesi, zihinsel bir terör estirmesi ile birlikte bu sürecin daha da hızlandığını göz ardı edemeyiz Buda bir toplumda suçun, suç anlayışının değişmesine ve suçlu davranışın artmasına neden olmaz mı?
Türkiye de son yıllarda suçun niteliklerinin ve suç oranlarının artmasında ki sebeplerin temelinde yatan unsur, Suç işlemenin, zengin olmak adına prestij olduğu bir anlayışta bence bazı değerlerin yitirilmişliğine bağlanabilir. Tabi çok indirgemeci bakmamak lazım; çünkü biliyoruz ki sosyal bir olay bir faktörle açıklanamaz, birden çok etkeni olduğu göz ardı edilemez. Bu bağlamda, Türkiye’de son yıllarda suç oranlarının artış sebepleri;



